Deprem ve hukuk & deprem tazminatına dair


Geçtiğimiz Cuma günü İzmir ilimiz yakınlarında meydana gelen deprem sonrası yine ağır can ve mal kayıplarımız oldu.



Yediden yetmişe canımız yandı. Ağıtlar yaktık, dilekler diledik.

İnsanoğlunun evvela farkındalık alması gereken husus, depremlerin adından da belli “doğal afet” olduğu gerçeği.

Basitçe, arzın bilinen milyarlarca yıllık geçmişindeki yer hareketlerinin canlı endamı.

Yer bilimcilere göre, tüm canlı alemi olarak bırakın şikayet etmeyi, varlığımızın tesis ve devamını dahi bu doğa olaylarına borçluyuz.

Bildiğimizi sansak da yeterli ders almadığımız (bence her bina girişine asılması kanunen zorunlu olması gereken) harika deyiş; “Deprem öldürmez, kötü yapı öldürür” gerçeği.

Yanı sıra depremlerin dini imtihandan ziyade mühendislik imtihanı olduğuna dair gerçekçi yorumu da takdirlere bırakıyorum.

Gelelim hukuk dünyasına.

Her şeye dair bir sözü ve dahli olan hukuk, ki zira “Hukuk hayattır.” Deprem gibi doğal afetlerle de tabii ki ilişkilidir.

Öncesinde yasalar, genelgeler gibi kurallar, sonrasında da olayların ardından mahkemeler ve üst mahkeme kararlarıyla uluşan içtihatlarla Depremler  sonrasında vatandaşlar, kişiler, kurumlar arasında yaşanabilecek, yaşanan kurum ve ihtilaflara yol gösterilmiştir.

Söz gelimi  basit örnekte yıkılan bir yapıda enkaz altında kalıp sakatlık geçiren bir vatandaş, hatalı yapının sahibine milyonluk maddi manevi tazminat davası açmış, dava kabul edilmiştir.

Yapının 20-30 sene önce yapılmış olması zamanaşımı engeline takılmamış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu zamanaşımının ancak zararın doğduğu – zararın ve zarar verenlerin öğrenildiği deprem gününden başlayabileceği gibi modern hukuka uygun -akılcı bir karar vererek yüreklere su serpmiştir.

Deprem sonucunda işyeri kapanan, işi aksayan, çeşitli can ve mal zararlarına duçar kalan özel ve tüzel kişileri de bu kapsamda düşünmek gerekir. Esasen idarelerin tazminat sorumluluğu dahi bu kapsamda ayrı bir başlıkta da incelenebilir.

Kiracıların da birçok hallerde yapıyı yapanlar dışında mal sahiplerine rücu davaları hakkı söz konusu olacaktır.

Gerek kanun yapıcı meclis, gerekse hükûmet, idareler ve örnek İçtihatlar koyan mahkemelerin deprem sorumluluğunu bu tür kural ve kararlarla genişletmeleri, kurumlar ve kişilerin sorumluluk bilincini de bir o kadar artıracaktır.

Zira başımıza gelen her tür felaket ve olumsuzlukların ana sebebi, sorumsuzluk hukukunda yatmaktadır.

Tekrar İzmir depreminde kaybettiğimiz canlara rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır, yaralılara acil şifalar dilerken, bir yanda da sanırım ülkemdeki tüm  kişi ve kurumların bundan böyle sorumlulukla davranmaları en iyi dilek olacaktır.

Saygılarımla…

Yorum Ekle