Çünkü gençmişim


Bazı kıymetlerin kıymet olduğunu, hayata tat ve zenginlik kattığını; kıvamı ve lezzeti yerinde yiyecekler, şarabi renkli meyler, zorluklar sonucu varılan yolların bitimindeki zaferler olduğunu ne yazık ki anlayamıyoruz.



Gençken. Evet. Hücreler yıpranmamış, dokular diri, saçlar gür, bedenler ince, vücut sıhhat dolu, gözler keskin, enerji sonsuz ve fakat algılayış, değer bilme, tat alma, ruhun olgunluğu, yaşamla edilen dansın kusursuzluğu ne yazık ki zayıf. Gençken. Çoğu şey yerli yerine oturmamış, sıkıntılı, sarsak, bunalımlı, tatsız, yavan ve aceleci.

Gençken tahsil yaptığım güneydeki deniz memleketinde kıyıdaki sayısız kafelerden birine oturup, tuzlu ve özgür deniz meltemine güneş bronzu tenimi teslim ederek içimdeki sulh ve sakinlik duygularıyla kitap okuyup çok sevdiğim kahveyi yudumlayarak o anın keyfini çıkarmadığımı anımsıyorum. Daha çok denize gitmediğimi, tenime daha çok kum ve çakıl taşı değdirmediğimi kederle anımsıyorum. Evet çınar ağaçlarına aşık olduğum doğrudur. Ama sevebilirdim tozlu ve soluk sarı palmiyeleri de. Sevmemeyi seçtim. Neden bilmem. Gençtim çünkü. Oysaki ülkenin en uzun kıyı şeridine sahip bir deniz cennetinde tahsil yaptım. Ne garip. Çünkü sulh yoktu. Hızla koşturan kaba ve aceleci kalabalıklar vardı içimde; birbirine çarpan, özür bile dilemeden ilerleyen asık suratlı ve telaşlı kalabalıklar yürüyordu damarlarımda. Gençken. Hep daha iyisini yaşayabileceğini düşünerek şimdiki zamana burun kıvıran ruhlarımız, o anlar yitip gittiğinde evin bir köşesinde öylesine bekleyen tozlu ama parlak taşın aslında bir mücevher olduğunu anlıyor. Kaybolduğunda.

Arkeoloji okurken burnumdan gelen günlerim ve gecelerim, bazen bunalarak girdiğim dersler ve bazen ders yarısında koşarak çıktığım sınıflar, o terimler, o Yunanca ve Latince kelimeler, ölü gramerler; diaların yardımıyla tanıdığım onlarca büst, tapınak, seramik, yontu, lahit ve nicesi şimdi apansız karşıma çıktığında neden daha severek, anlayarak ve keyiften dört köşe halde okumadığımı, mezun olduğumda elime tutuşturulan ve o zamanlar nedense sıradan bir kağıttan farksız gibi gelen diplomamın şimdi trilyonlar verilse vazgeçmeyeceğim nişanem olduğunu görüp kederleniyorum. Çünkü gençtim. Gençlik kıymet bilmezlikmiş demek.

Ela gözlü babaannemle mavi gözlü anneanneme niçin daha çok sarılmadığımı, neden yaşarken onları daha çok konuşturup beyin kıvrımlarında yaşayan anılarını bir teyp gibi kendi beyin kıvrımlarıma hapsetmediğimi, neden yaşadığım şehirde basılmadık sokak bırakmadığımı; değdiğim, dokunduğum, tattığım, gördüğüm, kokladığım, hissettiğim, deneyimlediğim her bir ayrıntının güzelliğini ve o ayrıntıların içinde bir istiridye incisi gibi ışıldadığımı neden o zamanlar fark edemedim ki? Çünkü gençtim. Çıraklıkmış meğer gençlik denilen şey. Kıymet bilmeden savuşturulan, geçiştirilen, tortop edilen, bir kenara fırlatılan güzelliklermiş. Ben ne kadar güzelmişim meğer. Yaşadığım şehirler ne güzelmiş. Sıcaklığından şikayet ettiğim, sunturlu küfürler savurduğum o şehir, ne güzelmiş. Sahip olduklarım ne güzelmiş. Okuduğum bölüm ne güzelmiş. Doya doya gitmediğim deniz, tenime adamakıllı sindirmediğim yosun kokusu, tanıdığım insanlar, yürüdüğüm yollar, aynada gördüğüm kendi aksim, yansımam ne güzelmiş. Bilememişim. Çünkü gençmişim.

Şimdi de gencim. Yirmi yıl sonrası için. İşte tam da bu yüzden kendimi daha da çok sevmeliyim.           

bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort istanbul escort escort istanbul escort şişli escort beylikdüzü escort sakarya escort