Bursa depreme hazır mı?


Bugün Bursa’da olası bir deprem konusunda çok ciddi çalışmalar yapılıyor. Sayısız profesyonel ekip, olası deprem için hazırlık yapıyor.



Ancak olası bir depremde neden binaların yıkılmasını bekleyelim. Ya da insanların binaların altında gömülmesini bekleyelim?

Bursa, olası bir depreme hazır mı? Tüm Bursalılar bunu merak ediyor. Acaba Bursa’da, olası bir depremde yıkılması muhtemel konutlar konusunda neler yapıldı? Kaç bina yeni deprem koşullarına göre sağlamlaştırıldı? Bir zamanlar bataklık olan Bursa Ovası üzerinde, birinci derece deprem bölgesinde yine niye çok katlı yapılar yapılıyor? Olası bir deprem sonrası çıkabilecek yangınlar karşısında, özellikle de doğalgaz yangınları karşısında ne yapıldı?

Bursa, 17 Ağustos depremini yaşamadı. Çok uzakta olan bir depremi, sadece hissetti. Bursa’yı etkileyecek olası iki önemli deprem bekleniyor. Bunların biri, İznik, Gemlik ve Mudanya hattında uzanan faydır. Bu fayın hareketlenmesi sonunda, tarihsel depremlerde özellikle İznik ve Gemlik’te büyük tahribatlar olduğu görülmektedir. Bu tarihsel depremlerden ders alınmadığı için, İznik ve Gemlik’teki fay üzerinde, hem de adeta çamur yığınları üzerinde apartmanların yapılmasına izin verilmiştir.

Bursa, İznik-Gemlik fayından çok fazla etkilenmeyebilir. Ama asıl beklenen Bursa merkezli bir depremdir. Bursa merkezli bir depremde, kente ne kadar tahribat yapabileceği konusu hiç araştırılmadı. Bursa’nın hangi semtinde, ne kadar tahribat olacağı, ne kadar ev yıkılacağı, hatta ne kadar ölü olabileceği tahmini yapılmalı. Böyle bir projeksiyon, felaket tellallığı gibi görünse de, alınacak önlemler konusunda son derece yararlıdır.

İzin verirseniz, felaket tellallığı saymazsanız eğer, Bursa’daki olası bir depremde nasıl bir tahribat olacağını ve neyle karşılaşacağımızı projeksiyon altına almak istiyorum.

Bugün depremleri anlamanın en önemli yolu, bölgede yaşanan tarihsel depremlerdir. Bursa’nın son üç-dört yüzyıldır yaşadığı en büyük felaket ise kuşkusuz 1855 depremidir. Bu depremde yaşanan felaketlere bakarak, şiddetini 7’nin üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Bursa’da beklenilen depremin de 7’nin üzerinde bir deprem olabileceği varsayılabilir. Dönemin Ermeni kroniklerinden Avedis Berberyan "Bursa'da müthiş deprem” başlığı ilgili 1855 depremini şöyle anlatır: “Camiler, türbeler, çarşılar ve hanlar gibi çok sayıda yapılar harap oldu. Yıkıntılardan çıkan yangın, ahşap yapıları ve 3 bin kadar evi yaktı. Zarar ziyan 100 bin kese altın olarak tahmin edilmektedir. Yıkıntılar altında 2 binden fazla insan yaşamlarını yitirdi.”

40-50 bin nüfuslu Bursa’da 2 bin ölü demek, yaklaşık kente yaşayanların yirmide biri anlamına gelir. 1855 depremindeki kayıpların, kentin sağlam zemininde ve bir-iki katlı Bursa’da yaşandığını da dikkate alınmalıdır.

1855 depremi, ya da Küçük Kıyamet

Bursa’nın son üç-dört yüzyıldır yaşadığı en büyük felaket olan 1855 depremi Bursalılarca Küçük Kıyamet olarak anılmıştır. Depremin ne zaman olduğu ve ne kadar sürdüğü kaynaklarca karıştırılmaktadır. Örneğin Kazım Baykal depremin 1854 yılında olduğunu yazar. Dönemin en önemli Bursa kaynağı olan Bursa Kılavuzu’na göre de 30 Ocak 1855 tarihinde, bir Ermeni kaynağına göre ise deprem 16 Şubat 1855 tarihinde, saat 09.00’da olmuştur.

Bursa’daki depremin dikey atımlı mı, yoksa yatay atımlı mı olduğunu da, 1855 depreminden öğrenebiliyoruz. Bir Ermeni kaynağına göre deprem, “güneyden kuzeye doğru, birkaç saniye sürdü. 15 dakika sonra deprem korkunç bir uğultu ile gök gürültüsü gibi aksederek, yaklaşık on saniye sürdü ve çeşitli sarsıntılarla sona erdi. Aynı saate çok şiddetli olarak İstanbul'da dahi hissedilmiştir.”

1857 yılında Bursa’ya gelen G. Perrot’a göre, “iki aylık aralıklarla iki korkunç sarsıntı kenti alt üst etmiş, Bursa neredeyse tümüyle yok olmuş.” Bursa depreminde en büyük tahribatı artçı depremlerin yaptığı anlaşılıyor. Ermeni kaynağı bu artçıların yarattığı sonuçları şöyle anlatır:

“Birinci sarsıntıdan sonra evlerine dükkanlarına ve meşguliyetlerine dönenler, ikinci depremden korkup, dehşete düşerek avlulara, bahçelere ve alanlara doğru kaçışmaya başladılar. Büyük panik geçtikten sonra titreyen birçok insanın gözlerinden yaşlar akmakta, ağlayıp sızlanmakta ve Tanrıdan yardım dilenmekteydiler. Her millet ve kişi, sonsuz bir üzüntü ve depresyon halinde idi. Depremin gürültüsünün yankıları, dağlardan kopan kayaların gürültüsü, yıkılan evlerin muazzam ve ünlü camilerin, kargır yapıların duvarların, minarelerin ve diğer yapıların korkunç gürültüsü işitilmekte idi.

Birkaç gün sonra halk arasında korku ve endişe henüz tamamen kalkmış olmamasına karşın, herkes evlerine dönmüş, işiyle gücüyle uğraşmaya başlamıştı. 29 Mart günü gecesi ise bir başka deprem oldu. Bu halk arasında büyük korkuya neden oldu. Depremin ilk darbesi hafif idi. Ancak bir kaç dakika kadar sonra çok şiddetli bir deprem oldu. Bu da on saniye kadar sürdü. Yerin altından uğultular geldi. Sanki yer ve gök gürlemekteydi. Tekrar kalpleri üzen açılı bir manzara oldu. Her kez evlerinden hanlarından ve kapalı çarşılardan dışarı çıkıp alanlara ve özellikle bahçelere toplanmaya başladılar. Bursalıların üzüntüsü, dehşetle birleşip mahşer gününü andırmakta idi.”

Birinci sarsıntıda tüm yapılar tahrip olmuştu. İkinci sarsında da tahrip olan yapıların bir çoğu yıkıldı. İkinci sarsıntıda Hisardaki Manastır ile büyük Kayağan Camii yıkılmıştır. Deprem haftalarca sürdü. Hanlar ve minarelerin üst kısımları, camiler ve birçok hamam yıkıldı, Ulucami'nin bazı kemerleri ve kubbeleri, sayısız ev dükkan yıkıldı, yandı. Şubat ayında başlayan bu birinci depremden sonra kurumuş olan Kükürtlü Kaplıcası'nın suyu yeniden daha bol olarak akmaya başladı. Kırlarda bile korkunç görünümlü çatlaklar açıldı. Bazı eski ağaçlar devrildi. Kaynaklara göre deprem gece olmuş olsaydı ölümler, 2-3 misli fazla olabilirdi.

Hayrullah Efendi de depremin hemen sonrasında geldiği manzarayı şöyle tasvir eder: “Büyük deprem, kentte ne varsa tüm anıtları ve evleri yıkmıştı. Sokaklar molozlar ile dolmuştu. Ulucami'nin içine girilmez, Çelebi Sultan Mehmet'in cami ve türbesi tarafına varılmaz halde idi. Kentin içi yanmış, yıkılmış, birbiri üstüne yığılmış yapılardan bir harabelik durumuna gelmiş."

1858 Depremi

1855 depreminden sonra artçı bir deprem mi yoksa yeni bir deprem mi bilinmez, 1858 veya 1859 yılında da büyük bir deprem olmuştur. Bu deprem, hem Bursalıları korkutmuş, hem de, yarım yamalak kalmış olan yapıların yıkılmasına neden olmuştu. Bence bu bilgi, deprem uzmanları tarafından çok iyi etüt edilmelidir. Çünkü üç-dört yıl arayla Bursa’da iki büyük deprem olmuştur. Belki de ilki, Bursa merkezli, diğeri de Apolyont-Manyas merkezli idi...

1898 yılında, hemen depremin arkasından Bursa’ya gelen Paul Lindau’nun, bu deprem üzerine gözlemleri şöyledir: "Bursa'ya gelişimizden birkaç gün önce, Bursalılara korkulu anlar yaşatan ve gece boyu kısa aralıklarla, fakat şiddetli bir şekilde yedi kez sallayan bir deprem olmuş. Söylendiğine göre, son yıllarda olan en şiddetli depremmiş. Bazı Bursalılar o kadar korkmuşlar ki, anılarında 1855 yılındaki depremin acı sonuçları canlanıvermiş. Benim karşılaştığım Bursalılar olaydan birkaç gün geçmiş olmasına karşın halen olayın etkisindeler. Özellikle tam gece yarısına doğru meydana gelen ve en şiddetli sarsıntı dedikleri ikinci sarsıntıda tüm Bursalılar paniğe kapılmışlar. Sarsıntının etkisiyle sallanan ve çatırdayan evlerini gören Bursalılar, kadın-kız, çoluk-çocuk demeden yüzlerindeki ölümün soğuk korkusuyla ağlaşarak ve yalın ayak karanlık sokağa fırlamışlar. Duvarlardaki ayna ve resimler çivileriyle beraber yere düşmüş, mobilyalar oradan oraya savrulmuş. Kırılacak cinsten ne varsa her şey paramparça olmuş. Kadınlar, kızlar ve çocuklar bağrışıp ağlaşırken, Hıristiyanlar istavroz çıkarıyorlar. Yahudi ve Müslümanlar birleşerek toplu halde dua ediyorlarmış.”

1855 depreminde nereleri tahrip olmuştu?

1855 yılında, depremden hemen sonra Bursa'ya gelen Ubicini, Bursa’nın dörtte üçünü harap olmuş görür. Kaynaklara göre Bursa’da en çok tahribat olan yerlerin başında Hisar dibindeki Rum mahalleleriydi. Bunun en önemli nedeni de yamaçlardan büyük kayaların evlerin ve fabrikaların üzerine düşmesiydi.

Kaynaklara göre, Türklere ve Rumlara göre Ermenilerin kaybı daha az olmuştu. Buradan da, Setbaşı, İpekçilik bölgesindeki Ermeni mahallesindeki tahribatın diğer bölgelere göre daha azdı. Setbaşı ve Irgandı Köprüsü yıkılmış, Kapalıçarşı büyük ölçüde tahrip olmuştu. Depremde, zemini en sağlam olarak görülen hisarda bile önemli tahribat olmuştu. 1869 yılında Bursa’ya gelen Alexander von Warsberc, Tophane’de yıkılan eski manastırın depremde tamamıyla yıkılmış görmüştür.

Olası bir depremde en çok, ovadaki yapıların ne olacağı tartışılıyor. Çünkü 1855 depreminde kent, daha çok Uludağ yamaçlarındaki nispeten sağlam zeminde bulunuyordu. Oysa şimdi, bir zamanlar sular içinde olan Bursa Ovası’nda sayısız apartmanlarla dolu mahalleler oluştu. Bu bataklık alanda kurulmuş mahalleler, olası depremde nasıl bir son bekleyeceğini tahmin etmek için elimizde bazı ip uçları vardır. Bu ip uçlarından en önemlisi, 1855 depreminde ova köylerinin ne durumda olduğudur. Örneğin Bursa’da en büyük tahribat, Tepecik köyünde olmuş, bu köy yerle bir olmuştur. Köyde, o tarihte bir-iki katlı ahşap evlerde yaşayan 48 kişi ölmüştür. Demirtaş ile Panayır köyü arasında bulunan Tepecik adlı Rum köyü, adeta yere gömülmüş, bir daha da kurulmamıştır.

Depreme kışın yakalanmamak

17 Ağustos depremi de, yaz olduğu için yıkıntılar arasında kalan sayısız insan kurtarılmıştı. 1855 Bursa depremi, kışın olabilecek bir depremde nelerle karşılaşabileceğini bize çok iyi göstermektedir. Çünkü 1855 depreminde insanları yıkıntılar değil, deprem sonrasındaki yangınlar öldürmüştü. Deprem şubat ayı başında olduğu için, soba ve mangalların devrilmesiyle yangınlar oluşmuş, tüm kenti yangınlar sarmıştı. Bunların en büyüğü Kayan yangınıdır. Yangın birçok kola ayrılıp yayılmıştı. Abdülkadir Bey de, reji binasında yangın çıktığını ve ta Tuzpazari’na kadar önüne gelen tüm yapıları kül ettiğini yazmaktadır.

Balıkpazarı olarak anılan Merkez Bankası’nın önündeki bölgedeki bir fabrikada, erkek işçilerle birlikte 30’dan fazla kızın çalıştığı ipek fabrikasının üzerine taşların yuvarlanmasıyla tutuşmuş, fabrikada sıkışıp kalan yaralılar da yangın nedeniyle kurtulamamıştı. Ermeni kaynağına göre, “bunların haykırışları ve bağrışmaları göğe kadar çıktı. Yardım yapılamıyordu. Çünkü dağlık durumda olan bölgede yine bir kaya parçası düşebilirdi. Bu nedenle kimse yardıma gitmek istemiyordu. Nihayet ateş yapıyı ve içindekileri tümüyle yaktıktan sonra çığlıklar sona erdi. Yangın sırasında fabrikanın ipek deposunun penceresinden kendisini sokağa atan bir kadın kurtuldu. Bir kadın da işten erken ayrılması nedeniyle kurtulmuştu. Diğerlerinin tümü yaşamlarını yitirdi.”

Gerçekten beni en çok endişelendiren, kışın yaşanabilecek bir deprem... Olası bir Bursa depreminde binalar yıkılmasa da sobalar yıkılıp, yüzlerce evde yangın çıkabilir. Ya da doğalgaz boruları patlayıp tüm kente yayılan bir yangınla karşılaşabiliriz. Sanırım böyle bir durumda devlet yetkililerinin yapacağı çok az şey var. Böylesi bir durumda, ancak apartmanlarda yaşayan insanları bilinçlendirerek kayıplar azaltılabilir.

Bugün Bursa’da olası bir deprem konusunda çok ciddi çalışmalar yapılıyor. Sayısız profesyonel ekip, olası deprem için hazırlık yapıyor. Ona bir diyeceğim yok... Peki olası bir depremde neden binaların yıkılmasını bekleyelim. Ya da insanların binaların altında gömülmesini bekleyelim. Bence depreme hazırlık demek, yıkıntılar atında kalan insanları kurtarmak için ekipler kurmak olmamalı, onların yaşadıkları binaları yıkılmaz kılmalıdır.

Benim tüm Bursalılar adına bazı sorularım olacak. Acaba Bursa’da, olası bir depremde yıkması muhtemel konutlar konusunda neler yapıldı? Kaç bina yeni deprem koşullarına göre sağlamlaştırıldı? Bir zamanlar bataklık olan Bursa Ovası üzerinde, birinci derece deprem bölgesinde yine niye çok katlı yapılar yapılıyor? Olası bir deprem sonrası çıkabilecek yangınlar karşısında, özellikle de doğalgaz yangınları karşısında ne yapıldı, bizler ne yapmalıyız?

Tüm Bursalılar bunu merak ediyor. Bursa, olası bir depreme hazır mı? Sadece ceset torbaları mı hazırlıyor, yoksa insanların yaşadıkları konutları yıkılmaması için hazırlanıyor? Bursalılar 1855 yılındaki Küçük Kıyamet’i unuttu ama, 17 Ağustos’u kolay unutmamalıdır. Bursa’daki tüm sivil ve resmi kuruluşlar, olası Bursa depremi için gereken hassasiyeti göstererek, takipçi olmalıdır. Bursa depreme hazır olmalıdır.

Yorum Ekle