Bumiad ve çevre düzeni planı’na katkı -4-


Bursa elli yıl öncesine kadar, ağırlıklı olarak bir tarım bölgesi olarak bilinirdi.



 Bursa Ovası, Karacabey, Kemalpaşa, İnegöl, Yenişehir Ovalarındaki arazilerin tarıma çok elverişli olmaları, bu kanaatin destekçisiydi. Arazilerin uygunluğu yanında, çiftçilerin yüzyıllar öncesinden gelen tecrübeleri; sadece ülkemiz için değil tüm dünya için değerli ürünler elde etmeyi sağlıyordu. Tarımın yanında; kaplıca turizmi, Uludağ’daki kayak imkanı, karoseri, tekstil ve konserve tesisleri de Bursa’yı cazip kılan özelliklerdi. Şeftali, Kestane, Zeytin deyince akla ilk gelen illerin başında Bursa geliyordu. Bursa’nın bir diğer özelliği de ülkemizin dört bir yanından ve Balkanlar’dan ciddi sayıda göç almış olmasıydı. Bütün bu faktörler; 1960’ların sonuna doğru bir sanayi yatırımı için cazibe yaratmış oldu. Bu da otomotiv sektörü idi. Hemen hemen aynı dönemde; İtalyan Fiat ve Fransız Renault firmaları Türkiye’de otomobil üretimi için Bursa’yı seçtiler. Her iki kuruluş o günlerde tarımsal niteliği düşük; iki ayrı yerde fabrikalarını kurup, 1971 yılında üretime başladılar. O dönemin makul kapasiteleri olan yıllık 20.000-25.000 adet kapasitelerle kuruldular. Bugün Tofaş’ın yıllık üretim kapasitesi; 450.000... Renault’nun ise 360.000 otomobil ve 750.000 adet motor. Bu iki ana otomotiv kuruluşu; otomotiv yan sanayiinin yatırımlarını da teşvik etmiş oldu. 60’lı yılların sonuna doğru başlayan yan sanayi tesisleri yatırımı için tarıma uygun olmayan Yalakçayır bölgesinde Türkiye›nin ilk Organize Sanayi Bölgesi’nin (OSB) kurulmasına vesile oldu. OSB’ler zamanla Bursa’da ayrı bölgelerde müstakilen oluşmaya devam etti. Bunların bazıları; başlangıçta ilk OSB gibi planlı olarak düzenlenmedi. Devlet otoritesi konuya bigâne kaldı ve sonuçta güzelim tarım arazileri plansız, programsız sanayileşmeye başladı. Ovalardaki sular; sanayi tarafından kullanılmaya ve derelere, çaylara, kirletilmiş halde deşarj edilmeye başladı. İşgücü ihtiyacından dolayı; Bursa nüfusu, göçlerle birlikte özellikle 80’lerin sonlarından itibaren hızla arttı. Bu; konut ve diğer altyapı ihtiyacının artması demekti. Bugün Bursa’nın nüfusu 3.100.000’i aşmış durumda. OSB’lerin sayısı 17. Ayrıca Küçük Sanayi Siteleri ve dağınık imalat atölyeleri var. Sadece sanayide çalışanların sayısı yaklaşık 300.000 kişi. Bu rakam İstanbul’dan sonra Türkiye’de ikincidir. Bir zamanlar önemli bir tarım kenti olan Bursa, çiftçilerin yeni nesillerinin sanayiye işçi olarak geçişine tanık oldu. Şeftalisiyle, kestanesiyle meşhur olan Bursa, bugün bu ürünlere olan ilave ihtiyacını Ege Bölgesi›nden karşılamaktadır. Kamu, gerekli önlemleri almazsa köyden ve üretimden kaçış daha da hızlanacaktır. Ama kamu tarafından yapılacak özendirici planlamalarla tarım arazileri korunursa; Dağ bölgesi (Orhaneli - Keles – Harmancık – Büyükorhan) dahil köyden göçmüş, mesleği tarım ve hayvancılık olan binlerce aile köylerine dönmeye başlayacaktır. Bunun için Devlet; tohum yetiştirme, pazarlama, ihracat zincirinin her kademesinde çiftçinin yanında olmalıdır. Yol göstermeli, destek olmalıdır. Çiftçi kooperatifleşmeye teşvik edilmelidir. İhracata yönelik ürünlerin yetiştirilmesi sağlanmalı, pazarlamayı kendileri yapar hale getirilmelidir. Bursa’da bunların halen uygulanan başarılı örnekleri vardır. Bunlardan birkaçı; incirde Çağlayan, Deveci armudunda Ağaköy, Ahududunda Kestel köylerindeki durum bize ışık tutabilir. BUMİAD’ın kurduğu komisyonun çalışmalarını ana unsur olarak aldığım bu yazı dizisine fırsat yaratmalarından ötürü BUMİAD yönetimine ve komisyonuna çok teşekkür ediyorum. Umarım ilgili kurumlarda, kuruluşlarda ve siyasi platformlarda yankı bulur. Çeşitli yazılarımda değindiğim Bursa’mızın, ülkemizdeki ve dünyadaki önemini diri tutacak, hatta daha ileriye götürecek gayreti hep birlikte göstermeliyiz.

Yorum Ekle