Bugünü de kurtardık mı?


Sorunu yok saydık, kaçtık, unutmaya çalıştık hatırlamamak üzere, bugünü de kurtardık…



Yine bir kadın şiddet kurbanı, onun biricik evladı da bu sahneye şahit oldu. Sosyal medya hesaplarımızdaki paylaşımları bir süreliğine kararttık, olayı kınadık, duyarlılığımızı gösterdik, ya sonra?

Belki bundan çok değil, kısa bir süre sonra yeni bir olay duyacağız. Yine aynı tutumları sergileyip aynı yola döneceğiz. Şiddetin her anlamı ile konu edildiği pek çok yazı yazılmış olsa da her olayda yaşanılan süreç,bir zaman sonra nasıl ve neden uzak hale geliyor ve bu konu hakkında konuştuklarımız azalıyor?

Bir gün görüşme sırasında bir hastam, ayrıldığı eşine evlilikleri sırasında fiziksel ve sözlü şiddet uyguladığını, çocuğunun buna pek çok kere şahit olduğunu söylemişti. Bunu söylerken utanacak gibi oldu ancak ardından babasının da kendisi henüz küçük bir çocukken hem annesine hem de kendisine ve kardeşlerine şiddet uyguladığını belirtmişti: “İyi adamdı babam. Bizi severdi, iyiliğimizi istediği için döverdi. Hele beni… Benden beklentisi çoktu, kardeşlerimin içinde en küçük bendim ama benim çok şey başarabileceğimi söylerdi. Başaramayıp hayal kırıklığına uğratınca da sopayı yerdim.”

İyiliğin, sevginin, desteğin, sahiplenmenin göstergesi olarak addedildiğinde normalleşiyor şiddet. Olması gereken buymuş, böyle de sevmek oluyormuş, hayatın akışının bir parçasıymış gibi, sonucunda bir insan zarar görse bile görmemiş, ölse bile ölmemiş gibi… Saygıdeğer bir hocam şöyle söylemişti: “Her insan değerlidir ancak değerli hissetmek ve buna inanmak bambaşka bir şeydir”.Kendine değer verip buna göre yaşamını sürdürmüyorsa insan, diğerine ne olduğu ile çok da ilgilenmiyor çünkü kendine ne olduğu ile de ilgilenmiyor. Başkalarına verdiğimiz değer kendimize verdiğimiz değerden gücünü alıyor.Diğerinin ne yaşadığı böylece anlamlı hale geliyor ve empati kurabilir hale geliyoruz.Psikiyatristler olarak sık duyuyoruz hastalarımızın kendilerini değersiz hissettiklerini. İnsan otuzlarında değersiz hissetmeye başlamıyor, erken çocukluk yıllarında, çok derinlerde yatıyor bu inanç…

“Moralim çok bozuluyor, haber izlemiyorum artık” diyenlerle karşılaşmışsınızdır. Maalesef haber izlememek, moralimizin bozulmaması için uğraşmak, dünyada ve ülkemizde olup bitenleri, özellikle kadın ve çocuklara yönelik şiddetin her daim kol gezdiği gerçeğini değiştirmiyor. Aksine olanlardan bihaber olmak hayatın ta kendisinden, sorumluluklardan ve acılardan uzaklaşmak için çabalamaktan öteye geçmiyor. Son zamanlarda acılarla yüzleşmek başta olmak üzere olumsuz duyguların, insanlar tarafından uzaklaşılması gerekli duygular olduğuna dair artan inanç, mümkünse yaşanmaması gereken duygular olduğuna dair bir izlenim söz konusu. Cenaze evine, hasta ziyaretine gitmeye çekinen insanlar toplumuna dönüşüyoruz giderek, sırf acıyı paylaşmamak, huzursuzluk yaşamamak için. Ne oldu bizim değerlerimize, duygularımıza?

Zayıf olanın güçlüye yenilgisi doğanın kanunuysa, kadın ve çocuklara yönelik şiddetin anlamını insanın kanunu ile mi açıklamalı? Kadın ve çocuğu zayıf olarak addeden zihin, çaresizliğini ancak bu yolla ört bas edebileceğini düşünen, aciz bir zihindir. Toplumsal bellekte yer edinen toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin getirdikleri, kadına yönelik şiddetin normalleştirilmesine sebep olmaktadır. Buna kanmayalım. Şiddetin her türlüsü normal değildir. Kabul etmeyelim, mücadele edelim. Sevgiyle kalın…

bursa escort bursa escort tempobet bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort
istanbul eskort istanbul escort vip escort şişli escort kadıköy escort beylikdüzü escort
sakarya escort kocaeli escort escort bayan bodrum bodrum bayan escort
illegal bahis
porno indir porno hd sex türkçe porno türbanlı porno