BEDİR’DEN SONRA YENİ BİR DESTAN ÇANAKKALE


Çanakkale Savaşı değil, Çanakkale’de yazılan bir destandır bu.



Centilmenlerin Destanıdır aslında. 

Çanakkale geçilmez felsefesinin vücut bulduğu yerdir.

Et ve kemiğin demire üstün geldiği, dayanışmanın da düşmanı silip süpürdüğü bir muharebedir aslında 18 Mart’ta şahit olunan.

Okundukça gözlerin yaşardığı, tüylerin ürperdiği yegâne istiklal mücadelesidir.

Her millete nasip olmayacak övünç kaynağımızdır.

Topçu Seyit Onbaşının 270kg’lık top mermisini tek başına kaldırıp topun ağzına koyarak, İngiliz zırhlısını tam ortasından vurup batırdığı dünyalar efsanesidir.
Öyle centilmen bir muharebe ki; savaş anında kısa süreli ateşkes ilan edilip İngiliz ve Türk askerlerinin dostluk maçı eşliğinde, Türk berberlerinin İngilizleri traş ettiği inceliktir.

16 günde 18 000 Türk yiğidinin şehadet şerbetini içtiği her karışı şüheda kokan topraklardır.

İhtimali 160 milyonda 1 olan mermilerin havada çarpışmasının ilk kez görüldüğü amansız çatışmanın tam ortasıdır.

Türklerin Fransız askerlerine sigara attığı, karşılığında da konserve aldığı temiz yüreklerin karşılaşmasıdır bu savaş.

15 yaşındaki delikanlıların, yüreği bedeninden büyük yiğitlerin, Çanakkale’ye ölmeye geldikleri topraklardır.

Tokat yöresinin “hey on beşli on beşli” türküsünün yanık yürekleri dağlamasıdır.  

İngiliz zabitinin ayağında altı demir kaplı bot,erinin ayağında ise kauçuk tabanlı postal varken, yiğitlerimizinise çarıklarıyla karşı koyma dirayetidir.

Bu kahramanlık;Türkiye'nin dört bir yanından vatan sevgisiyle koşup gelen çocukların verdiği bir milletin onur mücadelesidir.

Halen her rahmet yağdığında, topraktan çıkan mermi çekirdekleri, binlerce insanın varlığına ve binlerce göz yaşartan kahramanlık öyküsüne şahitlik ediyor.

Çanakkale’de yazılan bizim için ölüm kalım mücadelesiydi. Maazallah Çanakkale yitirilseydi bugün Anadolu’da Türk varlığından söz edilemezdi. İşte bunun içindir ki Mehmet Akif Ersoy Çanakkale’yi Bedir Savaşına benzetir dizelerinde Mehmetçiğe şöyle seslenmişti.

“Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker, Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi, Bedir aslanları ancak bu kadar şanlı idi”.

Bu benzetme ile şair aslında büyük bir hakikate işaret etmiş. Eğer Müslümanlar Bedir’de mağlup olsalardı, müminlerin ocağı Medine düşecek ve İslâm güneşi daha doğmadan batmaya mahkum olacaktı. Aynı paralellik ile şayet 18 Mart’ta düşman Çanakkale’de muvaffak olsaydı. Başta Fatih Sultan Muhammed Han’ın fetih ile müjdelendiği yegâne miras İstanbul düşecek ve dolaylı olarak ta tüm İslâm diyarları işgal edilerek boyunduruk altına alınacak ve ezan-ı Muhammediye susturulacaktı.    

Ben de şimdi naçizane zamane çocuklarının hepsinin İstanbulspor'un renginin neden sarı-siyah olduğunu bilmesini isterim. İstanbul Erkek Lisesi’nin 15 yaşında gidipte dönmeyen adsızkahramanlarının realitesini bilmelerini isterim. Onlar elleri öpülesi çocuk kahramanlardır çünkü.Kendimi de o yüce camianın bir parçası sayarım kıyısından köşesinden hak etmediğim bir gururla.

Türk-Kürt-Laz ayrımı yapmadan, kendilerini zerre umursamadan, kendilerinden sonrakileri şereflendirmek için canlarını verebilenlerin destanıdır Çanakkale.

Biz birbirimizi yerken, onlar bizim için kendi ömürlerini yemişlerdir.

Bizim gibi günü kurtarmaktansa kendi yarınlarını ateşe vermişlerdir.

Yorum Ekle