Banka lehine teminat ipoteğinin kaldırılması


Olay; E.K.nın bir bankadan (Kısaca "Banka") kullandığı ev kredisinin teminatı olarak başvurucunun taşınmazı üzerinde Banka lehine ipotek tesis edilir.



Borçlu E.K. tarafından kredinin son taksiti ödenerek kredi borcu kapatılır. Bununla birlikte E.K.nın Ö. Anonim Şirketiyle (Kısaca "Şirket") ticari ilişkisi kapsamında anılan Şirket adına düzenlediği iki adet çek Banka'ya ciro ve teslim edilir. Banka bu iki çekin tahsili için E.K. aleyhine icra takibi başlatır ve takip kesinleşir. 
Başvurucu, E.K.nın ev kredisi borcunun tamamen ifa edilmesinden sonra ipoteğin kaldırılmasını Bankadan talep eder. Banka, E.K.nın anılan Şirket lehine düzenlediği çeklerden ötürü Banka'ya borçlarının bulunduğunu ve söz konusu borçlara ilişkin olarak icra takibi başlatıldığını belirterek anılan borçların da ipotek kapsamında olması nedeniyle ipoteğin kaldırılmayacağını bildirir.
Başvurucu ipoteğin kaldırılması amacıyla Asliye Hukuk Mahkemesinde (Kısaca "Mahkeme") dava açar. Mahkeme, ipoteğin kaldırılmasına karar verir. Başvurucunun istinaf yoluna başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 851. maddesi uyarınca üst sınır ipoteği olduğunu, üst sınır ipoteğinde ipoteğin kaldırılabilmesi için teminat altına aldığı herhangi bir alacağın bulunmaması gerektiğini belirterek mahkeme kararını kaldırır ve davanın reddine karar verir. Bu kararın temyizi üzerine, söz konusu Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtay tarafından onanır.
Başvurucu, üçüncü kişinin borcunun teminatı olarak taşınmaz üzerinde tesis edilen ipoteğin kaldırılmaması nedeniyle, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunur. 
İpotek, bir borcun ödenmemesi hâlinde teminat olarak gösterilen taşınmazın satılarak borcun satıştan elde edilen bedelden ödenmesine rıza gösterilmesi yükümlülüğünü doğuran bir hukuki işlemdir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 851/I. madde fıkrasında taşınmaz rehininin, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabileceği kurala bağlanmış ve alacağın miktarının belli olmaması hâlinde alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınırın taraflarca belirtileceği ifade edilmiştir. Bu suretle ipoteğin spesifik bir alacakla sınırlı tutulması şart koşulmamış, - üst sınır getirilmek kaydıyla - birden fazla alacak için ipotek işleminin tesis edilebilmesine imkân getirilmiştir. Yine TMK'nın 881. maddesinde mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacağın da ipotekle güvence altına alınabileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla henüz doğmamış alacaklar için de ipotek işlemi tesis edilebileceği açıktır.
Kredi sözleşme hükümlerinin lafzından E.K.nın üçüncü kişilere olan ancak Banka tarafından temellük edilen borçlarının da ipotek kapsamında değerlendirileceği kolaylıkla anlaşılamamaktadır. Başvurucunun bir tacir olmadığı gözetildiğinde ipotek senedinin bu hükmünden E.K.nın üçüncü kişilerle olan ticari ilişkileri çerçevesinde doğan fakat Banka tarafından temellük edilen borçların da ipoteğin kapsamına dâhil olduğunu makul olarak öngörebileceği ifade edilemez.
Devletin mülkiyet hakkından doğan yükümlülüğü sadece hukuksal çerçeve oluşturmaktan ibaret olmayıp aynı zamanda ipotekten kaynaklanan uyuşmazlıkları bu hukuksal çerçeveye uygun olarak ve öngörülebilirlik ilkesi ışığında uygulama sorumluluğu da bulunmaktadır.
Bu yorumun E.K.nın üçüncü kişilere olan borcunu temellük etme konusunda Banka lehine ticari bir avantaj sağladığı da açıktır. İpotekle teminat altına alınmış bir alacağın temellük edilmesi Banka yönünden daha risksiz olacağından borçlusunun E.K. olduğu alacakların temellük edilmesi Banka yönünden ticari bakımdan tercih edilebilir olacaktır. Bu durum başvurucunun menfaati ile ipotek alacaklısı olan Bankanın menfaati arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozmaktadır.
Anayasa mahkemesi; ipoteğin kapsamı konusunda tarafların iradeleri arasında uyumun bulunup bulunmadığının kesinliğe kavuşturulmasının, ipotek kapsamında kalan borcun başvurucu tarafından makul olarak öngörülemeyecek derecede genişletilmesinin ve bu suretle başvurucunun ölçüsüz bir külfete maruz bırakılmasının ipotek alacaklısı ile ipotek borçlusunun menfaatleri arasında ciddi bir dengesizliğe yol açtığı, bu nedenle devletin Anayasa’nın 35. maddesinin öngördüğü pozitif yükümlülüklerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararını vermiştir.
(20 Aralık 2021 Tarih ve  31695 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünün 14/9/2021 Tarihi  ve 2018/25663 Başvuru Numaralı Kararı)

Yorum Ekle