Atatürk Bursa'da


Atatürk Ankara’yı başkent yaptı ama, Bursa’yı da çok severdi. Atatürk’ün ülkemizde en çok ziyaret illerin başında Bursa gelir. Atatürk, 1922 yılından ölümüne kadar Bursa’ya 18. kez gelmişti.



Bugün yaptığı devrimlerden daha geri kaldığımız için sanırım, 67 yıl önce yitirdiğimiz Atatürk’ü hâlâ hasretle anıyoruz. Atatürk’e tüm ulusumuz olduğu gibi Bursalılar da büyük minnet ve saygıya anıyor…

Atatürk’ün Bursa’ya ilk gelişi

Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın hemen ertesinde, Mudanya Ateşkes Antlaşması günlerinde ilk ziyaret ettiği yerlerden biri Bursa olmuştu. 17 Ekim 1922 günü Bursa’ya geldiğinde ilk resmi karşılama Duaçınarı’nda yapıldı. Atatürk’ü Bursa, 21 atım top atışıyla selamlandı.

Bu gezisi sırasında yaptığı konuşmasında Atatürk: “Artık ordularımızın yaptığı savaş bitti. Şimdi eğitim ve ekonomik alanda bir savaşa hazırlanıyoruz” demişti. Bugün Prestij Sineması olarak anılan eski Şark Sinemasında yaptığı konuşmasında da: “Okul, genç kafalara, insanlığı saymayı, ulus ve ülkeyi sevmeyi, bağımsızlığı öğrettiğini” söylemiştir. “Üç buçuk yıl süren bu savaştan sonra, bilim açısından, milli eğitim açısından, ekonomi açısından savaşımlarımızı sürdüreceğiz ve güveniyorum ki bunda da başarılı olacağız. Fabrikacı olacağız, sanatkar olacağız. Bundan sonra düşüncelerimizi hep buna dayalım.”

Latife Hanım da Bursa’ya geldi

1924  yılında, Bursa’nın kurtuluş törenlerine, Cumhurbaşkanı olarak katılan Atatürk, gezine Eşi Latife Hanımla gelmişti.

22 Eylül 1925 tarihlerinde dördüncü gelişinde ise, Bursalılar onu şapkalarıyla karşılamıştı. Bu gelişinde, bugün de faaliyetini sürdüren İpek Fabrikasının temelini atıldı. O tarihte Bursa’da spor alanı olmadığı için, bugünkü Atatürk Stadyumu’nu kendi cebinden bağış yaparak yapılması sağladı.

Bu gezide, İpekiş fabrikasının   temelini attı. Atatürk bu gezi sırasında Sabiha’yı tanıdı ve evlat edindi. Bilindiği gibi Sabiha Gökçen, ilk Türk kadın pilotu ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu olmuştu.

20 Mayıs 1926 tarihinde ise bazı eylemciler, İzmir suikastı öncesi Bursa’da bir suikast girişiminde içinde bulunmuştu. Atatürk, 15 Temmuz 1935 tarihindeki gelişinde ise Eski Kaplıcada halk arasında banyo yaptı.

Atatürk’ün Bursa Nutku

1933 yılında Bursa’da Ramazan ayında ezanın Arapça okunması nedeniyle bazı olaylar yaşanmıştı. Olay günü, göreve gelmeyen Ulucami müezzini yerine, Topal Halil adındaki birisi ezanı Arapça okumuştu.

Namazdan sonra da cemaatten bir grup toplanarak  Ulucami’nin yanındaki Evkaf Müdürlüğü önüne gelmişler. Sayıları seksen dolaylarında bulunan kalabalıktan Elektrikçi Seyfettin; ‘Halkın Türkçe ezan istemediğini ve bu maksatla aşağıda toplandığımızı sizlere haber veriyorum’ demiş.

1 Şubat günü saat 12:00’de devletin çeşitli organlarına tehdit mektupları yollanıp ‘ya ezanı ve kamet’i Arapça okursunuz ya da büyük tehlikelerle karşı karşıya kalırsınız,’ denilmiş. Olay sonucu 11 kişi tutuklanmıştı. Bunlar: Bursa Müftüsü Nurettin Efendi, Fabrikatör Gazafferzade Mehmet, Orhan Camii müezzinvekili Hüseyin, Demitaş Camii müezzinvekili İsmail, Ulucami müezzini Mehmet, Ulucami hatibi Hafız Tevfik, Kasap Yusuf, Arnavut Musa, Ulucami kayyumvekili Yusuf tutuklanmıştı.

Atatürk, yapacağı her devrim öncesinde mutlaka Anadolu’yu gezer, nabız yoklardı. Bu gezilerine de genellikle Bursa’dan başlardı. Harf Devrimi öncesinde, 27 Ağustos 1928 tarihinde Bursa’ya gelmişti. Yine her gerici olayın üzerine hemen giderdi. Nitekim Menemen Olayı üzerine 4-5 Ocak 1931 tarihinde Bursa’ya gelen Atatürk, gerici olayların yayılmasını engellemişti. Nitekim hemen iki yıl sonra ezanın Türkçe okunması olayını duyan Atatürk, hiç beklemeden hemen 5 Şubat 1933 tarihinde Bursa’ya gelip, karşı-devrimcilere gereken dersi vermişti.

6 Şubat akşamı Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Çekirge Caddesi üzerinde bulunan köşkte 13-14 kişinin katıldığı görüşmelerde ünlü Bursa Nutkunu söylemişti:

 “Türk genci devrimlerin ve rejimin sahip ve bekçisidir. Bunların gereğine ve doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Bunları zayıf düşürecek en küçük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardı, ordusu vardır, adliyesi vardı... demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla neyi varsa onunla, kendi eserini koruyacaktır...”

Sarı Zeybek

Atatürk 1 Şubat 1938 tarihinde her ikisinin de adını bizzat verdiği “Gemlik Suni İpek fabrikası” ile “Bursa Merinos Fabrikası’nın  açılışlarını yaptı. Gece de görkemli bir fener alayı düzenlendi. Kafileler halinde Çelikpalas’ın önüne gidildi, ulusal şarkılar ve türküler söylendi. Atatürk de, fener alayına katılanları selamladı.

20 Ocak 1923 tarihinde yapılan gezisinde, Albay Mehmet Bey köşkü olarak anılan Atatürk Köşkü hediye edilmişti. Son gelişinde Atatürk, Atatürk Köşkü ile Çelikpalas’taki hisselerini belediyeye devretti.

Uzun süredir hasta olan Atatürk, Bursa’da dans etti, eğlendi. Adeta sonbaharını yaşadı Bursa’da... Atatürk için Bursa Belediye salonunda verilen baloda öylesine neşelendi ki, orkestrayı durdutup zeybek çaldırdı. Kendisi salonun ortasına geçin zeybek oynadı.

“Bursalıları seven ilk Türk ben değilim”

Mustafa Kemal’in Bursa’daki son konuşması şöyleydi:

“Bursa’yı ve Bursalıları seven ilk Türk ben değilim. Tarihte ve cihanda en büyük imparatorluk kurmuş olan Türkler de, önce dikkat nazarlarını Bursa’ya, bu değerli şehre çevirmişlerdir.

Bursa inkılap hayatımızda nice müşkül anlar geçirmiştir. Fakat Bursalılar, yetenek ve güçleriyle bu zor zamanları kolaylıkla atlatmışlar, biz de kendilerine kavuşmak bahtiyarlığına nail olduk. Bugün o bahtiyarlığın safhalarından birini  idrak etmekle mutlu olduğumu ifade edebilirim.”

26 Mart 1937 tarihinde gelişinde de Atatürk, Bursa gençlerine bir söylev vermişti: “Yorulmadan beni izleyeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, benim sizden istediğim, yorulduğunuz zaman dahi, durmadan yürümek, dinlenmeden beni takip etmektir. Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni izleyeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla yorulmazlar”.

Son elli yılın yöneticileri, ülkemizin çağdaşlık yolundaki gelişmeleri engelledi. Gençliğimizde bulunan milyonlarca sendikalı işçi sayısı, artacağına bugün azalmış, grevler neredeyse yok olmuş…

Bizim üniversite yıllarımızda “türban” diye bir sorun yoktu, çünkü türban takan hiç öğrenci yoktu…

Yurtseverlik duygusuyla, fikirleri için hayatlarını bile feda eden devrimizin gençliği yerine, bugün tek ülküsü, kısa yoldan para  kazanmak olan bir gençlik yetiştirildi.

Belki ekonomik açıdan gelişecek ülkemiz, gelişiyor da… Ya her gün yok olmakta olan kültürümüz, insani değerlerimiz, kimliğimiz ne olacak!.. Türk ulusuna; güven, onur ve kimlik kazandıran Ata’mızı minnet ve saygıyla anıyoruz. Seni çok özlüyoruz Ata’m, çok…

Yorum Ekle