Aşk ve ihtiras


“Ne yazsam ne yazsam…” 



“Aşk ve ihtiras” dedi. Kolay sanki! “Zor olduğu için yaz” dedi. Çaresiz…

Kel adam kel olmakla ilgili yazar mı? Aşka çare olsa kendi kalbime sürerdim…

“Doğrusunu sence kim bilir, aşk nedir, nerdedir?” diyordu Ajda Pekkan eskilerde. Sonra, “yaz yaz, bir kenara yaz bütün sözlerimi” der oldu..  Arada?… “Bir günah gibi” mesela.. 

Bütün bir tarih aşk ve ihtiras üzerine kurulu. Ama ben Türk Dil Kurumu’na bir danışayım dedim.

“Aşk: Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi: Gönlüm düştü bu sevdaya / Gel gör beni aşk neyledi -Yunus Emre.”

Birleşik kelime örneklerine “aşk merdiveni, ilan-ı aşk, karşılıksız aşk, yasak aşk, yıldırım aşk”ı örnek göstermiş.

Ya ihtiras?

“1. Aşırı, güçlü istek: “Aldım Rakofça kırlarının hür havasını / Duydum akıncı cetlerimin ihtirasını -Yahya Kemal Beyatlı. 

 2. Tutku:“Gerçi eliyle yarattığı güzel bahçeyi hâlâ kıskanç bir ihtirasla seviyordu. -Halide Edip Adıvar.”

İkisi de insanın içi dünyasında bir uçtan bir uca uzanıyor. Bağlılıktan bağımlılığa, tutkudan kıskançlığa. Bir med-cezir adeta.

“Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma vardır, duygulanmanın da temeli aşktır” diyor Freud. Ve ekliyor: “Bir insanı unutabilirsin, bir insanın sana neler yaptığını da unutabilirsin, ama o insanın sana ne hissettirdiğini asla unutamazsın.”

Aşk, hayat kadar zor, onun kadar da kışkırtıcı ve keşfedilesi... Umut ve hüzünün arkadaşlığı… 

“Bilir misin ne zordur severek yaşamak. Ona benimsin deyip sarılamamak. Ne zordur hep yakın hissedip aslında ondan uzak olmak.” diyor Can Yücel.. 

“Ben bir balığım, aşk ise daldığım bir derya. Aşktan gözlerim yaşlı olsa da, o derya gözyaşımı nereden bilir? Başımı o denizden çıkarayım desem, balığım ya; nefesim kesilir.” demiş yüzyıllar öncesinden, aşktan vazgeçmeyen Mevlana… 

Bu işin okulu yok, bir yolculuk aşk. Ama yol göstereni iç dünyamız, sezgilerimiz. “Ah! Bu kadar okudum, bu kadar öykü ya da destan duydum, aşkın yolu asla düz gitmiyor” diyor Shakespeare. Belki Aşık Veysel’in anlattığı o “uzun ince bir yol”… 

Ne kadar uzun, ne kadar kısa göreceli tabii. Yıldırım aşkı var mesela. Yıldırım gibi geliyor, ama yıldırım gibi gitmiyor. Can Yücel’in dediği gibi: “Onu artık unuttum demek, bir kez daha hatırlamaktır aslında…” 

“Gülü seven dikenine katlanır” demiş ya atalarımız, Nietzsche'nin ilk akıl hocası Arthur Schpenhaurer de “dikensiz gül yoktur, ama gülsüz pek çok diken vardır” diyor. Asıl o dikenlerden korkmak gerek belki!..

Nazım Hikmet… Aşkın her çeşidini yaşamış. Vatan aşkı mesela, yanlış anlaşılmış. Aşk, hasret olmuş. Ama vazgeçmemiş. “Yani, sen elmayı seviyorsun diye, elmanın da seni sevmesi şart mı?” diyerek anlatmış aşkın bizzat kendisine olan sadakatini. “Kelebek misalidir aşk” demiş, “anlamayana ömrü günlük, anlayana bir ömürlük!” 

Belki nesiller öncesinden geliyor ayrılığın acısı, daha bir sıkı sarılıyoruz sevdiğimize. Genlerimizde ne taşıyoruz, bilmiyoruz ki.. Ya da tersi, kıymet bilmiyoruz. Ama her türlüsünden aşkın, öğreneceklerimiz var. 

Elif Şafak’ın Aşk kitabında dediği gibi, “tesadüf diye bir şey mi var?”

Sevgiyle kalın.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Ekle