AVUKATLIK ve AVUKATLAR


Türkiye Barolar Birliği kayıtlarına göre 2020 ortalarında ülkemizde 130.000 ‘in üzerinde Avukat faaliyet gösteriyor.



Kuruluş ve faaliyetine izin verilen, hatta göz yumulan pek çok özel-Vakıf Hukuk fakültelerinin vizyondan yoksun düşünceler ve basit hesaplarla açılıp çoğalmasına bu şekilde izin verilmesiyle olay çığırından çıktı. Avukatlık mesleğine geçen sayısı her geçen ay öylesine hızla artıyor ki beraberinde getirdiği onlarca-yüzlerce nitelikli sorunlarla başa çıkabilmek de git gide karmaşık hâl alıp güçleşiyor.

İşini kendisi adına yapan, başka avukata bağlı çalışan, kamu kurumu, şirkete bağlı çalışan ve sair oranları içerir sağlıklı ve güncel bir araştırma dokümana denk gelemedim. 

Sanırım meslekteki sayının ölçüsüz biçimde artmasının başta gelen gösterge sonuçlarından biri, (gözlem ve tahminlerime göre) en yüksek oranın, bir Avukat yanında “çalışan statüsünde - veya bağlı Avukatlar” olarak anılan, çoğunluğu genç arkadaşlarımızın başı çektiği, sayıları artık on binlerle ifade edilen meslek içi gurubun mevcudiyeti. 

Serbest meslek statüsünde çalışan Avukatların meslekteki oranı ardından geliyordur.  Bu arada, Avukatların bir araya gelip şirket statüsünde çalışmalarına izin veren henüz bir yasal düzenleme yok.  Büyük tartışma ve sükselerle uzun süre önce sistemi kabul edilip kanuna giren “Avukatlık ortaklığı” kurumu ise tabir caiz ise işlemedi. Koca memlekette üç beş tane var.  Kanaatimce öncesi sonrası iyi düşünülmemiş “kötü” Kanunlara örnek olarak gösterilebilir.

Yine, kamu kurum ve kuruluşları Avukatları, kamu kurumu niteliğinde olan ve olmayan kurum kuruluşların, banka, sigorta ve geniş kapasiteli şirketlerin daimî çalışan statüsündeki Avukatlar da önemli bir sayı ve oranla tabloyu tamamlıyorlar. Bir güzel yönünü atlamayalım; kadın- erkek oranının meslekte neredeyse birbirini eşitlemek üzere olması. Darısı diğer mesleklere...

Her Avukat kayıtlı olduğu İl Bazında bir Baro’ya bağlı ve tek ofisi olabilir. Ancak diğer illerde dava, takip gibi işler almasına yasal bir engel yok. 

Her İl Barosunun seçimlerde seçilen sayılı delegeleri de seçim dönemlerinde Türkiye Barolar Birliği’nin başkan ve yönetim/ denetim gibi zorunlu organlarını seçiyorlar. 

Son zamanda sun’i şekilde gündeme getirilen ve geniş tepkilere neden olan TBB - BAROLAR ‘a dair yasal düzenleme düşünceleriyle İstanbul , İzmir ve Ankara için birden fazla Baro kurulması  düşüncesi gündemde ise de, teklifin maalesef ulvi düşünceler ,adli yaşamın ihtiyaçlarından ziyade bildik siyasi hesaplar niyeti taşıdığında hemen tüm camia hemfikir. Umarım daha iyi ve olgun düşünülür zira kapımızda onlarca çözüm bekleyen sorun varken bu suni çatışma adli yaşamımızda bir yarayı tedavi etmez, bilakis bir yara daha açar.

Geçtiğimiz hafta elime geçen bir belgede, Danimarka’da Avukat olarak çalışan bir genç arkadaşımın devletin atadığı basit bir ceza davasında devletten aldığı ücretin açıklaması yer alıyordu. Davada sanıkla cezaevi görüşmesi dahil sarf ettiği her saat için yaklaşık 2.000 kron (2.000 TL) ücreti devlet tık diye ödüyor. Duruşma için kaç saat kapıda beklediyse o kadar ücret. Basit bir davada devletin ödediği ücret toplamı 20 saatx2.000=40.000,00 lira. Sanık mahkûm olursa paranın bir kısmını ödemek zorunda.

Bizde CMUK sisteminin benzer davada Avukata reva gördüğü ortalama, bu miktarın yirmide biri... onu da eğer alabilirsen, lütfedilip! Ödenirse...

Emeğe, düşünceye, Adalete saygı, gelişmiş medeniyetlerin en önemli vasıflarından biri. Ondandır ki ekonomileri de demokrasileri de özgürlük ve yaşam kaliteleri de tartışmasız mukayese edilecek gibi değil.

Nasıl bağlayalım? 

Yani, sözün özü:

Daha her alanda yenecek çok fırın ekmeğimiz, çok işimiz var. 

Sağlık ve afiyet biraz da “Adalet” dileklerimle...

Yorum Ekle