Cemal Süreya, ölümünün 32. yılında anılıyor

'İkinci Yeni' akımının öncü isimlerinden Cemal Süreya, ölümünün 32. yılında anılıyor. Son olarak Maltepe Belediyesi, usta şairin ismini verdiği parkın açılışını bugün gerçekleştirdi.

Cemal Süreya, ölümünün 32. yılında anılıyor
- A +

 

Türk edebiyatının usta şairlerinden Cemal Süreya, edebiyatseverler tarafından, ölümünün 32. yılında anılıyor. Türk şiirinde modernist bir hareket olan İkinci Yeni şiirinin öncü şairlerinden biri olan Süreya, ilk şiir denemelerini ortaokulda eskizlerle, lisede aruzla yapsa da asıl şiir çalışmaları üniversite yıllarında başladı.

Üvercinka (1958), Göçebe (1965), Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973), Uçurumda Açan (1984), Sıcak Nal (1988), Güz Bitigi (1988) ve Sevda Sözleri (1990) adlarındaki şiir kitaplarının yanı sıra deneme, eleştiri, günlük ve antoloji türlerinde de yazdı. Eserlerinde en sık işlediği temalar aşk, kadın, yalnızlık, sosyal ve siyasal eleştiriler, ölüm ve tanrı düşüncesiydi.

ADI, MALTEPE'DEKİ PARKA VERİLDİ

İstanbul'un Maltepe ilçesine bağlı Altayçeşme mahallesinde bulunan Cemal Süreya Parkı resmi törenle açıldı. Törende ünlü heykeltıraş Güner Yener’in hazırladığı Cemal Süreya heykelinin açılışı da yapıldı.

Törende konuşan Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, şunları söyledi:

 "Cemal Süreya, Türk edebiyatı için, Türk aydınları için, değişim ve dönüşüm için çok önemli bir simgeydi. Doğduğu topraklarda çok zor koşullarda sürgüne gönderilen ama isyan etmeyi bırakıp bunu dizelere döken bir şairimiz. Şair olduğu kadar müfettişlik yapan, devlet dairelerinde çalışan, en zor koşullarda yoksulluk yıllarında bile bunu kalemle anlatmaya çalışan, aşkı, sevdayı, kadına olan bakışı, insan ilişkilerini devrimci ruhuyla anlatan bir şairimizdi.

İstedik ki Maltepe’de genç kuşaklara bu şairlerimizin de aktarılması için vesile olabilecek alanlar oluşturalım. İşte Yaşar Kemal Kültür Merkezi inşaatı bitmek üzere, Türkan Saylan var. Burada Cemal Süreya olacak. Başka yerde başka alanlarda yine aydınlarımız, entelektüellerimiz olacak. Cemal Süreya’yı da Maltepe’de ağırlıyoruz. Maltepe halkı özellikle Altayçeşme’deki hemşerilerimizle buluşmak istedi. Biz de Maltepe’ye taşıyıp böyle güzel bir parkı vatandaşların hizmetine açtık. Çok mutluyuz."

ABİM ÇOCUKLARIN OYNAMASINI SEVERDİ

Cemal Süreya’nın kız kardeşi Perihan Bakır, “Abimin de ruhuna değsin. Çok sevenleri olduğunu biliyordum, fakat keşke yaşarken de etrafında sevenleri olsaydı. Tabii ki mutluluk verecek bir duygu. Hem acı hem mutluluk veren bir duygu, emeği geçenlere teşekkür ederim, ellerine sağlık. Çok beğendim. Çocuklar oynuyor, abim çocukların oynamasını severdi“ ifadelerini kullandı.

ŞİİRLERİYLE ANILACAK

Usta sanatçı, Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği tarafından da şiirleriyle ve sanatıyla anılacak. Geçen yıl pandemi koşullarından dolayı yapılamayan etkinlik, Gazeteciler Cemiyeti Cağaloğlu Lokali'nde gerçekleştirilecek.

CEMAL SÜREYA KİMDİR?

Asıl adı Cemalettin Seber olan Cemal Süreya, 1931 yılında Erzincan'da dünyaya geldi. Pülümür'den Erzincan'a göç eden bir ailede doğan Süreya'nın babası Hüseyin Bey, annesi Güllü Hanım'dır. Ailesi, 1938 yılında Dersim harekâtı sırasında amcası Memo'nun valiyle takışması sebebiyle Dersim İsyanı sonrası bölgeden sürülünce Bilecik'e yerleşti.

Güllü Hanım, Bilecik'e yerleştikten altı ay sonra yaptığı düşük sonucu meydana gelen kanamadan dolayı yirmi üç yaşında hayatını kaybetti. Ailenin maddi durumu bu dönemde gittikçe kötüleşti. İlkokula başlamak için halasının yaşadığı İstanbul'a giden Süreya, buradayken ailesinden gelen bir etkiyle cenk kitapları okumanın yanı sıra sık sık sinemaya gitti. Daha sonradan babasıyla kız kardeşleri de İstanbul'a gitti; fakat sürgün edilen kişilerin bulundukları muhiti yirmi yıl boyunca terk etmeleri yasak olduğu için bir gece bütün aile Sanasaryan Han'a götürüldü, ardından Bilecik'e yollandı.

BABASININ BOŞLUĞUNU AMCASI DOLDURDU

Babası makinist olarak karayollarına çalışmaya başladı ve işi gereği ayın on beş günü dışarıda olduğu için annelik görevini de babaannesi üstlendi, babasının boşluğunu ise amcası doldurdu. Annesi öldükten sonra babası iki evlilik daha yaptı. 

Babası Hüseyin Bey 1957 yılında bir trafik kazasında yaşamını yitirdi.

OKUMA YAZMAYI İLK AMCASINDAN ÖĞRENDİ

Süreya, ilkokula başlamadan önce okumayı, yazmayı, matematiği ve resim yapmayı büyük amcası Memo'dan öğrendi. Hastalığı sebebiyle okula bir yıl geç başlayarak 1939'da 37. Beyoğlu İlkokulu'na kaydoldu. Alevi çevrede din kitapları, Ali üzerine kitaplar çoğunlukla olmak üzere 'eline ne geçerse' okudu, ilkokul 2. sınıftayken yazdığı bir kompozisyonla öğretmeninden Yavrutürk dergisini ödül olarak aldı.

1941'de, 3. sınıfın ilk dönemini bitirdikten sonra sürgün edildikleri Bilecik'e dönmek zorunda kalınca, Bilecik Birinci İlkokulu'na kaydoldu. Burada üvey annesi Esma Hanım'dan 'kaçmak' için parasız yatılı sınavına girdi ve sınavı kazanarak 1944-45 eğitim-öğretim döneminde Bilecik Ortaokulunda okumaya başladı. Ortaokulda okuduğu dönemde tatildeyken gece bekçiliği yaptı.

1947'de ortaokulu bitirdikten sonra 1947-48 döneminde İstanbul'daki Haydarpaşa Lisesi'nde parasız yatılı öğrenci olarak öğrenim hayatına devam etti ve bu dönemde aruz ölçüsüyle birkaç şiir yazma girişiminde bulundu. Lise son sınıftayken edebiyat ile ilgilenen Süreya, kendini bu dönemde 'aruzcu, eski edebiyatçı' olarak gördü.

1950'de Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin Maliye ve İktisat bölümünde okumaya ve bu dönemde şiirlerini yayımlamaya başladı. Yine bu dönemde eski şiiri bırakarak yeni şiire geçiş yaptı. 1954'te mezun olduktan sonra teğmen olarak askerliğini yaparken fark derslerini de vererek hukuk diplomasını da aldı.

MEMURİYETİ

Süreya, 25 Kasım 1954'te Eskişehir Vergi Dairesinde stajyer olarak göreve başladı. 8 Ağustos 1955'te yapılan Teftiş Kurulu sınavını kazanarak 11 Ağustos 1955'te maliye müfettiş yardımcısı olarak İstanbul'a gitti. Bu dönemde art arda hem şiirleri hem yazıları yayımlanmış ve dergi çıkarma düşüncesi içine girdi. 7 Ekim 1958'de girdiği yeterlilik sınavı sonucunda beşinci sınıf maliye müfettişi oldu. Bu tarihten itibaren teftiş amaçlı ülkenin çeşitli bölgelerine gitti.

Askerlik yaptığı Temmuz 1959-31 Aralık 1960 tarihlerinde memuriyetine ara vermiş ve bu dönemde, beşinci ayın beşinde saat beşte Kızılay'da Demokrat Parti hükûmetini protesto etmek amaçlı toplanan grubun şifresi olan 555K'ya tanık oldu. Olay anında Adnan Menderes'in bir protestocu tarafından tartaklanması, yirmi iki gün sonra da 27 Mayıs Darbesi ile görevinden uzaklaştırılıp sonrasında idam edilmesinin sebeplerini Süreya, daha sonraları yazdığı "555K" adlı şiirinde dile getirdi.

Askerliğini bitirdikten sonra maliye müfettişi göreviyle Ankara'ya atandı ve 1961'de Maliye Denetim Usulleri ve İktisadi Devlet Teşekkülleri'ni incelemek üzere Paris'e gönderildi.

YÜKSEK BÜROKRAT OLARAK EMEKLİ OLDU

1964'te İstanbul'a atandıktan sonra hem edebiyata hem de dergi çıkarma işlemine ağırlık vermek için 31 Temmuz 1965 tarihinde Maliye Teftiş Kurulundan arkadaşları Sezai Karakoç ve Doğan Yel'le beraber istifa etti. Memuriyetten ayrıldıktan sonra dergi çıkarıp dergi yönetimlerinde bulunan Süreya, 12 Mart Muhtırası'nın meydana gelmesiyle memurluğa geri dönmek zorunda kaldı. 7 Şubat 1975'te Darphane ve Damga Matbaası müdürü olmuş fakat dönemin Maliye Bakanı Yılmaz Ergenekon ile 'takışması'yla görevinden ayrılarak Ankara'ya, Tetkik Kurulu üyeliğine döndü.

Süreya, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı çıkaracağı kitapların basımında yer alan dokuz kişilik Kültür Kurulu üyeliğine de seçilmiş ve 2 Şubat 1982 tarihinde yüksek bir bürokrat olarak emekli oldu.

Emeklilikten sonra batmak üzere olan Odibank'ı (Ortadoğu İktisat Bankası) kurtarmak için yönetim kurulu üyeliğine getirilmiş fakat bankanın batmasıyla mahkemeye sevk edildi, ardından aklandı. Devlet işi dışında Yurt, Meydan Larousse ve ANSA Omnis ansiklopedilerine redaktörlük yaparak emekli olduktan sonra daha çok zaman ayırmayı düşündüğü yayın dünyasının içine dâhil oldu.

KENDİNE ÖZGÜ ŞİİR AKIMI OLUŞTURDU

Dergilerde karikatürleri de yayımlanan Süreya, kendisini tam olarak “Gül” şiiriyle edebiyat dünyasına duyurdu. Başarılı şairin "Üvercinka", "Dalga", "Güzelleme", "Üçgenler", "Cigarayı Attım Denize", "Nehirler Boyunca Kadınlar Gördüm" adlı eserleri 1955'te dergilerde yayımlandı.

Bir süre "Politika" gazetesinde köşe yazarlığı yapan Süreya'nın "Şapkam Dolu Çiçeklerle" adlı deneme kitabı yayımlandı. "Çocukça" dergisinde, "Aritmetik Kuşlar Pekiyi" köşesinde çocuklar için yazılar kaleme aldı.

Bir akım oluşturarak kendine özgü bir şairlik örneği gösteren Süreya, şiirlerinin yanı sıra denemeler, tenkit yazıları, şiir ve düz yazı tercümeleri, çocuk kitabı, günce ve derlemelere imza attı.

ÖLÜMÜ

Süreya, 6 Ocak 1990'da bir kalp krizi geçirdi. 8 Ocak 1990'da Gazeteciler Cemiyeti'ndeki son hâli, Muzaffer Buyrukçu tarafından "bitkin, zayıflamış ve tam bir moral çöküntüsü içinde" şeklinde aktarılıyordu.

Gece evinde rahatsızlanan Süreya, önce Haydarpaşa Göğüs Hastanesine, ardından Numune Hastanesi Acil Servisine götürüldü fakat 9 Ocak 1990 Salı günü şeker komasından yaşamını yitirdi.

Cenazesi, 11 Ocak 1990 günü Şişli Camii'nde kılınan öğle namazından sonra, amcası Memo'nun yattığı Kulaksız Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Y’NİN HİYAYESİ

Ortaokul ikinci sınıftayken karayollarında çadır bekçiliği yaptığı sıralarda boş vakitlerini hep hayal kurarak geçiren Süreya, o günlerde kendine Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Falih Rıfkı Atay gibi yazarların adına benzeyecek ve üç isimden oluşacak bir isim arayışına girdi. "Cemalettin"i kısaltarak ve yanına sevdiği bir sözcüğü, Süreyya'yı, ekleyerek yeni ismini, Cemal Süreyya Seber'i oluşturdu fakat zaman içinde "Seber"den de vazgeçip "Cemal Süreyya"yı kullanmaya başladı.

1956'da yayımlanan "Elma" şiirinin son dizesinde adının bir harfini attığını duyurarak bunun sebebini o tarihlerde belleğine çok güvendiğini, telefon numaralarını bile ezberinde tuttuğunu, bir telefon numarası yüzünden arkadaşıyla bahse tutuştuğunu ve kaybettiğini söylüyordu.

Buna göre kaybederse adından bir harf atacağına söz vermiş, iki tane olduğu için de "y"lerin birini feda etmeyi uygun görmüştü.

Yorum Ekle