XVII. yüzyılda Bursa’ya gelen Evliya Çelebi’nin Bursa Kalesi tasviri oldukça aydınlatıcı, sanki bir fotoğraf karesi gibi gördüklerini yazmış:

“Kalenin temelleri yalçın kayalar üzerinde kurulmuş, uzunca bir dikdörtgendir. Kuzey ve Yıldız tarafı yüksek olduğu gibi, altı da uçurumdur. Üç tarafında hiç bir hendek yoktur. Pınarbaşı, Değirmenler Mahallesi tarafları derin hendektir. Zaman geçtikçe hendeği tamir edilmiştir. Karayazıcı, Arap Said ve Kalenderoğlu adlı Celali eşkıyaları Bursa’yı kuşattığı zaman hendekleri toprakla doldurmuşlar. Kalenin çevresi on bin adımdır. Altı bin bedeni, altmış yedi kulesi ve beş kapısı vardır. Güney yönüne açılan kapıları Pınarbaşı ve Zindan Kapı'dır. Batıya açılanları Kaplıca ve Balıkpazarı kapılarıdır. Kalenin dört tarafındaki temellerde ortaya çıkan taşların her biri hamam kubbesi kadardır. Bu da gösteriyor ki, kale insan yapısı değildir.”

1745 yılında Bursa’ya gelen Richard Pockocke, Bursa Kalesindeki kulelerden birini, Theodoros Komnenos Laskaris'in yaptırdığına ilişkin bir yazıt görmüş. Evliya Çelebi de: “Kale sonraları İzmir kraliçesi Kaydage'nin eline geçmiş. Bazı burç ve duvarları tamir edilmiş olduğundan üzerinde Yunanca yazılmış yazıtları vardır.” diyerek bu bilgiyi onaylıyor. Bu yazıyı, başka gezginler de görmesine karşın bugün nerede olduğunu bilemiyoruz. Pockocke, kalenin kuzeyinde, birkaç yıl önce yanan bir sarayın harabeleri gördüğünü yazıyor ki, olasılıkla bu Bey Sarayı idi.

Bursa’da bir de Aşağı Kale vardı. Tatarlar’dan, Pirinç Hanı’na kadar olan geniş bir alanda kurulu bulunan bu kaleden günümüzde hiç bir izi kalmamasına karşın, Demirkapı ve Topkapı gibi sadece kapı adları yadigar kalmıştır. Evliya Çelebi, bu kalenin nasıl kurulduğunu şöyle anlatıyor:

“Sultan III. Mehmet Han zamanında; Karayazıcı, Kalenderoğlu, Deli Hasan Cennetoğlu adlı eşkıyaların Bursa'ya saldırı yapma endişesiyle Bursa ileri gelenleri tarafından yapılmıştır. Sultanın fermanı ile kentin üç tarafına burçlu, dirsekli, her tarafı mazgallı yalınkat olarak yapılmıştır. Ama o kadar sağlam değildir. Uzunluğu bir, genişliği yarım fersahtır. Duvarları o kadar yüksek değildir. Tatarlar Kapısı tarafında hendeği vardır. Başka tarafta yoktur. Zaten hendeğe gerek de yoktur. Çünkü çok sulu yer olduğundan düşman konaklayamaz. Kaleler üzerinde topları ve mazgalları yoktur. Ama iç kalede cephane ve top çoktur.” Bu kale, olasılıkla Çarşı bölgesini korumak amacıyla yapılmış bir surdu. Bu surdan çok az bir iz, Tatarlar Köprüsü yakınlarında kalmıştır. Bir de, bu kalenin Taş Kapı ve Demir Kapı gibi mevki adları kalmıştır.

Raif Kaplanoğlu