1326 yılında Osmanlıların eline geçene kadar Bursa'da, Hisar dışında bir yerleşim alanı yoktu. Bursa’nın fethi sırasında, uzun süren kuşatmalar esnasında mahalleler ilk kez, Bursa’nın çevresinde kurulmuştur.

Kaynaklarda, Bursa'da kurulan ilk mahallenin sur dışında Şehreküstü mahallesi olduğu görülmektedir.

Bizans Bursa’sının hükümet merkezi, Hisar'daki Devlet Hastanesi'nin karşısında bulunan Saray'da idi. Bu Saray’ın kalıntıları bir ölçüde kalmıştır. Sarayın, yer altındaki gizli geçitleri halen sağlam olarak bulunmaktadır. Bursa fethedildiği zaman Hisar'da 7 kilise vardı. Bu kiliselerin en büyüğü, Osman Bey'in türbesinin bulunduğu yerdeki Saint Elie Kilisesi'dir. Diğer bir kilise ise, Kavaklı Mescidi'nin bulunduğu yerde idi. Üftade Camii de, kiliseden çevrilmiştir. Yerkapı'da Kireççi Emin'in apartmanının temellerinde de bir kilise kalıntısı çıkmıştır. Lalaşahin Medresesi ile Şahadet Camii'nin bulunduğu yerde de birer kilise bulunduğu söylenmektedir.

Sultan Orhan Bursa’yı aldıktan sonra Hisariçi’ndeki Sarayı, evleri, çarşıları olduğu gibi bırakıp kenti dışarı çıkarmaya, Anadolu'dan gelen Türk boylarına yer hazırlamaya başlamıştır. Bu nedenle sur dışında kültürel ve ekonomik kuruluşlar yaptırmıştır. Sultan Orhan’ın, külliyesini kent dışında kurması, dönemin surlarla çevrili kentlerinin aksine açık kent olmasına önem verdiğini göstermektedir.

O tarihte Çakırhamam'dan, Setbaşı'na kadar bölge geniş bir Gökdere yatağı olup, bu alan fundalık ve bataklık idi. Buralarda, içine girilmesinin dahi korkulduğu yerlere han, hamam, cami ve imaret yaptıran Sultan Orhan, kentin gelişmesini istemişti. Bugünkü Pirinç Hanı’nın bulunduğu yerin Atpazarı  olmasından sonra, bu bölgenin güvenli hale geldiğini yazan Neşri, Orhan Bey'in külliyesinin bulunduğu yerin o kadar ıssız olduğunu yazar ki; "İkindiden sonra o bölgeye gitmek isteyenler tereddüt ederlerdi" demektedir. (Kitab-ı Cihan-nüma, s.186)

Sultan Orhan’ın Hisar’ın doğusuna yaptırdığı yapı kompleksine karşın, yerine tahta geçen I. Murat da, batı yönünde Çekirge'de yaptırdığı yapı kompleksiyle, kenti batı yönüne doğru geliştirmeyi hedefler. Sultan Bayezıt ise, bu yönün aksi bir yerde, ovadaki bir tepede yaptırdığı külliyesiyle, kentin dokusu açısından önemli bir nokta oluşturmuştur. Çelebi Mehmet ile II. Murat’ın Bursa'da yaptırdıkları külliyeler de, kentin gelişmesi göz önünde tutularak yaptırılmış önemli yapı kompleksleridir.  

Kentin ana merkezini, Orhan Bey'in yapılarının bulunduğu bölge belirler. Daha doğrusu en büyük cami olan Ulucami ile Kapalıçarşı belirler. Bu bölgenin kent merkezi özelliği, günümüze kadar hiç değişmeden gelmiştir.

Böylece, daha önceden belirlenmiş bir programa göre olmasa da, kentte yaptırılan külliyelerin çevresinde oluşan mahallelerle büyüyen Bursa’da, mahalleleri birbirine bağlayan ulaşım akslarının, bu kent dokusu içersinde kendiliğinden oluştuğunu görmekteyiz. (Yenişehirlioğlu, 1989; s.1345-1352)

Raif Kaplanoğlu