Orhan Bey’in yaşadığı dönemde Bursa’ya gelen Arap gezgini İbn Batuta, Orhan Bey’in yaklaşık 100 kalesi olduğunu yazıyor. Yine aynı dönemde bölgeye gelen El Ömeri’de, Orhan Bey’in 50 kadar şehri ve bir o kadar da kalesi bulunduğunu yazıyor. Günümüzde ise bu kalelerden çok azının izleri kalmıştır.

Orhan Bey, Bizans’tan bin bir zorlukla fethettiği kaleleri aldıktan sonra, büyük bir cesaretle kentleri kalenin dışına taşıdı. İznik ve Bursa’da yaptırdığı han, hamam ve camilerini kent surları dışında yaptırdı. Sadece Bursa kalesi değil, Gürle ve Yarhisar‘daki cami ve hamamlarını da sur dışında yaptırdı. Hatta İznik’te bile külliyesini surların dışına yaptırtmıştı. Oysa kalelerin çok önemli olduğu Orta Çağ’da kendine güvenen Orhan Bey, şehirlerini surların dışını taşımıştı. Bu nedenle de Bursa ve çevresindeki surlar, daha kuruluş döneminden itibaren ilgisizlik nedeniyle yıkılmaya yüz tutmuştu.

Bursa kalesi, aslında doğanın yaptığı yüksekçe duvarlarla, adeta duvarları Tanrı tarafından örülmüştü... Bursa kalesini korumak için insanların çok şey yapmasına gerek kalmamıştı. Bursa kalesinin yapılışı İ.Ö. II. yüzyıla, yani Bursa'nın kuruluşuna kadar geri gider. Kaynaklara göre kale, I. Prousias döneminde, ünlü Romalı general Hannibal önerisiyle yapılmıştı.

Bursa Kalesi öylesine korunaklı bir kale idi ki, fethedilmesi adeta olanaksızdı. Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği gibi: “Uzun süre Rumların elinde kalmış olan kale, Konya Selçukluları yedi kez, 7-8'er ay kuşattıkları halde alamamışlardı.” Aslında Osmanlılar da Bursa Kalesini fethetmemişti. Onlar da bu kalenin alınamayacağını anlayarak, uzun yıllar kuşatma altına alıp, teslim olmaya zorlamıştı. Bursa’nın doğusunda bulunan Balabancık kalesi ile Kükürtlü ile Karamustafa Kaplıcası arasındaki Aktimur Kalesi de bu amaçla yapılmıştı. Aslında bu kaleler, Osmanlı Devleti’nin ilk kaleleri idi. Ancak günümüzde Balabancık Kalesi üzerinde lojmanlar olup, yıkılmaya terkedilmiştir. Aktimur Kalesi’nden ise çok az bir kalıntı kalmıştır.

Bursa Kalesi’nin güvenliğini artıran bir diğer unsur da, yer altındaki geçit ve sığınaklarıdır. Olasılıkla Bizans döneminde yapılmış olan kale altındaki mağaraların uzunluğu 79 metre olup, genişliği 5,5 metredir. Yüksekliği 4 metre olan iki mağara, 1935 yılında, Valilik tarafından kentin sığınağı olarak kullanılması kararı almıştı. Şimdi bu mağaralar açılıp, müze yapılabilir.

Birçok kez kuşatılıp yıkılan surlar, birçok kez yeniden yapılmış veya bakım görmüştür. Bugün Bursa surlarının uzunluğu 2 km kadardır. Çakırhamam ile Tophane arasında biri yuvarlak, diğeri dört köşe iki burç vardır. Tophane'ye giderken solda, hastaneye giden yolun başında Hisar Kapı bulunur. Bu kapı, Çelebi Mehmet tarafından yeniden yapılmıştı. Bu kapı 1904 yılında yıkıldığında, Çelebi Mehmet’in kitabesi müzeye teslim edilmişti. Saltanat Kapısı, 2-3 yıl önce restore edildikten sonra, I. Mehmet’in kapıya koyduğu kitabesi de, yerine konuldu. Ancak gerçek Bursa surları ve kapıları toprağın 2-3 metre atındadır. Saltanat Kapı’dan girilip de, solda, Roma-Bizans döneminde sur kapısının kemer kalıntısını parçası görülebilir.

Timur döneminde saldırıya uğrayan Bursa surları onarılmıştı. Bu olaydan on beş yıl sonra Karamanoğlu'nun saldırısı sırasında da, Hacı İvaz Paşa tarafından surlar tekrar güçlendirilmişti. Surlar, 1651 yılında da tekrar esaslı bir onarım görmüştü.

Yıldız Kahve'nin önünde Kaplıca Kapısı vardı. Buradan Zindan Kapı'ya kadar surlar devam etmektedir. Zindan Kapı’nın batısında eski zindan/cezaevinin kalıntıları vardır. Bu kapıdaki burç, Osmanlı yapısıdır. Bu kapıdan Üftade'ye kadar surların en sağlam kalmış bölümleri bulunur. Pınarbaşı'ndan Cilimboz Deresi'ne kadar yer alan düzlükte, savunma güç olduğu için, çift sur vardır. Pınarbaşı önünde, kalenin dördüncü kapısı olan Pınarbaşı Kapısı bulunur. Üftade Camii'nin bulunduğu alanda ise beşinci kapı olan Yer Kapı vardır. Abdulkadir Kadri, 1890 yıllarında Yerkapı'nın, eski Bursa Valisi Celaleddin Paşa tarafından yıkıldığını yazmaktadır.

Surların üzerinde, özellikle Roma dönemindeki çok farklı yapı kalıntılarının kullanıldığı görülür. Daha çok Tophane bölgesindeki burçlarda kullanılan bu eski Roma eserlerin bazıları, defineciler tarafından bir süre önce sökülüp çalındı.

Bursa Kalesi’nin içinde bir de, İç Kale (Akrapol) denilen ve sarayın bulunduğu korunaklı ikinci bir sur vardı. Bugün, Orduevi’nin bulunduğu alandaki iç surun doğu ve batısındaki surlar kısmen ayaktadır. Kapısında ise Bizans’ın çifte başlı kartalı ile bazı rölyefler vardı.[2] Önceleri içinde Tekfur Sarayı varken,

[1] 1890’lı yıllarda Mehmet Ziya, benzer bir anıyı şöyle anlatıyor: “Bursa'da bulunduğum zaman, Hisarkapı'nın üzerindeki kemer kaldırılarak yol açılmıştı. Bu sırada duvar arasından bir heykel başı çıkarıldığı söylense de ne olduğu anlaşılamadı.”

[2] 1845 yılında Bursa’ya gelen Dr. K. A. Bernard ise, (Akropol) iç kalede ilginç bir görüntü sunuyor: “Bugün Tophane denilen viranelerin içine girilecek kapının üstünde, eski Roma alameti olan kartal resimleri vardır.” Bernard’ın sözünü ettiği ne o kartal, ne de iç kale kalmıştır.

[1] 1890’lı yıllarda Mehmet Ziya, benzer bir anıyı şöyle anlatıyor: “Bursa'da bulunduğum zaman, Hisarkapı'nın üzerindeki kemer kaldırılarak yol açılmıştı. Bu sırada duvar arasından bir heykel başı çıkarıldığı söylense de ne olduğu anlaşılamadı.”

[1] 1845 yılında Bursa’ya gelen Dr. K. A. Bernard ise, (Akropol) iç kalede ilginç bir görüntü sunuyor: “Bugün Tophane denilen viranelerin içine girilecek kapının üstünde, eski Roma alameti olan kartal resimleri vardır.” Bernard’ın sözünü ettiği ne o kartal, ne de iç kale kalmıştır.

[1] XIV. yüzyılda Timur’a esir düşen elçi Don Ruy Gonzales de Clavijo

Orhan ve I. Murat tarafından Bey Sarayı olarak anılan saray yapılmıştır.[1] Daha sonraları ise bu Saray, Bursa Paşası’nın konutu olarak kullanılmıştır.

[1] XIV. yüzyılda Timur’a esir düşen elçi Don Ruy Gonzales de Clavijo, seyyah Clavijo’nun hatıralarında, Bursa Bey Sarayı’nın muhteşem ahşap işçiliği ve süslemeleriyle yapılmış kapısını görmüştür. Bu kapı, olasılıkla Petersburg Müzesi’nde sergilenen kapıdır. (Timur Devrinde Kadis'den Semerkand'a Seyahat (çev. Ö.R. Doğrul), İstanbul 1943; Mustafa Armağan, “Şehrin Asırlara Uzayan Gölgesi”, DA Diyalog Avrasya, Ağustos 2000, s.64-69)

Raif Kaplanoğlu