Evliya Çelebi, ünlü Seyahatnamesi'nde; "Velhasıl Bursa, sudan ibarettir" diyerek Bursa'da suyun önemini belirtir.

Gerçekten de Bursa'yı gezen tüm gezginler, Bursa'nın yeşili olduğu kadar her köşede şırıldayan çeşmelerinden söz ederler.

Bursa'nın her köşesine yapılan mahalle çeşmelerinin yanı sıra, sebiller, selsebiller ve evlerin bahçelerinde fıskiyeli havuzlar bulunurdu. Gazi Üniversitesi'nde Abdullah Karaçay adlı bir okutman, Bursa Çeşmeleri ile ilgili bir doktora çalışması yapma hazırlığı içinde bulunuyor. Gerçekten de Bursa çeşmeleri hiç araştırılmamış bir konudur. Ve bizce de çok önemlidir. Bugün Bursa çeşmelerinin yüzde seksini yok olmuştur. Kalanları ise ilgisizlikten yok olma ile yüz yüzedir. Umarız bu araştırma tamamlanarak Bursa'mızın çok belirsiz bir konusu olan çeşmeleri gün ışığına çıkar.

Bursa’nın suları o kadar bol ki, onu sadece Bursa’ya, Bursalılara bırakmak hazsızlık olur doğrusu... İşte bu nedenle yüzlerce yıldır Bursa suları şişelere doldurulup dört bir yana şifa diye satılmıştır...

19. yüzyılda Bursa’ya gelen Von der Moltke şöyle der: “İnsanı şaşırtan şey, su bolluğu. Her yanda bir dere çağıldıyor, kayalardan pınarlar dökülüyor. Buğuları tütenlerinin yanında, buz gibi soğukları var. Bütün kentte, camilerde bile sayısız fıskıyelerden sular fışkırıyor.”

Evliya Çelebi de, Bursa sularını anlatırken şu sihirli sözleri kullanır: “Yalçın kayalardan abıhayat akar. Mutfaklarında pişen kebap yenilerek üzerinde bu abıhayattan içilse, biraz sonra insanı yine acıktırır. Böyle hazmı kolaylaştırıcı bir sudur.

Akçağlayan suyu kentin Emirsultan taraflarının suyudur. Halk bu suların hafiflik ve güzelliğini şöyle açıklar: Pınarbaşı suyunu içen kişinin ayağını köpek ısırmaz. Gökdere suyunu içenlerin evlerine hırsız girmez. Alişir suyunu içenler hastalanıp ellerinde asa ile dolaşır, balgam çokluğundan öksürüğe tutulur ve obur olurlar.... Bursa suları o kadar temiz ve soğuktur ki, Temmuz’da bir adam elini sokup üç taş alamaz.”

Bursa’nın her derde deva şifalı suları sadece Bursalılara değil, tüm ülkemize hatta başka ülke insanlarına şifa veriyordu artık. Ülkemizde bulunan su şirketlerinin neredeyse yarıdan fazlası Bursa’dandır.

İnegöl’de Sultan, Hacıkara’da Baykal, Çitli’de Çitli maden suyu, Kınık’ta Kınık, Saitabat’da ve Fidyekızık’ta Erikli ve Gümüş, Hamamlıkızık’ta Korusu, Derekızık’ta Elmas ve Sarısu, Çaybaşı’nda Çınar, Uludağ, Özkaynak, Göynükbelen’de Sırma, Cumalıkızık’ta ise köy kooperatifi yeni bir su işletmesi açmaktadır.

Bursa’nın güneyinde bulunan Erikli yaylanın üstündeki Şeyhmurat mevkiinde kaynayan pınarın adı ise “Ab-ı hayat”tır. Yani insana hayat veren sudur. Ünlü Kostans Bey bu pınarın suyunu Avrupa’ya bile göndermiştir.

Türkiye’nin en eski maden suları da Bursa’dan çıkarıldı. İnegöl’e 10 km uzaklıktaki Çitli köyündeki "Çitli Maden Suları" ülkemizin en eski su işletmelerindendir. Sultan I. Abdülhamit, Bursa'daki Ahmet Vefik Paşa’ya, yaptırdığı Devlet Hastanesi’ne gelir getirmesi için bu suyu tahsis etmişti. 1863 yılında İstanbullu tüccar Anghelos Ridiger ilk kez işletmeyi kiralamıştı. 1888 yılında işletme, eczacı Dellasuda’ya geçmiştir. Bu kişi, suyun tüm dünyada tanıtımını sağlamıştır. Çitli Suyu, 1855 yılından sonra girdiği dokuz uluslararası yarışmada madalyalar kazanmıştı.

Raif Kaplanoğlu