Yılların eskitemediği... "Dedikodu"


Ben gelmeden dedikodum gelmişti çalışmaya başlayacağım okula.



Evliliğim nedeni ile şehir değiştirmek durumunda kalınca iş yerimi de değiştirmem gerekmişti. Öğretmenliği çok seviyordum ancak okulda huzurlu bir çalışma ortamının olmasının bir o kadar gerekli olduğunu düşünüyordum.
Önceleri, uyum sağlamaya çalışıyorum ve zamana ihtiyacım var diyordum ama zaman geçtikçe arkamdan konuşulanları duymaya başladım. Aslında başarısız bir öğretmen olduğum, diğer okuldan uzaklaştırıldığım ve buraya da bir tanıdığım vasıtası ile geldiğim konuşuluyordu. Üstelik bu konuşulanları bana getiren henüz samimiyet kurmaya başladığım başka bir öğretmen arkadaşım olmuştu. Duyduklarıma inanamıyordum, bu dedikoduyu bana getiren kişiye artık güvenebilir miyim, karasızdım. Ne yapacağımı bilemez haldeydim. Moralim çok bozulmuştu, kendimi iyi hissetmiyordum.
Yalnızlaşmaya başlamıştım. Sabahları zor uyanıyor, çalışmaya gitmek istemiyordum. Ayaklarım geri gidiyordu. Sonunda bir psikiyatristten destek almaya karar verdiğimde depresyon hastalığım olduğunu öğrendim. Ben iyileştim ama bu süreçte öğrendiğim şey, dedikodunun yıkıcı gücünün inkâr edilemez olduğuydu…
“Dedikodu yapmayı hiç sevmem” ya da “Benim yaptığım dedikodunun kimseye zararı yok” diyenleri biliriz. Gerçek olansa dedikodunun her zaman hayatımızda olduğu ve irili ufaklı varlığını sürdürdüğüdür. Peki neden dedikodu yaparız? Dedikodu, iletişim aracı olarak kullandığımız bir yoldur. Kadın, erkek cinsiyet farkı olmaksızın kullanırız bu yolu. Küçük yaşlarda başlarız dedikodu yapmaya. Hele de ailemizden görmüşsek bunun normal olduğunu, ilerleyen yaşlarımıza da taşırız. Kimi zaman kabul görmek ve bir gruba ait olabilmek, kimi zamansa iş yerindeki ilişkilerimizi güçlendirmek için dedikodu yaparız. Bu anlamda birleştirici gücü olabileceğini düşündüğümüz zaman olumlu etkileri olabilen dedikodudan bahsedebiliriz. Yani olumlu bilgiyi aktardığımız zaman olumlu sonuçlar alabiliriz.
Ancak dedikodu yapan kişi olumsuz duygularını aktarmaya çalışıyorsa muhakkak olumsuz sonuçları olacak ve dedikodu yapan kişiye, bu olumsuz sonuçlar geri dönecektir. Maalesef dedikodu denince çoğu zaman olumsuz etkileri olan dedikodudan bahsediyoruz. Dedikodu net bilinmeyen bilgiyi kurgulanan nesneye çevirir. Üstelik dedikodusu yapılan kişi orada olmadığı için, ona söz hakkı düşmez ve kendini savunma hakkından da yoksun bırakılır. Yani kişi, dedikodusu yapılarak yargılanmış olur ve bundan habersizdir. Gerçek şu ki, birbirimizi kolay yargılıyoruz ve bu bize kaybettiren noktalardan biri. Dedikoduyu yapan kişi ise dedikodu yaparken kendi kişilik özelliklerini ortaya koyar. Dedikodu yapan kişi, dedikodusunu yaptığı kişiden korkan ve onun karşısındaki çaresizliğini bu yolla ortaya koyan kişidir. Dedikodusunu yaptığı kişiyi bu yolla cezalandırıyor, ona karşı saldırıya geçiyordur. Kendini rahatlatmaya çalışırken karşıyı değersizleştirmeye çalışıyor, kendi değerini artırmaya çalışıyordur. Kıskançlık duygusu ile yüzleşemeyen ve sağlıklı rekabete giremeyen kişilerin de dedikodu yapmaktan nasibini aldığını görüyoruz. Hatta arkadaşına “senin hakkında … diyorlar” diyerek, iyi bir şey yaptığını ve dedikoduyu önlediğini düşünenler vardır. Bu kişiler de aslında bu yolla dedikodu yapanlardır. Dedikodu bireyler arası ilişkileri derinden sarsıp, güveni kırabilir. İş yerinde mobinge kadar varan, iş kayıplarına, aile ilişkilerinde bozulma ve arkadaş ilişkilerinde geri dönülmez yollara girmemize sebep olabilir.
Böylesi önemli sonuçlara yol açabilecek dedikodudan kaçınmak ve sonuçları ile baş edebilmek için yapmamız gerekenlerden biri mümkün olduğunca insanları yargılamamaya çalışmaktır. Kıskançlık duygumuz ile yüzleşelim, sağlıklı iletişim yolları arayalım, birbirimize karşı yıkıcı olmamaya çalışalım…