Yeni Ekonomi


Yeni Ekonomi



Sosyalizm, kapitalizm, liberalizm. Ekonomi sistemler olarak ülkelerin ve ulusların denemediği neredeyse hiçbir yöntem kalmadı. İşte geldiğimiz nokta; Sadece tüketmeye ve tükettirmeye odaklanmış ekonomiler, tasarrufu düşünmeyen bireyler, az sayıda kişinin elinde toplanmış büyük sermaye payları, gelir dağılımındaki uçurum, git gide tükettiğimiz bir ekosistem ve tabii kaynaklar, her şeyi israf ederek kendi sonunu hızlandıran insanoğlu.
Görülen o ki hiçbir ekonomik sistem bizi beklenen kaçınılmaz sondan kurtaramayacak. İnsanlar ellerindeki tükettikçe, tükettiklerinin yerine yenileri gelmeyince sürdürülebilir bir dünya neredeyse imkansız hale gelecek.
Sosyalizm ilk başlarda umut vericiydi. Üretici güç olarak emeğin öne çıktığı, devlet mülkiyeti ve merkezi planlamanın esas alındığı sistem özellikle kamu yararını gözettiği için ön plana çıkmıştı. Ne var ki çoğunlukla baskıcı ve antidemokratik uygulamalarda bulunmaları, içe kapalı olmaları sebebiyle hayat standartlarını geliştirememeleri ve kapalı toplum anlayışı ile gelişemedi. Yine sosyalizmle birlikte kapitalizmin bir karışımı olarak uygulanan karma sistemler de devletin hantal yapısından kaynaklanan sebeplerle başarılı olamadılar.
Oysa liberal kapitalizm uzun süre etkinliğini koruyabildi. Bugün bir çok ülkenin az çok ekonomik yapısı bu sistem üzerinedir. Ancak daha önce de dediğimiz gibi bugün gelinen noktada, piyasalardaki koşulsuz rekabet ve ölçüsüz özgürlük kendi kendimizin sonunu hızlandırma noktasına kadar ilerlemiştir.
Üretim faktörlerini biliyoruz: Girişimci, emek, doğal kaynaklar ve sermaye.
Mesele üretime katılan bu dört unsurun adil şekilde pay almasıdır. Eşit demiyorum adil. Üretilen ürünün çeşidi ve üretim aşamalarına göre sonsuz şekilde değişebilecek oranlar var. Aynı üretimin bile, üretim yer ve zamanına göre göreceli farklılıkları var. Bu yüzden her üretimin veya hizmet sunumunun kendi içerisinde değerlendirilerek adil oranların bulunması gerek.
Ancak liberal kapitalizm göstermiştir ki bu faktörlerden girişimcinin aldığı pay genellikle emeğin aleyhine adaletsiz olmuştur. Sosyalizm ise adaletten çok eşitliğin üzerinde durduğu için girişimin veya farklı alanlardaki emeğin hakkını teslim edememiş bu yüzden tarihe yeniliğe açık olmayan yerinde sayan bir ekonomik enkazlar yığını bırakmıştır. Bir de günden güne mahvettiğimiz doğal kaynaklar var tabii ki.
Hiçbir sistem bize artık umut vermiyor. Bütün sistemler, insanların daha çok robotlaşmasına (adına da uzmanlaşma diyoruz hani), reklam ve futbol gibi hiç bir getirisi olmayan alanlara yığınla gereksiz yatırımlar yapılmasına, üretenlerden daha çok onları pazarlamaya çalışan aracıların piyasaya hakim olmasına, 7 günlük tatil için 48 ay vadeli kredilerin çekilmesine, üretimlerin ihtiyaca göre şekillenmeyip arzın talebi yaratmasına, daha hızlı ve daha kolay ulaşılabilmesi için gıdaların genetiklerinin değiştirilmesine, katkı maddeleri ve koruyucuların artmasına, teknoloji yerine daha ucuz diye büyük santrallerle iklimlerin bozulmasına ve daha fazlasıyla olup burada sayamadığım bir çok şeye sebep oldu.
Ama adaletli bir gelir dağılımına, sosyal huzura ve gelecek nesillere saygıya sebep olamadı.
Hem rekabetin olduğu, hem de üretim faktörlerinin adil pay aldığı, tüketimin israf boyutuna varmadığı, gelecek nesillerin de düşünülüp hoyratça ekosistemin zarar görmesine izin vermeyen bir ekonomik siteme ihtiyacımız var. Aksi halde bu sistem eninde sonunda insanlığın sonunu getirecektir.