Yaşlılık ve Beslenme(1)


Yaşlılık çağrısız gelen bir konuktur. (Alman Atasözü)



YAŞLI: 65 yaş ve üzerindeki bireyler (WHO) 

YAŞLANMA: Ayrıcalıksız her canlıda görülen, tüm işlevlerde azalmaya neden olan süregen ve evrensel bir süreçtir. Zamana bağlı olarak, hastalık söz konusu olmaksızın ortaya çıkan anatomik yapı ve fizyolojik işlev değişiklikleridir.
BİYOLOJİK YAŞLANMA: Yumurtanın döllenmesiyle başlar. Tüm yaşam boyu süren bir olgudur.
FİZYOLOJİK YAŞLANMA: Biyolojik yaşlanmaya bağlı olarak organlarda oluşan değişikliklerdir.
DUYGUSAL YAŞLANMA: Kişinin kendini yaşlı hissetmesine bağlı olarak yaşam görüşü ve yaşam şeklinin değişmesi
FONKSİYONEL YAŞLANMA: Aynı yaşta olan bireylerle karşılaştırıldığında toplum içinde fonksiyonların devam ettirilememesi
SOSYAL YAŞLANMA: Kültürel duruma ve sosyal özelliklere göre toplumdan topluma değişen yaşlılık tanımıdır. Modern tanımda kişinin aktif çalışma dönemini tamamlayarak, sosyal güvence sisteminin katkısıyla ya da biriktirimleriyle yaşadığı dönemin adıdır.
Dünyada gelişmiş ülkelerde daha yüksek oranlarda olmak üzere tüm ülkelerin yaşlı nüfusunda sürekli bir artış söz konusudur. Bu artışın en önemli nedenleri arasında, doğurganlık hızlarında ve ölüm hızlarındaki azalma gelmektedir. Ayrıca gelişen teknoloji ile birlikte, hastalıkların tanı ve tedavisindeki ilerlemeler de insan ömrünün uzamasındaki önemli etkenlerdendir.


YAŞLANMA SONUCU OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
1. YAŞAM BİÇİMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER
Yalnız yaşama, eşini kaybetme, aileden ya da arkadaşlardan ayrılma, işten ya da evden ayrılma, fiziksel engel, hareket güçlülüğü, yardımcı kişi ve kurumların olmaması, gelir yetersizliği, bağımlılık, sosyal izolasyon ruhsal problemler (depresyon veya bunama), ilaç kullanımı
2. FİZİKSEL DEĞİŞİKLİKLER
Vücut ağırlığı azalmaya başlar. Özellikle 80 yaştan sonra ağırlık kaybı daha belirginleşir. Yağsız doku miktarında azalma, yağ dokusunda artış olur. Kemiklerdeki kalsiyum miktarı azalır ve bu değişikliğe bağlı olarak düşme ve kırık riski artar. Eklem esnekliğinde azalma ve eklem hareketlerinde kısıtlılık nedeni ile hareketlilik azalır. Vücuttaki su yüzdesi azalarak %60dan %50ye düşer.
3. ORGAN FONKSİYONLARINDAKİ DEĞİŞİKLİKLER
Tat ve koku duyusu azalır. Tükürük salgısı azalır. Ağız ve diş problemleri ortaya çıkar. Yutma güçleşir. Mide fonksiyonları azalır. Karaciğer ve safra fonksiyonları azalır. Barsak fonksiyonları azalır. Bağışıklık sistemi fonksiyonları azalır. Sinir sistemi fonksiyonları azalır. Bazal metabolizma hızı yavaşlar.
ENERJİ: Yaşlılıkta enerji gereksinimi, yetişkinlik dönemine göre azalır. Ancak hastalıklar, sakatlanma ve kırıklar gibi bazı özel durumlarda artabilir. Enerji ihtiyacının arttığı bu gibi durumlarda yetersiz beslenilmesi kronik beslenme yetersizliği denilen duruma neden olur. Yetersiz beslenme, kronik hastalıkların görülme sıklığını ve bu hastalıklara bağlı ölümleri artırır. Enerji gereksinmesi hesaplanırken 30 kalori /kg ya da en az 1200 kalori/gün olmalıdır.
PROTEİN: Enfeksiyon, ameliyat, yaralanma ve kırık gibi sağlık problemleri protein gereksinimini artırır. Ayrıca yaşla birlikte azalan bağışıklık sistemi fonksiyonları da göz önüne alındığında, beden ağırlığının kilosu başına 1 gram protein günlük gereksinimi karşılayabilir. Buna göre 70 kg. ağırlığındaki bir bireyin günlük protein gereksinmesi: 70 X 1=70 gramdır. Kronik böbrek hastalığı gibi protein alımının kısıtlanması gereken durumlarda günlük alınması gereken miktar hastalığın durumuna göre belirlenmelidir.
KARBONHİDRAT: Günlük alınan enerjinin yaklaşık % 60ı karbonhidratlardan karşılanmalıdır. Karbonhidratlar yetersiz alındığında proteinler enerji kaynağı olarak kullanılacağı için günlük karbonhidrat gereksiniminin eksiksiz olarak karşılanması önemlidir. Ancak gereksinimden fazla alınan karbonhidrat yağa çevrilerek şişmanlığa neden olur. Karbonhidrat gereksinimi tahıllar, kepeği ayrılmamış tahıl unları, sebze ve meyvelerden karşılanmalıdır.
YAĞLAR: Günlük alınan enerjinin % 25i yağlardan sağlanmalıdır. Balıkta bulunan omega 3 yağı hariç hayvansal besinlerde bulunan yağlar insan vücudunda üretilebilirken, bitkisel besinlerde bulunan yağlar üretilemez ve vücuttaki fonksiyonları nedeniyle de mutlaka besinlerle yeterli miktarlarda alınmaları gerekir. Hastalık nedeni ile herhangi bir kısıtlama yoksa, günlük yağ olarak tüketilmesi gereken miktar yaklaşık 35-40 gramdır. Bu miktarın yarısının bitkisel sıvı yağlardan, yarısının da zeytinyağından sağlanması uygundur.
OMEGA 3 YAĞLARI: Kan yağlarını ve damarlarda plak birikimini azaltarak kalp ve damar sağlığını korur. Kanın pıhtılaşmasını önler. Eklemlerdeki iltihaplanmaları engeller. Bağışıklık sistemini güçlendirir
Kaynakları : Balık ve deniz ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler özellikle semizotu. Fındık, ceviz, keten tohumu yağı.
(Devamı haftaya)

EKOHABER