Yanı başımızda bir duygu: ''Kıskançlık''


Yanı başımızda bir duygu: ''Kıskançlık''



Çalıştığım iş yerinde, çıkış saatine doğru, bulunduğum yerden odanın diğer tarafına doğru bakıyor, yakın arkadaşlarımdan birinin iş yerinde bulunduğu pozisyondan bir üst pozisyona geçtiği haberini alışını seyrediyor, tırnaklarımı kemiriyorum.  Aklımdan geçen, bunu benim hak ettiğim, hissettiğim duygu ise kıskançlık… Oysa ki yükselmek için ben de çok çalıştım. Nerede hata yaptım anlamıyorum. Ona doğru yaklaşıp tebrik etmek için zorlarken buluyorum kendimi. Güler yüzlü olmazsam kıskandığımı anlayacaklar. Halbuki moralim bozuk, hayal kırıklığına uğramış haldeyim. Öfkeliyim üstelik. Çabamı görmeyen patronuma karşı öfkeliyim. Tıpkı annem gibi… Annemin beni arkadaşlarım, komşu ve akraba çocukları ile kıyaslaması henüz ilk okuldayken başlamıştı. Hatta tırnaklarımı da yemeye daha o yaşlarda başladım. Yıllar sonra karşılaştığım ilk okul arkadaşım bile önce ellerime bakıp; “tırnaklarını yerdin sen, hala devam ediyor mu?” dediğinde ne kadar utandığımı anlatamam. Annem benden hep daha iyisini isterken, komşu hanım teyzenin oğlunun son sınavda kaçıncı olduğuna söz gelmeden kurtulamazdım bu döngüden. Sonunda olan oldu. Mükemmeli ararken diğerlerini kıskanır, bu duyguyla baş edemediğim zamanlarda ise etrafımdakilerden kaçar oldum. Yenmiş tırnaklarım ve kıyaslamalarımla baş başayım…

“Ben kıskanç değilim”, “Bence … beni kıskanıyor, seni kıskanıyor” cümlelerini duymuşsunuzdur etrafınızda. Hatta film replikleri vardır. Kıskançlığın ilkel bir duygu olduğuna dair. Her ne kadar zaman zaman görmezden gelmeye çalışsak da diğer duygular gibi, kıskançlık da bize ait bir duygudur. Kardeşimizi, arkadaşımızı, romantik ilişkimizin olduğu kişiyi kıskanırız. Babamızın annemizi, annemizin babamızı kıskanışına şahit oluruz. Erken yaşlarda öğreniriz bu duyguyu. Yaşımız ilerledikçe, bu duygu karşısında farklı tepkiler ortaya koyarız. Peki neden kıskanırız? Kıskançlık bir duygu olarak içerisinde farklı duygular barındırır. Korku, kaygı, öfke, mutsuzluk bunlardan bir kaçıdır. Önemli olan bu duygunun bize ne anlatmaya çalıştığını anlamak ve buna uygun tepkiler oluşturabilmektir. Kıskançlık duygusunun olumsuz ve zarar verici sonuçları oluştuğunda hasetten bahsetmek gerekir. Kardeş kıskançlığı sık rastladığımız bir konu olmakla beraber burada ebeveynlerin tutumları gidişatı belirler. Eğer ki anne ve baba kardeş dünyaya geldikten sonra büyük çocuğa karşı bakım, şefkat ve ilgilerini düzenleyemiyorlarsa kıskançlık oluşabilmektedir. Büyük çocuk bir anda “sen abisin” ya da “abla oldun artık” gibi sözlere maruz kalmaya başlar. Hele de arada yaş farkı azsa çocuk, kendi çocukluğunu yaşayamadan ona büyük rolü biçilir. Ebeveynlerin çocuklar arasında kıyas yapması da kardeş kıskançlığının sebeplerindendir. Abiyi, ablayı sürekli örnek göstermek, “bak abin ne kadar başarılı” gibi cümleler öne sürmek kıskançlığı artıracaktır. Yakın arkadaşımız başka arkadaşlar edinmeye başladığında arkadaşımızı kıskanırız. Bunun temelinde onu kaybetme korkusu yatar. Bu korku ile paniğe kapılıp yanlış hamleler yapabiliriz. Oysa ki kendine güvenen, kendi arkadaşlığının da değerli olduğunu bilen bireyler korkuya kapılmaz, diğerlerine alan açarlar. Temelde başarısızlık, kusurluluk gibi inançlarımız varsa kendimizi arkadaşlarımızla sık sık kıyaslayıp, kıskançlık yaşayabiliriz. Romantik ilişkilerde de kıskançlığa rastlarız. Hatta sonu şiddete varan, ölümle sonuçlanabilen kıskançlık olayları çıkar karşımıza. “Seven, sevdiğini kıskanır” sözünün gölgesinde yaşanan bu dramatik olaylar bize, insanın kendisini ve duygularını tanıyamadığı zaman neler olabileceğini gösterir. Son yıllarda sosyal medyanın da etkisi ile kıskançlık duygusunu daha fazla yaşar olduk. Diğerinin imgesine yüklediğimiz anlamlar kıskançlık, rekabet ve bunlar yönetilemediği zaman olumsuz sonuçlara yol açabiliyor. Bu duyguyu yapıcı tutumlara dönüştürebilirsek bize çok şey katabilir. Kendimizi, duygularımızı tanımaya, anlamaya çalışalım. Kendini bilmek, hayatı bilmektir. Sevgiler…