Uygar olabilmek!!


Uygar olabilmek!!



Peki Biz Neresindeyiz???
Bu Kavramın…
Her gün medyada, okumaya, seyretmeye yüreğimizin dayanmadığı korkunç cinayet olaylarını bir an için unutalım, derinlere inmeden, normal günlük yaşamımıza dönelim ve de “Uygarlık Tartısına çıkıp, kendimizi şöyle bir tartalım, ne dersiniz?


Tartımıza ilk olarak, geçenlerde Mudanyada oluşan bir olayla ilgili haberi koyalım;
“Bir inşaat sahibi, Mudanyada kendine ait 3 dönüm büyüklüğündeki arazisi üzerine 4 katlı evler yapmak üzere ilk kazmayı vurduğunda, önüne tarihi görüntüde bir duvar ve bir mermer kitle çıkmış, ilgililere haber vermiş. Evet uygar bir davranış, uzmanlar gelip incelemişler, kalıntıların Antik Roma Medeniyeti dönemine ait olduğunu belirlemişler, raporlarını Tarih ve Tabiat Varlıkları Koruma Kuruluna iletmişler. İnşaata devam edilip edilmeyeceği Kurulun kararına bağlıymış, iş sahibi bu kararı beklerken, Kurulu etkileyebilecek çevrelerle de temas halindeymiş… Bu olayı haber yapan medyamız, haberi okuyan, izleyen bizler, dikkatlerimizi Antik Roma medeniyeti kalıntıları üzerinde yoğunlaştırdık. İçimizden bir Allahın kulu, o üç dönüm alanı kaplayan ve inşaat nedeniyle kesilecek olan ZEYTİN AĞAÇLARInı hiç fark etmedik. Eğer o görüntüleri, zeytin ağacı odaklı olarak gözlerinizin önüne bir defa daha sererseniz, bu ağaçların da ne değerde olduğunu anlarsınız. Diğer bir tanımlama ile, bu ağaçlar 100 yaşına merdiven dayamış veya aşmış görüntüye sahip idiler, her biri korunması gerekli tabiat varlığı elbisesini üzerlerine giymişler ve de ömürlerinin en fazla ürün veren dönemini, 20-150 yaş arasını, yaşıyorlar. Kurulun asli görevi “Tarih Varlıklarını korumak kadar, “Tabiat Varlıklarını da korumaktır. Sizlere daha önceki bir yazımda, insanlık tarihi içinde zeytinin yerini çizmiş, halen Kuzey Kıbrısta 900 yaşını aşmış ve hala zeytin üreten ağaçlar olduğunu aktarmıştım. Bu olay içinde yer alan zeytin ağaçları da, doğanın tarihsel bir simgesi olma yoluna koyulmuşlar ama üretiyorlar, yüzyıllar boyu üretecekler de, bu topraklar üzerinde yaşayan, yaşayacak olan insanları besleyecekler.
İşte böyle değerimizin varlığının farkına bile varmamak, yok oluşuna sadece seyirci kalmak, uygarlık tartısında bize nasıl bir ağırlık verir, ne dersiniz?


Bu defa gelin tartımıza, sizler için de hiç yabancı olmayan bir görüntüyü yerleştirelim, tartalım, ne kadar uygarız ölçelim;
Biliyorsunuz Bursamız çok güzel ve büyük bir park daha kazandı, Hüdavendigar Kent Parkı seçim öncesi törenle açıldı ve halkın hizmetine sunuldu. Açılış törenine çok büyük bir katılım oldu, ben açılışın ertesi sabahı, erken bir saatte parkın önündeki yoldan geçtim. O çok geniş ve yemyeşil çim alan üzerinin, plastik torbalar, su şişeleri, ayran kutuları, sigara paketleri, izmaritler, çerez paketleri, vb. aklınıza ne gelirse, bu tür atıklarla kaplı olduğunu gördüm, içim sızladı. Aslında bu görüntüler, zaman zaman aynı alanda düzenlenen başka etkinlikler sonrasında da oluşuyor. Benzer görüntüleri, sabah erken saatlerde Kültürparka gittiğinizde de görürsünüz, duyduğuma göre Botanik Parkta da düzen bozulmuş, “Ben kirletirim, işin ne, sen temizle düzeni her yere hakim olmuş. Oysa uygar ülkelerde bu tür görüntülerle karşılaşmak mümkün değildir. Onlarda da, parklarda, kent meydanlarında çok büyük topluluklar karşısında konserler verilir, çeşitli eğlence toplantıları yapılır, ama topluluklar dağıldığında yerlerde bir sigara izmariti bile görmek mümkün değildir. Bu tartımızdan da, uygar olmanın bir yaşam tarzı olduğunu, öğreniyoruz….


Son olarak tartımıza dün sabah yaşadığım küçük bir davranış biçimini yerleştireceğim;
Sabah evden çıktım, işime doğru yola koyuldum, genelde rengarenk çiçeklerle donanmış, etrafı çimlerle kaplanmış, Hüdavendigar Parkının içinden akan Nilüfer Çayına paralel yoldan geçerek güne başlamak çok hoşuma gidiyor. Bu güzellikler içinde ilerlerken önümdeki beyaz renkli, büyük ve lüks bir arabanın ön camı açıldı, camdan 1,5 litrelik boş bir su şişesi dışarı fırlatıldı ve birden pat diye ses çıkararak önüme düştü, uzun farlarla, ne yapıyorsunuz? diye adeta sordum, sorumu fark ettiler, ne olmuş yani? dercesine el salladılar. Evet çok lüks bir araba, içinde beyefendi(!) görünümünde iki kişi, sizce uygar olmanın neresindeler?
İşte temel soru bu, biz toplum olarak, “UYGAR OLMA kavramının neresindeyiz? Ne zaman ve de nasıl yaşamımızın içine yerleştirebileceğiz???
Adamlar nasıl yerleştirmişler o güzel, sevgi dolu düzeni yaşamlarına? Bir küçük örnek; birkaç yıl önce eşimle St.Petersburga gitmiştik. Koca şehirde, akan yoğun trafiğe rağmen tek bir korna sesi duymamıştık, ışıklı bir yaya geçidinde karşıya geçmek için adım attığımızda kırmızı ışık yandı, geri çekilmek istedik, o anda geçiş için yeşil ışığı bekleyen arabaların en önde olanı hareket etmedi, el işaretleriyle bizi zorla karşıya geçirtti. Arkadaki arabaların hiçbirinden ne korna sesi, ne de el kol hareketi geldi….
Haydi gelin, bu olayı her hangi bir kentimizde yaşayın, bu ve benzeri, çevrenizdeki akıp giden olayları uygarlık tartısına yerleştirin, nerelerde olduğumuzu bir görün….

EKOHABER