Uludağ büyük zirve yürüyüşü izlenimleri - 10


Uludağ büyük zirve yürüyüşü izlenimleri adlı bu yazı dizisinin son sayısını iki haftadır yoğunluğum nedeniyle yazamamıştım.



Umarım istemeden de olsa verdiğim bu ara, okuyucularda merak uyandırmıştır. Gelelim gezimizde kaldığımız yere. Yağmur altında yaklaşık 4 saat yürüdükten sonra, Kıran yaylaya ulaşmıştık diye düşünsek de, Kıran yayla aslında neredeyse ufukta görünüyor gibiydi. Her ne kadar geldik gibi görünse de, yorgunluğumuzdan bir türlü yayla tipi evlerin yakınına ulaşamıyorduk. Buna karşın, yağmur şiddetini azaltsa da, sürekli olarak devam ediyordu. Hedefe ulaştığımız düşüncesi ve sevinci içinde, gördüğümüz koyun sürüsünün seslerine karışan yağmur, artık daha da romantik bir hale gelmişti. Saat 19.30 civarındaydı ve hava henüz kararmamıştı. Kıran yaylada uzaktan gördüğümüz birkaç kulübeye yavaş yavaş aşağı inerek yaklaştık ve orada köpeklerle ilgilenen genç bir köylünün yanına geldik.
Köylü misafirperverliği
Karşılaştığımız genç köylüye selam verdik ve hemen Kıran yayladan Kıran köyüne nasıl gidebileceğimizi sorduk. Genç adam bize bu saatte gidecek bir araba bulamazsınız yanıtını verince, yorgunluğumuz biraz daha arttı. Yağmur da hızlanmaya başlamış ve hava kararmak üzereydi. Nazif Hoca orman içinden kestirme bir yol bildiğini ancak gece karanlığında sık ormanlığa girmenin uygun olmayacağını ve araç yolundan gitmemiz gerektiğini söyledi. Genç adam, üst taraftaki evde bir akrabasının olduğunu ve onun arabası olduğunu söyleyince sevinmiştik. Ancak, arkasından, “O çok ters biridir ve sizi bu saatte köye götürmez” dedi. Kendisine akrabasını çağırmasını söyledik ve amcamız biraz sonra geldi. Geldi ama, bu gece burada kalın diyor başka bir şey demiyordu. Biz ısrarla gitmemiz lazım desek de, yaşlı köylü “Şimdi sizi köye götüremem, eşim evde yalnız. Bu yüzden, bizim eve gidelim, yemek yiyelim, kalırsınız ve sabah sizi götürürüm.” dedi. Yaşlı köylünün misafirliğinin güzelliğinin yanı sıra bizi götürmeme konusundaki ısrarı tam bir çelişkiydi ve genç köylünün kendisine ilişkin aksi olduğu görüşünü doğrular nitelikteydi. Baktık ki amcamız bizi anlayacak durumda değil ve ayrıca biz de ona yük olmak istemediğimiz için yola devam etme kararı aldık. Üzerimizdeki giysilerimizi yeniledik ve biraz durduğumuz için hafif üşüsek de yola koyulduk.
Kafa lambaları ile yağmurda yürümek
Kıran yayladan Kıran köyüne yaklaşık 11 km’lik yol gözümüzü korkutsa da, belki yolda bir araç ile karşılaşırız ümidiyle araç yolundan yürümeye başladık. Gecenin karanlığında kafa lambaları ile yağmurda yürümek, başka koşullarda belki çok zevkli olabilirdi ancak uzun süredir ve yağmur altında yürümemizin etkisiyle berbattı. Ancak, geri dönüşü olmayan yolda direnç göstermekten başka çare de yoktu. 5 kişilik ekibimizin yaş ortalaması 50’nin üzerinde olmasına rağmen, hepimizin tecrübeli ve sabırlı olması dayanma gücümüzü artırıyordu. Belli bir süre yürüdükten sonra vücudumuz ısınmıştı ve artık üşümüyor olsak da yorgunluğumuz artmıştı. Yine de 2 km oldu, hadi 5 km oldu, yarıya gelmişizdir şeklindeki şakalaşmalarla, Kıran köyünün ışıklarını ufuktan da olsa görmüştük. Ancak, ışıkları gördükten yarım saat yürümemize rağmen bir türlü köye ulaşamamıştık. Işıklara daha da yaklaşıyorduk ancak bir türlü ulaşamıyorduk.
Yardımseverlik
Sonunda bir aracın motor sesi ve ardından farlarını gördüğümüzdeki mutluluğumuzu anlatacak kelimeleri bulmak çok zordu. Neredeyse sevgiliye koşar gibi kendimizi arabanın önüne attık. Hatta fark etmeden belki de arabaya sarılmışızdır bile. Aracı kullanan genç delikanlıya durumumuzu anlattık ve bizi köye aracıyla bırakmasını istedik. O da arkadaşlarıyla kamp kuracaklarını ve arkadaşlarına bir şeyler bırakıp geri geleceğini söyledi. Bizim sevincimiz kursağımızda kaldı ve yürümeye devam ettik. Sanırım 1-2 km. yürüyüş mesafesindeki sohbetimiz, “Geri gelecek, gelir herhalde” ve/veya “Neden gelsin ki, yok yok gelmez.” vb. biçimindeydi. Neyse ki, en az 15-20 dakika sonra, arkamızdan iki aracın önce motor sesini duyduk ve sonra ışıklarını gördük. Genç delikanlı bir arkadaşını da yanına alıp iki araç ile geri gelmişti. Araçlara binerken ayaklarımızı arabadan yukarı atacak halimiz bile kalmamıştı. Sözünün eri gençler gelmiş ve bizi Kıran köyünde bırakmayıp İnegöl otogarına kadar getirdiler. Bu gönlü güzel gençlere iki araç birbirinden bağımsız olarak ne kadar ücret ödemek istesek de, ya da hiç olmazsa gençsiniz benzin paranızı verelim desek de razı edemedik. Birbirleriyle anlaşmışlar gibi, her iki araç da ısrarla bizden herhangi bir ücret almak istemediler. Kendilerine teşekkür ettik ve otogara girdik.
Yürüyüş sonu psikolojisi
Yürüyüş sonunda psikolojimizi göstermesi açısından, Facebook sayfama yazdığım yazıyı aynen paylaşıyorum. “An itibarıyla 30 km den fazla bir parkuru tamamlayarak İnegöl minibüsüne bindik. Uludağ otellerden büyük zirveye ve oradan Kıran yaylasına ve kıran köyüne trans yaptık. Sabah 08.15 te Teleferiğe bindik. 18.00 den 22.30’a yağmur altında ve 20.00 den 22.30’a kafa lambalarıyla İnegöl’e ulaştık. Buradan Teleferik’e bıraktığımız arabaları alıp, kaybettiğimiz proteini karşılamak üzere, 24.00 den sonra kelle paça çorbamızı içmeden eve gitmeyeceğiz.
Zirve yürüyüşünün özeti ve çıkarımlar
Zirvede fırtına riski rağmen ve 4 saat yağmur altında yürümek, karanlıkta kafa lambalarıyla yürümek, mutluluktan mest olmak, çaresizliğin dibine vurmak, gün içinde bin bir türlü gelgit duygusunu yaşamak, vb. duygular nasıl anlatılabilir ki? O kadar çok duyguyu yaşamışız ki, bir günlük bir hiking etkinliğinden 10 yazılık bir yazı dizisi çıktı. Ortaya çıkan bu yazı dizisi, yaşadıklarımızın orijinalliğinin yanısıra olağan dışılığı ile de ilgiliydi. Bu nedenle bu deneyimi kaleme alarak ve “güzellikler paylaşıldıkça artar” düşüncesine dayanarak, herkes ile paylaşmak istedim. Okuyucuları az da olsa doğa konusunda bilgilendirmiş ve bilinçlendirmiş olduysam, ne mutlu bana. Son olarak, bu doğa yürüyüşündeki ekip arkadaşlarıma teşekkür ederim.