Teknik eğitimde Türkiye ve dünya – 3


Teknik eğitimde Türkiye ve dünya – 3



Dünyada teknoloji akıl almaz bir hızla gelişmeye devam ediyor. Bir ürünü satın aldığınızda onun bir gelişmişinin projesi hazırlanmış oluyor. Hatta modeli bile denenmeye başlıyor…
Bu yüksek hıza ayak uydurmak zorundayız. Bu nasıl başarılabilir? Öncelikle iyi yetişmiş Mühendis ve Teknisyenleriniz olacak.
Bunlarla Araştırma ve Geliştirme (Ar&Ge) çalışmaları yapacak ve pazara yeni bir ürün sunacaksınız.Yakın zamana kadar bir ürünü yapabilmek önemliydi. Maliyet ikinci plandaydı. Artık öyle değil. Dünyada bazı ülkeler çok ucuza her şeyi yapabiliyorlar. O zaman bizim ürettiğimizin; hem kaliteli, hem de rekabet edebilir durumda olması lazım.
Arkasından bu mamulü dünya piyasasında satabilecek; yabancı dile vakıf, iyi yetişmiş Teknik Elemanlar devreye girmeli.
Geçen yıl Türki Cumhuriyetlere yaptığımız bir seyahatte otel lokantasında bir Türk Mühendisle tanıştım. Bir Türk firmasının Kazakistan'daki temsilcisi olduğunu, dünyanın değişik ülkelerinin ekipmanlarının satışını gerçekleştirdiğini söyledi. Ancak bu ürünlerin içinde Türk Malı yoktu. Pazarlama için de iyi yetişmiş, ürünlerimizi tanıtıp pazarlayabilecek teknik kadrolara ihtiyacımız var. Mevcut tabloya baktığımızda uluslararası pazarlarda satılabilecek pek çok ürünlerimiz var. Halen pek çok sınai ürün de ihraç ediyoruz.Çünkü ileri ülkelerin aynı ürünleri pahalı; Çin gibi ülkelerin fiyatı düşük ama kalitesi yönünden tereddütle karşılanıyor. Bu ortamda biz tercih edilebiliyoruz. Bu durumumuz çok daha iyileştirilebilir. Pazarlama işinin idari bir konu olduğunu düşünebiliriz.
Ancak benim yöneticilik hayatımda yurtdışı alımlar için yaptığımız müzakerelerde, karşımda hep ticari eğitim de almış mühendisler vardı.
Bizim öğrencilik yıllarımızda mühendislik eğitiminin üzerine ihtisas genellikle aynı meslek dalında yapılırdı. Şimdilerde ise Teknik Eğitimin üzerine İşletme İhtisası yapmak öne çıktı. Bu hem pazarlama, hem de üretim yönetimi olarak doğru bir tercih…
Teknik Eğitimin ana unsurları Teorik Eğitim ve Pratik Eğitimdir. Bu konuda ülkemizde tüm gayretlere rağmen çok gerilerdeyiz. Son dönemlerde PISA tarafından (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) yapılan bir değerlendirmenin Türkiye ile ilgili olanına bakalım. Burada Teknik Liseler en alttan 2. sıradalar. En üstte ise Fen Liseleri… Ayrıca yine uluslararası bir kuruluşun dünya ülkelerinden bir kısmında yapılan bir değerlendirmesine göre, öğretmenlerimiz ortalama 100 üzerinden 50 puan alabilmiş. İşin acı tarafı matematik öğretmenlerinin puanı 50'nin de altında.
Zaman zaman denk düştüğümde meslek liselerinde okuyan öğrencilerle sohbet ediyorum. Büyük bir bölümü çok istekle bu okullara girmemiş. Ebeveynleri yönlendirmiş veya arkadaşları etkilemiş. Okulu bitirdiğinde aynı dalda yüksek öğrenim görmeyi düşünmeyenler çoğunlukta. Bu gençlere çok etkin bir destek vermek lazım. Aksi takdirde okumuş ama yetersiz, hevessiz bir gençlik ile karşı karşıya kalıyoruz.
Şu anda genç işsiz oranımız % 25 civarında. Taşı sıksa suyunu çıkaracak bir gence;'Otur, bir iş yapma' diyoruz. Bu kabul edilebilecek bir durum değildir.
Genel işsizlik oranı % 14'ün üzerinde. Milyonlarca insanımız işsiz. Kalkınma hızımız çok düşük. Bu yıl belki de eksi olacak. Bazı sanayi kuruluşlarının yöneticileri ile konuştuğumda yakın geleceği pek iyi görmüyorlar. Meslek hayatının tamamını sanayi üretiminin içinde geçirmiş bir mühendis olarak, bu durumu görmek beni üzüyor.
Tüm kuruluşlar; başta Devlet Kurumları olmak üzere, nitelikli, ihtiyaca göre çağdaş teknolojiyle rekabet edebilecek, üretim yapabilecek kabiliyette Teknik Eleman yetiştirmek için yoğun bir çalışmaya girmeliyiz.Teknik Öğretimde, okullar arasındaki Eğitim ve Öğretim farkını minimuma indirmeliyiz.
Ülkemiz; konum olarak dünya pazarlarına en kolay ulaşabilecek yerde. Doğal kaynaklarımızla avantajlı durumdayız. Bunları en optimum şekilde kullanırsak mevcut darboğazı aşabiliriz.
Bu konuyu önümüzdeki hafta tamamlayacağım…
Sağlıcakla kalın…