Şu Pensilvanya yalakaları!


Bunu hangi tarihe göre ayıracağız.



Gidenler, gitmeyenler.

Ağlayıp 'gel' diye yakaranlar.

'Çok özel biridir' muhabbeti yapanlar.

Yalayıp yutanlar.

Özel ulak gibi mektup taşıyanlar.

Allah aşkına...

Niye herkes kendini kandırır.

Ben de gittim geldim Amerika'ya...

NewYork, Washington, San Francisco...

Gazetecilik, televizyon yayıncılığı yaparken de hiç 'gideyim de şu Pensilvanya'yı göreyim, bir el alayım. Belki mübarek adam olurum' düşüncesi hiç aklımdan geçmedi. Giden de zaten habercilik değil, sadece taşeronluk yapıyordu!

Valla vicdanım rahat.

Ben eleştirdikçe bana yolladıkları mektupları da unutmuyorum.

Yalayıp yutsaydık adam olur muyduk?

Bir bok olmazdık.

Bugünün o darbeci bozuntusu din simsarı teröristlerin sadece maşası olurduk.

Peki olanlar ne olacak?

Medyasında…

Siyasetinde...

Oysa söylenecek o kadar çok şey var ki!

Dün okuduğum bir paylaşımı hafıza tazeleme adına aktarmak istiyorum. Alıntıda kaynakça yoktu.

Fetö'nün son 40 yılını çok da iyi özetliyordu.

Anlatıldığında söylendiğinde, seyredilip, susturulan insanlar.

İşin siyasal polemiğinde değilim.

Fakat ibretlik. Daha doğrusu Türkiye üzerine planları, tezgahları çok da iyi analiz ediyor.

Uğur Mumcu, RABITA kitabında sadece FETÖ değil, ABD ve NATO tarafından desteklenen tüm dini eksenli tarikat ve örgütleri, o örgütlerin devlet içine sızma çalışmalarını yazmıştı.

İlk basım tarihi: 1987

Mumcu'nun 1990 yılında katıldığı bir TV programında devlet içindeki bu örgütlenme ile ilgili konuşmasını bilmeyen yoktur.

22 Ocak 1993'te Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinde yazdığı yazının başlığı "İMAM-SUBAY!" dı.

"Tarikatlara ve cemaatlere alınan genç çocuklar, 30 yıl sonra emniyet müdürü, savcı, yargıç, kaymakam olacaklar, subay olacaklar ve Cumhuriyete karşı ayaklanacaklar" diyordu.

Bu yazıdan 2 gün sonra 24 Ocak 1993'te arabasına konulan bomba ile katledildi Uğur Mumcu.

Ahmet Taner Kışlalı; laiklik karşıtı eylem ve örgütlenmeler ile ilgili çalışmalarıyla tanınan akademisyen gazeteci, eski bakan.

Onlarca kitabı ve yazısı var tarikatların faaliyetleri hakkında.

17 Ekim 1999 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşe yazısının başlığı: "TANRIYI KİM KULLANIR"

Bu yazının son paragrafını paylaşıyorum;

"Bir yanda Mehmet Kutlular. 17 yaşındaki kızı dört yıl önce eroinden ölmüş. Gölcük depreminin, ’’türban’’ yasağı kararının Gölcük Deniz Üs Komutanlığı’nda alındığını ve bu sebeple depremin Gölcük merkezli olduğunu vesile edip, Tanrı’yı en ilkel bir şekilde kullanmaya çalışıyor.

Öte yanda Fethullah Gülen.

Son yıllarda, kamu önünde ağzından tek bir cumhuriyet karşıtı söz çıkmamış.

Devlet büyükleriyle iyi ilişkiler kurmuş.

Ordu dışında hemen tüm önemli kurumlarda önemli ’’mevziler’’ elde etmiş.

ABD’nin ’’etkin’’ desteğini sağlamış.

Görünüşte Atatürk’e ve cumhuriyete saygılı.

Ama tüm eğitim ağı ile cumhuriyetin temellerini ağır ağır kemiriyor.

Amacına ürkütmeden, acıtmadan ulaşma yöntemini seçmiş. Kutlular ve Gülen.

İkisi de Nurcu…

İnançları ve amaçları aynı, yöntemleri ayrı. Hangisini seçersiniz?

Kırk katırı mı, kırk satırı mı?

Hakkındaki bilgilerimiz arttıkça, Gülen beni korkutuyor.

Bay Kutlular’a ise gönülden teşekkür etmek istiyorum.

En körlerin bile gözünü açmak konusundaki katkıları için! Tanrı’nın kullandıkları ile Tanrı’yı kullananları daha iyi ayırmamızı kolaylaştırdığı için!"

Böyle uyarmış A. Taner Kışlalı. "... Gülen beni korkutuyor."

Yazının tarihi 17 Ekim 1999.

Prof. Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999'da (bu yazıdan 4 gün sonra) arabasına konulan bir bomba ile öldürüldü.

Mumcu, yazdığı yazıdan 2 gün sonra.

Kışlalı 4 gün sonra.

Tesadüf(!)

Necip Hablemitoğlu.

Tarihçi, yazar.

Bir çok yazısı ve kitabı bir yana FETÖ örgütlenmesini tüm ayrıntıları ile anlattığı KÖSTEBEK isimli kitabını baskıya hazırlarken 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde uğradığı suikastle öldürüldü.

Ölümünden sonra 2003'te yayınlandı KÖSTEBEK.

FETÖ nün bir KÖSTEBEK gibi devletin tüm kurumlarına sızmasını rakam rakam anlatıyordu.

Ve bugün geldiğimiz nokta…

15 Temmuz…

Şimdi Mumcu, Kışlalı gibi yazarların ortaya koydukları saptamalara bakın.

Bir de bugün yalılarda oturup köşelerinde düne kadar bölücü Fetö'yü pofpoflayanlara bakın.

Bizim asıl sorunumuz işte burada…

Medyadaki rokalar, naneler ve maydanozlarda.