Soğan fiyatlarındaki artışın düşündürdükleri


Soğan fiyatlarındaki artışın düşündürdükleri



Geçen hafta soğan fiyatlarındaki artış Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin gündemindeydi. Sayın Bakan, stokçuluk yapılması nedeniyle pazarlardaki fiyatların fırladığını, bu konuda yoğun bir kontrol mekanizmasını işlettiklerini, soğanın saklandığı depoları ortaya çıkardıklarını anlattı.
Aslında bu fiyat artışıyla ortaya çıkan gelirin, soğanın üretimini yapan köylünün cebine girmediği de çok açık, Türkiye'nin kendine yetecek kadar soğan üretiminde bir sorunu da yok, peki birilerinin piyasayı avuçlarının içine almaları bu kadar kolay mı oluyor?
Gelin bu sorunun cevabını beraber arayalım, her zaman yaptığım gibi önce tarım ve hayvancılık yeteneklerimize bir göz atalım.
Ülkemizde 38milyon hektar tarım alanına sahibiz, bunun 8,5milyon hektarı sulanıyor, 5,6milyon hektarı da 2023'e kadar sulanma imkanına kavuşacak. Bu alanın 16milyon hektarında hububat ekimi yapılıyor, 4milyon hektarı ekim yapılmadan nadasa bırakılıyor, 14milyon hektarında yer alan çayırlarda hayvancılık yapılıyor.
Dünyada tarım ürünleri ihracatında ABD'den sonra yılda 92milyar Euro ile ikinci sırada olan Hollanda'nın tüm ülke büyüklüğü 4,2milyon hektar, yani bizim her yıl ekim yapmadan nadasa bıraktığımız alan kadar.
Sizlere bu köşede Hollanda'nın tarım ürünlerindeki, İspanya'nın hayvancılıktaki üretim modellerini sırası geldikçe aktarmıştım. O ülkelerin başarısının temelinde, üreticilerin gelişmiş tarım ve hayvancılık bilgi ve teknolojilerine sahip olması ve de üretim yapılanmaları yatıyor.
Bilgi ve teknolojileri öğrenmeleri de, şehirlerde değil, üniversitelerde değil, üretim yapılan alanların içinde, küçük yerleşimlerde oluşturdukları Uygulamalı Tarım ve Hayvancılık Meslek Okulları içinde oluyor, aynı yöntem bu pazarın önünde koşan ABD'de de uygulanıyor.
Üretim yapılanmalarına bakarsak, örneğin Hollanda'da süt ürünleri üreticilerinin %97'si, bahçe-çiçek üreticilerinin %95'i kooperatif yapılanmasıiçinde üretimlerini sürdürüyorlar. İspanya'da da hayvan ürünleri üretim yapılanmasında kooperatifleşme, sistemin güçlü bir lokomotifi olmuş durumda.
Hani dilimizde çok kullanılan bir deyim vardır, Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok, gelin bu örneklerde yer alan yöntemleri uyulamaya sokma adımlarını biz de atalım, hem de büyük paralar harcamadan, üreticilerimizi bilgiyle donatalım ve de doğru yapılandıralım.
Yapılanma değince, bizde de güzel örnekler var, AB pazarının gözdesi bir armut türünü üretip, büyük bölümünü ihraç eden Bursa Ağaköyüreticilerinin %97'si bir kooperatif çatısı altında kol kola girmişler, İzmir Bayındır'da çiçek üretenler gene kooperatif çatısı altındalar.
Geçen hafta bir TV programında izlediğim Urfa Pamuk Üreticileri de kooperatifleşmişler. Bu arada o programda konuşan Ziraat Odası Başkanı, ülkemizin çok büyük kapasitelere sahip tekstil sanayisinin ihtiyacı olan pamuğun ancak %55'şini ürettiğimizi, %45'şinin ithal edildiğini de vurguladı. Arpa, buğday ithal ettiğimizi de unutmayalım.
Bu arada 2017 yılında 16,8milyar dolar tutarında gıda ürünleri ihraç ettiğimizi, 11milyar dolar ithal ettiğimizi de hatırlayalım.
Evet Sayın Bakanım, stokçuluğun önüne geçme çabalarınız biz kullanıcılar için çok değerli, ama lütfen bu çabalarınızı, üreticilerimize zaman zaman yaptığınız parasal desteklerden çok daha değerli olacak olan, bilgi ve teknoloji desteğine ve de kooperatifleşme yolunda yapılaşmalarına yoğunlaştırın, gelin biz de dünyanın tarım ve hayvancılık ürünleri pazarlarının ön sıralarına yerleşelim….