Sihirli formül(Formule Magique)


Hepiniz belki de ekonomik anlamda bir sihirli formül peşindeyiz. Bir sihirli değnek değsin ve her şey düzelsin!



Ancak bizim behsettiğimiz “sihirli formül” ya da “formule magique” ekonomik bir sihir değil. Bu siyasi bir sihir!

1959-2008 yılları arasında nerdeyse yarım yüz yıla yakın bir süre ile koalisyon hükümeti ile yönetilen İsviçrede o dönemdeki siyasi oluşuma bu ad verildi. Sihirli formül. Ve bu formülün ekonomik sonuçları için bugünkü İsviçrenin ekonomik verilerine bakmamız yeterli.
Yaklaşık 8 milyon kişinin yaşadığı bu ülkede nominal GSYİHsi 688.434 milyon dolar ve dünya 19uncusu. Kişi başına nominal GSYİHde ise dünya ikincisi. Türkiye ise kişi başına GSYİH sıralamasında dünya 67incisi!
İsviçre Gini katsayısında ise 29,7 oranı ile dünya yedincisi. Bildiğiniz üzere Gini katsayısı gelir dağılımı eşitsizliğini gösteren önemli bir katsayıdır ve Türkiye bu kategoride dünyada 56. sırada!
İnsani gelişmişlik endeksi (HDI) bakımından ise İsviçre dünya üçüncüsü iken Türkiye 69. sırada!
Gördüğünüz gibi ekonomik anlamda gayet iyi bir konumda olan İsviçre, yarım yüz yıla yakın koalisyon hükümeti ile yönetildi. Adına da sihirli formül denildi. Ve koalisyonun kompozisyonuna baktığımızda dört parti görüyoruz. Yedi bakanlığın dört parti arasında paylaşıldığı bu sistemde, hükümette, Halk Partisi, Sosyalist Parti ve Radikal Parti ikişer merkez sağdaki Hristiyan Demokrat Parti ise bir bakanla temsil ediliyordu. Ve bu dört farklı parti, yarım yüz yıla yakın sihirli bir şekilde İsviçreyi yönetti.
Sadece İsviçrede değil özellikle İskandinav ülkeleri (özellikle İsveç), Benelüks ülkeleri, Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya ve İrlandada da koalisyon hükümetleri sıkça yaşanmıştır.
Bizde ise koalisyon kelimesi geçmişteki tecrübelere atfen istikrarsızlık olarak adlandırılıyor. Doğrusu geçmişte yaşanan başarısız koalisyon süreçleri dolayısı ile bunu da hakkediyor. Ancak sorun her zamanki gibi koalisyon hükümetlerinin başarısı veya başarısızlığında değil !
Sorun sistemdeki tıkanıklık.
Kurumların kurumsallaşmaması!
Eğer bir ülkede hukuk, ekonomi, sağlık vesaire bütün sistemler kurumsallaşmış ise ülkenin nasıl yönetildiğinin bir dereceye kadar önemi olmayacaktır. Çünkü altta işleyen bir çark vardır ve siyasi istikrarsızlıktan olabildiğince az etkilenecektir.
Örneğin hukuk kurumunu düşünelim. Eğer bireyler hukuk karşısında eşit olduklarını düşünüyorlar ise, ya da hak arayışlarında kendilerine objektif davranılacağına eminlerse, hukuka güven oluşmuş ve sistem doğru şekilde çalışıyor demektir.
Aksine kişiler hak arayışlarına bir taraf olmaya gerek duyuyorlarsa veya bir taraf oldukları için haklarının suiistimal edileceğini düşünüyorlarsa sistemin sorgulanması gerekir.
Sadece hukuk değil diğer kurumlar içinde bu böyledir.
Sistemin temel kurumları kurumsallaşamamışsa siyasi zaafiyetler tabii ki kurumların işleyişini etkileyecek ve genel olarak demokrasi zarar görecektir.
Sonuç olarak nasıl yönetildiğin değil kurumların nasıl işlediği önemli.
Bunun içinde öncelikle siyasi partilerin kurumsallaşması, daha sonra temel kurumların kurumsal bir yapıya kavuşması/kavuşturulması şarttır.

EKOHABER