Sendikacılığın geldiği nokta bu mu?


Geçtiğimiz hafta sonu Eğitim Bir-Sen Şube Başkanı Numan Şeker aradı. Sendika olarak bin 226 farkla yetkiyi aldıklarını ama başarıya tam anlamıyla sevinemediklerini çünkü karşı sendika tarafından tehdit edildiklerini söyledi.



Dedi ki:

” Yetkiyi kaybeden Türk Eğitim Sen Başkanı açıkça “Gelecek nesillerimize nefret tohumları ektiniz. Biz silahlarımızı gömmüştük, nereye gömdüğümüzü biliyoruz. Bundan sonra sizinle daha farklı mücadele edeceğiz.” Dedi. Yetmezmiş gibi bir de “Sizinle 7 Haziran’dan sonra görüşeceğiz” diye de ekledi. Bu açıkça bir tehdit..Yetki uzun süredir onlarda idi, biz çıkıp da onları tehdit ettik mi? Bu sonuçta sendikal bir çalışma.Biz onların tehditlerinden korkmuyoruz, kafalarındaki anlayışa şaşırdık. Eğitim camiasına yakışmadı.Bu nasıl bir zihniyettir ki, yetkiyi kaybedince hemen silahları gömdük, çıkaracağız diyorlar. Savaşa mı gidiyoruz?”.

Numan Şeker’in sözlerine şaşırdım. Ardından birkaç saat sonra basın açıklamasını okudum. Aynen böyle…

Türk-Eğitim Sen Başkanı Fatih Gümüş’ü tanımıyorum. Ama bir önceki başkan Selçuk Türkoğlu’nu tanıyorum. Şu anda MHP’nin 8. sıra milletvekili adayı.Listenin ilk sıralarında olmalıydı. Partinin en çok koşturanlarından. Sendika başkanlığı döneminde de koltuğun hakkını fazlasıyla verdi. Sadece sendikal çalışmalarda değil, siyasi ve kentsel eylemlerde de hep önde yer aldı.Kiminde çok çok haklı idi, kiminde az.

Yeri geldi MHP’den daha etkili muhalefet yaptı.Yeri geldi, ulusala taşınan eylemleriyle günlerce konuşulan isim oldu. Evet yeri geldi bu eylemlerinde zaman zaman bardağı taşırdığı oldu ama hiçbir zaman böylesine açıkça demokratik bir alanda çıkıp da silahlı eylemden, tehditten söz etmedi.Hakaret ve alaycı tavır dili yerine hicivi tercih ettiği için kimse üzerine doğrudan alınmadı. Genelde de alkış aldı.

Ettiyse de ben bilmiyorum, kulağıma gelmedi.

                                 ****                                     ****

Selçuk Türkoğlu en çok da kendine hasım bellediği Numan Şeker’e eleştiri oklarını yöneltti.Aralarında hep tatlı sert atışma yaşandı. Numan Şeker abi yapısıyla bazen verilmesi gereken cevabı verdi, bazen muhatap kabul etmediği için susmayı tercih etti. Ama ikisi de demokratik kulvardaki sendikal çalışmaları çizgisinde götürdü.

Şimdi ise genç biri kalkıp, ayağının tozuyla elindeki yetkiyi kaptırınca tehdit ediyor.

Hiç yakışmadığını söylememe bile gerek yok.

O halde Ak Parti iktidarı döneminde ki, 7 Haziran’la sanırım bu siyasi durum kastediliyor. Yetki Eğitim Sen de idi. İlk defa Eğitim Bir Sen’e geçtiğine göre, bu sendika 13 yılda tehdit etse idi, dalavere yapsa idi, çoktan yetkiyi almaz mıydı?

Ortada sendikal çalışmamı var yoksa bir savaş mı?

Yoksa bu sendikal çalışmanın arkasında bilmediğimiz rantlar mı var?

silahlarımızı nereye gömdüğümüzü biliyoruz. Bundan sonra sizinle daha farklı mücadele edeceğiz “ demek de neyin nesi?

Hele hele bu sözler kendini ülkücü olarak tanımlayan birine hiç yakışmıyor.

Ülkücülük mafya babalığı ve ya kabadayılık değildir,

Bu tür dayılanmalar benim bildiğim Devlet Bahçeli’nin genel başkanlığı ile çok eskilerde kaldı.

Başka ne diyeyim ki bu kaybetme hırsından ağzından çıkanları duymayan acemi sendika başkanına;

“Amacın hizmet ise sendika başkanlığında kal, yok eğer vurma kırma, öldürme ise gömdüğünü söylediğin o silahları çıkar ve dikil karşılarına. Neyin kinini güdüyorsun ki? Bak bugün toprağa verdiğimiz Gürsu’nun Belediye Başkanı Cüneyt Yıldız’a. Değer mi, makam, mevki, para, yetki için tehdite, şantaja, adam öldürmeye. Sonuç ne vurulana, ne de vurana yar oluyor. Yok eğer siyaset yapmayı düşünüyorsan da hiç 7 Haziran’ı bekleme, atıl siyasete. “