Özenerek sevelim, kaybolmasın...


Pencerenin önünde dışarıyı seyrederken, yine okula gitmediğim günlerden birinin vicdan azabı ile yalnızlığı yaşıyorum.



Annem komşuya gitmiş, babam işte, abim ise okulda ancak asıl yalnızlığım sanırım kimsenin beni sevmediğini hissediyor oluşum. O yıllara dair hatırladığım annemin sert bir kadın, babamın ise evdeki varlığının benim ve abim için varla yok arası oluşuydu. Ailem okul başarımı her şeyin üstünde tutuyor, başarısız olursam bana verebilecekleri herhangi bir şeylerinin olmadığını ısrarla vurguluyor, buna rağmen neden ara sıra okula gitmek istemediğim konusuyla ilgilenmiyordu.
Oysaki birkaç kez sınıfta sözlüde başarısız olmuş, öğretmenimin iğneleyici sözleri ile kendimi aşağılanmış hissetmiştim. Artık biliyordum. Öğretmenim de beni sevmiyordu… 30 yaşıma yaklaştığım şu günlerde, bir yıl önce ayrıldığım sevgilimin beni her aradığında umutlanıp, her buluşmada kendimi nasıl da yeniden sevilmez ve değersiz hissettiğimi fark ettiğimde anılarım geliyor gözümün önüne.
Karanlığın tam ortasındayım. Halbuki sevilmek için çok şeyden ödün verdiğim sevgilimin, beni acımasızca eleştirmesinin önüne geçemiyorum. Yalnız kalmaktan korkuyorum. Tıpkı küçük ben gibi…
Sevilmiyorum…
Sevginin en güzel halidir “koşulsuz sevgi” … Buna verilecek en temel örneklerden biri annenin evladına duyduğu sevgidir. Peki koşulsuz sevmek ne demektir? Karşınızdakini kim ve ne olduğundan, ne yaptığından bağımsız olarak saygı ve sevgiye layık görerek kabul edildiğini hissettirmenin adıdır. “Seni seviyorum çünkü isteklerimi yapıyorsun…” cümlesi koşullu sevgiye örnektir. Koşulsuz olduğunda ise almadan vermektir sevgi… Belirli şart, koşullara bağlı değildir ve sevginin olgunlaşmış halidir.
Böylesi sevgi gören birey sağlıklı bir benlik yapısı oluşturup, ben kimim sorusunun cevabını farkındalıkla oluşturur ve seviliyorum temel inancına sahip olur. Benliğin farkındalığı ile daha olgun sevmeyi öğrenir. Yani olgun sevgiyi alan birey, olgun sevmeyi öğrenir. Zaman zaman bireyler karşısındakini severken benliklerinden birtakım şeyler kaybedeceklerini düşünebilirler. Oysaki sevgi, ayrılık ve yalnızlığı bir tarafa iterek bireyselliği korur. Bireyselliği korurken diğeri ile bütünleşmeyi sağlar. Karşıdakini sevdiğiniz zaman kendinizden ona bir şey katarsınız. Hatta kattıklarınızı seversiniz. Bu da bize sevginin geliştirilebilirliğini gösteriyor. Sevgi geliştirilebilirdir, pasif değildir. Yeterince özen gösterildiği zaman sevilen varlığa karşı gücü artırılabilir. Yani sevginin gücü bireyin gösterdiği özenin şekline de bağlıdır. Özen gösterilmezse kaybolur gider. Bununla beraber bir varlığı sevebilmek, kişinin kendini sevebiliyor olmasından geçer. Eğer ki birey kendini yeterince sevmiyor ve değer vermiyorsa karşısındakini de nasıl seveceğini bilemeyebilir. Seviyor zanneder ancak bu olgun olmayan sevgi biçimidir. Bir kişiyi sevebilmek aynı zamanda sorumluluk almayı gerektirir. Bu yolla birey, sevdiği kişiye karşı sorumluluk alarak, gönül rızası ile onun duygusal ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışır. Her insan sevmek ve sevilmek ister. Asıl amacımız yalnızlık duygusundan sıyrılıp diğeri ile bütünleşebilmektir. Bunu başarabilmenin yolu temelde koşulsuz sevgi almaktan geçiyor olsa da eğer ki çocukluğunuzda koşulsuz sevgiden mahrum kaldıysanız sevginin olgu halini tatmanın önce birey olarak kendinizi tanımaktan geçtiğini unutmayın. Duygusal anlamda kendinize duvarlar da örseniz, beyninizin sevgiye ihtiyacı olan bölümü yaşam boyu hiç susmayacak. İhtiyacını her zaman farklı yollarla size sunacak. Onunla baş etmek yerine sevgi ihtiyacınıza kulak verin. Sevmekten korkmayın çünkü size kazandıracak. Olgun severseniz olgun sevilirsiniz.
Nuriye Farah Özer’e…