Oy’un Teorisi


Siyah derili olan Amerikalı Martin Luther King’in bir hayali vardır. O, çocuklarının bir gün beyaz insanlarla aynı haklara sahip olabilmelerini diliyordu. Ancak bunu dile getirirken bile yargıdan bahsediyordu.



Ona göre sınırsız gibi görünen hayalleri bile sınırlıydı.1963 yılında yaptığı o muhteşem konuşmasında dört çocuğunun derilerinin rengi ile değil de karakterleriyle yargılanacağı bir dünya diledi. Aslında dilekleri bile tutukluydu. Ama oldu. Yıllar sonra her şey hayallerinden bile daha iyi oldu.

O halde, olmaz olmaz deyip, dilemeye devam diyorum ve dilemekten vazgeçmiyorum.

Benim de hayallerim var. Ben de bir gün cinsiyet ayrımın yapılmayacağı bir yaşam hayal ediyorum. Bir gün siyasi partilerin sırf sempatik görünmek için değil, gerçekten inandıkları için kadın adaylara erkek adaylarla aynı şansı vermelerini diliyorum. Bir gün televizyonda kadınların bir oyun uğruna kırk tane acı biber yiyerek başardım demeleri yerine okuyarak, çalışarak başarılı olabilmelerini diliyorum. Bir gün erkeklerle aynı işi yapan bir kadının aynı ücreti alabilmesini diliyorum. Bir gün kadınların cinsiyetleriyle değil karakterleriyle değerlendirileceği bir yaşam hayal ediyorum.

Oyun teorisi der ki bir oyunda oyuncunun kazanabilmesi için akılcı davranması ve oyunun sonunda mutlaka kendi çıkarlarını gözetmesi gerekir. Kendi çıkarlarını gözetemeyen oyuncu kaybeder ve oyun biter. Bugün oyunda seçim günü.

Bir gün iki fakir işçi hayale dalmışlar. Biri diğerine sormuş;

-Çok paran olsa, yani çok zengin olsan, yani istediğin her şeyi alabilecek durumun olsa akşam yemeğinde ne yemek isterdin?

İkinci işçi düşünmüş, taşınmış vermiş cevabını.

-Taze bir somun ekmek, sulu bir soğanın cücüğü, tatlı olarak ta pekmezin köpüğü .

Sonrada aynı soruyu o sormuş arkadaşına.

-Peki aynı durumda sen olsaydın ne yemek isterdin? Cevap gelmiş hemen,

-Sen bana yiyecek bir şey bırakmadın ki.

Unutmayın, hayaliniz neyse hayatınız odur. Seçiminiz neyse oyunuz da odur.

Yaşamdan daha fazlası için iletişimde kalın, sevgiyle kalın.