Oylarımız çocuklarımıza miras


Referandum sürecine yaklaşırken, ağırlaştırılmış bilgi kirliliği seçmenin zaten anlamaya çalıştığı durumu daha da zorlaştırıyor.



CHP ve diğer “Hayır” savunucusu politikacıların “Neden Hayır?” denmesi gerektiğini anlatmak için erken çıktığı yolda, taktiklerini iyi savunamamanın ya da AK Parti tarafından bilinçli olarak yapılan hedef şaşırtma’nın tuzağına düşmek üzeredirler. Bu, Türkiye’de ilk kez yaşanan bir taktik savaşı değildir. Daha önceki sandık sonuçlarında da yaşadığımız gibi muhalefetin nefesi “Bitiş” çizgisini görmeye yetmemiştir. Daha düne kadar “Hayır” anketleri’nin pozitif olduğu süreç, aranın hızla kapanmakta olduğunu, Ak Parti’nin Devlet olanaklarını kullanmaya başlaması, kampanya dahilindeki reklam ve görsel medya atakları ile birlikte önce eşitliği, sonra da üstünlüğü ele geçireceği yönündeki fikir birlikteliği hızla yayılmaya devam ediyor. “Evet”e desteğin ise MHP’yi bitireceği konusunda da ciddi iddialar var.

Bursa her zaman, siyasi parti gözetmeden Devlet yanlısı bir profil çizmiştir. Referandum vesilesi ile neredeyse Bursa’dan ayrılmayan Vekiller, Bursa’nın merkez noktalarında sık sık boy gösterip insanımıza “Evet” telkinlerini verirken bile aynı konular üzerinde görüş bildiriyorlar. Doğru ve detaylı bilgiyi vererek halkı bilinçlendirmek yerine “Bu sistemle Türkiye Uçacak”, “Sistem tıkanmış durumda” geçiştirmeleri ile adeta oy avcılığı yapıyorlar. Bu söylemlerin hiçbiri Referandum’un diğer seçimlerden farklı olduğunu, bunun bir Parti tercihi olmadığını anlatmaya yetmiyor. Her iki tarafın siyasetçileri kendi işlerine gelen maddeleri aktarıp, oylanacak bütünün tam metnini ne anlatmaya ne de söylemeye cesaret edemiyorlar. Vücut dilleri “Vicdan ile Lider” arasına sıkışmış bir tedirginlik halini anlatıyor. Çünkü biliyorlar ki, oylanacak Yeni Anayasa maddeleri içinde, cümleler içine gizlenmiş, tam açıklığı ile tanımlanmamış, bir sözcükten yüzlerce anlam çıkarılıp farklı sonuçlara evirgenleşebilecek oluşumlar mevcut.

Bugüne kadar dillendirilen en keskin söylenti “Hayır” diyenlerin terörist örgüt ile beraber oldukları yönündeki “Algı opersyonu” oluşturma çabaları. Bu tez’e karşılık “Hayır” ın Siyasi kanadı, Türkiye'de Meclis'in, yargının, icranın bütün yetkilerinin tek  adamda toplanmasının meydana getireceği hataları, yanlışları, tehlikeleri  anlatıyor ve evet kazanırsa bunun sonu felakettir diyorlar. Oysa Cumhurbaşkanı’nın devletin en üst kurumu olduğu, birleştirici ve ortak değerlerde buluşturucu bir kimliğe sahip olması gerektiği, bir siyasi Parti’nin genel başkanı olması O’nun diğer siyasi görüşlerden ayrılması gerektiği, böylesine bir bölünmeden gelen Cumhurbaşkanı’nın birleştirici olmasının düşünülemeyeceği herkesçe bilinen, bilmek görmek istemeyenin’de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası kitapçığında “yasa” ile sabitlenmiş olduğu da yadsınamaz bir gerçek.

Bir diğer madde; halktan toplanan vergilerden oluşan bütçenin nerelere harcanacağına Cumhurbaşkanının tek başına karar vermesini hükme bağlıyor. Bu fevkalade hatalı, modern bütçe anlayışı ile bağdaşması mümkün olmayan bir keyfilik halidir. Demokratik ülkelerde yasama organı bütçenin hazırlanması ve onaylanması sırasında yürütme organının işlemlerine izin verir ve onu denetler. Yasama organının bu yetkisi siyasal otoritesini kullanma anlamındadır. Böylece, bütçe siyasi bir özellik taşımaktadır. Yeni sistemdeki bu kabul, bir nevi hukuksuzluğun da önünü açıyor.

Keza bu süreçte en çok tartışılan ve son birkaç gündür de Ak Parti’nin reklam kampanyası içinde de öne çıkarılan 156. Madde’nin anlatılması konusundaki karışıklık. Referandum sonucu %51 ile seçilmiş cumhurbaşkanının %100 oyla seçilmiş Meclis'i feshedebilmesi yetkisi, eğer bugüne kadar sandıktan çıkan galiptir tümcesi ile açıklanacaksa 100 büyüktür 51 den mantığı doğru kabul edilir. Bu doğru altında Meclis'i feshetme yetkisine sahip olmak, o makamdaki kişinin iki dudağı arasındadır. Buradan hareketle aynı şekilde 119. Maddede yer alan Cumhurbaşkanının tek başına OHAL ilan edebilmesi, OHAL süresince ülkeyi kararnamelerle yönetmesi ve Cumhurbaşkanı istemedikçe Meclis'in toplanamaması ise bugün içinde bulunduğumuz durumdur. Demokrasiler ait olduğu toplumun ortak aklına dayanır. Onları yok sayan, tek bir insanı herkesten üstün kabul eden bir zihniyet ve onun kuracağı düzende ülkenin huzur şartlarına kavuşması mümkün değildir. OHAL şartlarındaki seçim süreci çeşitli nedenlerle oy kullanmayanların demokratik haklarının ihlalleriyle de ilintili olacağından kişi hakları açısından kısıtlayıcıdır.

Alınan karar neticesine tüm bu sürece rağmen, Erdoğan bu ülkenin son 15 yılına imza atmış bir liderdir. Yaptığı icraatler, tıpkı geçmiş liderlerin yaptıkları gibi Türkiye Cumhuriyeti toprakları için kalıcı ve kıymetli değerlerdir. 15 Temmuz sürecinde belki de Dünya tarihinde çoğu liderin veremediği bir sınavı başarı ile geçmiş, geniş kitleleri arkasından sürükleyen Cumhuriyet Tarihi’ne adını yazdırmış bir liderdir. Ne yazık ki bu zamana kadar birlikte yola çıktığı arkadaşlarının bir kısmı tarafından yalnız bırakılmış,  başarısı kendi teşkilatı içerisinden kıskanılmış bir grup tarafından ihanete uğratılmış, milletini arkasına almış bir liderdir. Ayırt etmemiz gereken önemli nokta şudur; Referandum oylamasından geçecek olan 18 madde de Türkiye açısından hayati önem taşıyan niteliktedir. Erdoğan görev süresini tamamladığında iş başına gelecek kişinin ırkçı mı olacağı, faşist mi olacağı ve kime hizmet edeceği toplumumuz için önemlidir. Sonucun “Evet” çıkması halinde yetkinin “Tek Adam” da toplanacağı, bilinçsiz ve kompleksli bir kişilikten “Dikatatör” yaratmanın hiç de zor olmadığı ve ülkenin direk kaos ortamının içinde yer alacağı akıllardan uzak tutulmamalıdır. Türkiye’nin oldukça büyük sorunları vardır ve çözüm beklemektedir. Bugünkü yönetim, Türkiye’nin sorunlarını çözmek için gerekli projeleri hayat geçirdiğinde onay verecek makamda zaten aksama yaratmayacaktır. Tecrübe ile sabit bu durum önümüzde engel değildir.