Önce zarar verme!


“Primum non nocere” … Latince olan bu deyişin anlamı “önce, zarar verme” dir.



Tıp fakültelerinde eğitim boyunca öğrencilere öğretilen belki de en önemli vurgudur. Uzun ve meşakkatli olan bu eğitim sürecinde tıp doktorları zarar vermek bir yana, hastalarına nasıl faydalı olabileceklerini öğrenirler. Bilgiyi öğrenmek yetmez, bunu kullanabilme becerisi de kazanılır. Yani hekimlik bir sanattır. Bu sanat icra edilirken kişilerarası iletişim kurma yolları gelişir, doktor ve hastası arasında yeri geldiğinde en mahrem konular konuşulur. Emek ve fedakârlık gerektiren bu meslek insan sevgisi olmadan yapılamaz. Bu nedenle insana saygı ve sevgi ile harmanlanarak icra edilir.
Bu satırları yazmamın sebebi hekimliği size tanıtmak ya da mesleğimle ilgili neler hissettiğimi anlatmak değil. Maalesef geçen hafta meslektaşımız, psikiyatrist Dr. Fikret Hacıosman hastası tarafından görevi başında vurularak yaşamını kaybetti. Tıpkı 17 Nisan 2012 de yaşamını kaybeden sevgili Dr. Ersin Arslan ve burada ismini belirtmediğim nice kaybettiğimiz hekimlerimiz gibi… Derin üzüntüsünü yaşamakla beraber yıllardır süregelen bu şiddetin ne zaman sonlanacağını merak ediyorum. Özellikle kadınların ve çocukların şiddet mağduru olduğu toplumumuzda, son yıllarda hekime gösterilen şiddetin boyutu da giderek artıyor. Hastanelerde polikliniklerin önünde, hastaların ağzından “sizi boşa öldürmüyorlar” sözünü duyduğum zamanlar var. Bu nasıl bir şiddet yanlılığı, öfke aklım ermiyor. Oysa ki biz; “önce, zarar verme” prensibini esas almış insanlarız.
Şiddetin ve saldırganlığın önlenmesinde en büyük yeri eğitim oluşturuyor. Evet, burada anne ve babalara birincil görev düşüyor çünkü ilk eğitim yeri ailedir. Sonra okulda devam eder. Anne ve babanın öfke ile büyüttüğü çocuk, yaşamındaki sorunların sebebini hep diğerleri olarak görecektir. Anne ve baba çocuğa rol modeldir. Yani anne ve baba ne yaparsa çocuk bunu doğru kabul edecek ve yaşamına böyle yön verecektir. Çocuklarınızı sevin ve değerli olduklarını hissettirin. Onlarla oyun oynayın. Tabletler ve telefonlar yerine çocuklarınıza kendi bedeninizle oyuncak olun. Onlara dokunun. Sevgiyle temas hissetmeyen çocuk, duygusal olarak yoksun büyümeye mahkûm kalacaktır.
Kendini sevebilen ve değerli gören bireylerin saldırganlık ve şiddetten uzak duracağını unutmayın. Dr. Fikret Hacıosman’a Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve dayanma gücü diliyorum…
Sözlerime tıp doktoru olan Albert Schweitzer’in “yaşama saygı felsefesi” ile son veriyorum. “Yaşama saygı, hayatta emin olduğumuz tek şeyin, yaşadığımız ve yaşamımızı sürdürme isteğimiz olduğunu söyler. Bu, kendimizden başka tüm canlılarla (fillerden yerdeki otlara kadar) paylaştığımız bir şeydir. Öyleyse tüm canlıların kardeşleriyiz ve kendimize gösterilmesini istediğimiz ilgi ve saygıyı onlara göstermek zorundayız”. Sevgiler…