'Niyet Mektupları' Bağlayıcı mıdır?


'Niyet Mektupları' Bağlayıcı mıdır?



Özellikle uzun ticari projelerde ortaya her defasında çıkan bir terimdir Niyet Mektubu. Hukukumuzda herhangi bir kanunla doğrudan düzenlenmeyen bu alan, akıllara bağlayıcılık sorunlarını getirir. Yabancı hukuktaki LoI veya MoU isimli ön sözleşmelerden alınan ve bizim hukukumuzda Niyet Mektubu veya İyiniyet Sözleşmesi olarak uygulamada yer alan bu konsept, özetle geniş bir ticari projede tarafların uzun süren pazarlık, inceleme ve karar verme aşamasına başlaması ve ilerideki şartları belirlemesi için akdedilen bir sözleşmedir.
Niyet mektuplarının bağlayıcılığı konusunda kanun da, doktrin de, Yargıtay da açıkça hemfikir değil. Ağırlıklı görüş bağlayıcı olmadığı yönündeyse de, bu konunun siyah veya beyaz bir tarafı yoktur. Türk Borçlar Kanunu'nda yalnızca ön sözleşmeden bahsedilmiş; ileride bir sözleşme kurulacağına dair yapılan ön sözleşmelerin geçerli olduğu ancak bu sözleşmelerin, asıl sözleşmeyle aynı şekil şartına sahip olduğu belirtilmiştir. Fakat burada bahsedilen ön sözleşme kuralı, iyi niyet mektubundan ziyade belli bir tarihte veya belli bir şartta bir sözleşmenin doğacağını belirten sözleşmeler için geçerlidir.
Kuralların daha iyi somutlaştırılması için bazı örnekler verelim; Bir şirket devri konusu var. Devir işine girişmeden önce, devralacağınız şirketin tüm bilgi ve belgelerine ulaşmanız ve uzun bir özen yükümlülüğü süreciyle sözleşme görüşmelerinde kusurlu davranışı egale edip en sonunda hukuki ve mali risklerden ari olarak şirketi devralmanız lazım. Malum devralınacak şirketin de binlerce belgesi, iş sözleşmesi, ticari sözleşmesi, ruhsatı, izni; kısaca incelenmek için tonla verisi mevcut.
Burada işe başlarken taraflar karşılıklı olarak niyet mektubu imzalar. Bu mektup; tarafların ne amaçladığını, ne sürede ne yapacaklarını, nelerin inceleneceğini, belgelerin teslimini ve en önemlisi, detaylı bir gizlilik sözleşmesini içerecektir. Bu, kanunun anlattığı anlamda bir ön sözleşme değildir, çünkü bir şartın varlığı halinde kesin olarak bir şeyin yerine getirilmesini emretmez. Sonuç olarak bu niyet mektubunda; gizlilik hükümleri ile bağlantılı tüm hükümler asıl bir sözleşme gibi bağlayıcı olacak, ancak diğer hükümler bağlayıcı olmayacak ve şirket devri gerçekleştirilmezse taraflar bu konuda sorumlu olmayacaklardır.
Bir örnek de Yargıtay kararlarından verelim. Bir şirket devrinde taraflar niyet mektubu imzalıyor. Niyet mektubunda açıkça, belli taahhütlerin yerine getirilmesi halinde şirket hisselerinin devredileceği yazıyor. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, tarafların imzaladıkları bu niyet mektubunun, aslında koşula bağlı edimler içeren gerçek bir sözleşme olduğunu belirtiyor ve eğer taahhütler karşılanmış ise, bu sözleşmenin bağlayıcı olacağını belirtiyor. Olayda da, taahhütler karşılanmadığı gerekçesiyle, davacının davasını reddediyor; niyet mektubunun bağlayıcı olmadığı iddiasını ise gerekçesine almıyor.
Sonuç olarak; niyet mektubunun isminin niyet mektubu olması değil, içeriğinin niyet mektubu olması daha önemli. Konsepti aldığımız yabancı hukuk kurallarında kural olarak LoI'lerin bağlayıcı değil, MoU'ların ise bağlayıcı olduğu genelde kabul ediliyor, ancak bizde böyle bir durum yok. Sözleşme içeriğinde, taraflara borç yükleyen bir ifadenin bulunmaması, tarafların iyi niyet içinde sözleşme ilişkisine girmek için inceleme ve değerlendirme yapmaları amacıyla mektunun imzalandığı hususlarının yazılması gerekiyor. Şekil şartında ise, örneğin bir gayrimenkul satış vaadi ile bağlantılı olabilecek bir niyet mektubunun, hiçbir zaman geçerli olmayacağı çünkü ön sözleşme olarak değerlendirilse bile, noter huzurunda yapılmadığı için geçersiz kabul edileceğinin ön görülmesi gerekiyor. Zira ayrıca, sözleşme içindeki gizlilik hükümleri veya yetkili yargı merci maddeleri yine geçerli, ancak bu husus, tüm sözleşmenin geçerli olacağı gibi bir yoruma yol açmıyor ve maddeler ayrı ayrı değerlendiriliyor.
Saygılarımla