Kıbrıs'ta delinen ambargodan nano teknolojili askere…


Kıbrıs'ta delinen ambargodan nano teknolojili askere…



Bankaların karlarına taktım.

Alayı milyar lira...

Devletin bankaları da listede…

Cumhurbaşkanı 'faiz lobisi' için söylenirken...

Dedim kendi kendime...

Sana ne elalemin karından…

El şeyiyle gerdeğe girme...

Dön bak sen gerçeğine...

Di mi... Yok…

Güzel şeylerden söz edelim.

En azından farkındalık yaratan...

Dikkat çeken… Çektiren…

Geçen odasında sohbet ederken paylaşmıştı BTSO Başkanı İbrahim Burkay…

Kendisini tanıdığımdan bu yana yüksek teknolojili üretimi önemle anlatır savunur.

Aklın yolu bir... Biraz Afrin'i, Avrupa'yı, Amerika'yı anlatırken o günde ana tema "güçlü ekonomi bağımsız Türkiye'ydi.

'Türk askeri için kanama sırasında tampon yapan, kalp atışı, stres, vücut ısısı gibi hayati değerleri anlık olarak ölçüp wireless ile merkeze gönderen akıllı tekstillerin ve giysilerin üretimi için kolları sıvadık.'

Çok detaya girmemişti Başkan Burkay...

Sonrasında iş insanlarıyla görüşüldü, neler yapılabileceği tartışıldı.

Ve… Türk askeri için nano teknoloji, akıllı ve fonksiyonel tekstiller ve elektronik teknolojilerinin birleştirilerek akıllı ve çok fonksiyonlu askeri kıyafet ve teçhizatların üretimi için harekete geçildi.

Bursa bunu yapar mı?

Fazlasıyla…

O birikim de, enerji de var.

NASA, Boeing ve Airbus gibi dünya devi kuruluşlar, üretimde kullandıkları birçok parçayı Bursa firmalarından karşılıyorsa...

Türk ordusunun ihtiyaç duyduğu ürün ve parçalar Bursa’da mevcutsa…

Dünyanın en önemli kuruluşlarına parça tedarik eden firmalarımız, Türk savunma sanayi için de ürün geliştirebilir.

Özü bu...

Geleceğin askeri için üretilecek her malzeme bağımsız Türkiye adına ciddi bir hamle...

Tüm bunları yaparken...

Bugünün teknolojisi, imkanları, bakış açısıyla çok şeyi harmanlarken dünün değerlerini de unutmamakta yarar görüyorum.

Kıbrıs Barış Harekatı sürecinde yaşanan paraşüt bezi ambargosunda, Bursa'nın rahmetli sanayicisi Adnan Ener'in emeğini…

Tarihe bir damgaydı..

Sevgili sanayici dostum Bülent Parlamış anlatmıştı dedesi Adnan Beyi…

Bugün Porche’e döşemelik kumaştan, Mercedes’e perdeye, butik işlere, TSK’ya paraşüte, gökyüzünde THY'na kadar bir yığın iş alıp fazla mesaiyle çalışan bir fabrikadan söz ediyorum.

ABD’nin paraşüt ambargosunu Kıbrıs harekatında kıran ve ürettiği paraşütle akılda yer eden ailede bu konuda bir söz, adeta kanun gibi…

Can kulağıyla dinliyordum sevgili Bülent Parlamış’ı…

‘Babam ve dedem şöyle der; ‘askerden para kazanmayın. Gerekirse zarar ederiz. Bizde baba dede sözü önemlidir.’

Kurşun geçirmez ilk yeleği dede üzerinde denemiş!

‘Bu doğru mu?’ demeden keyifle devam etmişti Parlamış.

Hem dededen, hem de Jan Nahum’dan bir örnekle…

’82-83’lü yıllar. İplik yurt dışından geliyor. Bir ihale açılmış. O zaman ‘bu işi millileştirelim’ görüşü de oluşuyor. Dedem üzerinde çalışıp, sonrasında numuneleri alıp gidiyor. Yelekler hazır, askerin karşısında. İlgili komutan ‘madem kumaşa güveniyorsunuz, ihale sizde ama deneyeceğiz’ diyor. Dedem hiç tereddüt etmeden giyiyor yeleği. Bir asker kaleşnikofu alıyor tek el ateş ediyor. Kurşun 7 katlı kumaşın ilk katında kalıyor. Oysa başkalarının ürünlerinde bu 6. kata kadar gidebiliyor. Dedem çok mutlu geri dönüyor. Bu arada buna benzer bir konuyu Jan Nahum da yaşamış. Zırhlı araç üretiyor. Orduya verecek. Diyorlar ki; deneyeceğiz sizin sürünü. Jan Bey bunu toplantılarda keyifle anlatırken dinlemiştim. Kurşun bir boşluk bulsa içeri girse tahmin edin. Kurşun geçirmez yelek için de aynı...’

Bir an aracın içinde ya da üzerimde yelekli kendimi düşündüm de, bende yemedi.

İşte bunu önemsemeyen bu ülkenin böyle sanayicileri var.

Mesele devlet millet olunca herkes elini taşın altına koyar, üretir geliştirir.

Dedim ya…

Yeri geldi...

Hatırlatayım dedim.

Yerli ve milli olma konusunda çok geç kalmışız, bir de onu fark ettim bu yazıda…