Kaybeden kim, kazanan kim?


Yıl 1998. Gazeteciliğe yeni başladığım dönem… Şunu da dip not olarak söylemek isterim, ben gazeteciliğin gazetecilik olduğu dönemde bu işe başlamış olmaktan çok mutluyum.



Eylül ayı ve ilk önemli haberim için koşturuyorum.

Heyecanımı anlatmam çok zor.

Haber başlıkları “Tofaş ve Renault'da iş durdu!”

Sebep ise; Sendikanın işverenle yaptığı yüzde 43'lük zammı beğenmeyen yaklaşık 8000 otomobil işçisi iş durdurdu ve protesto gösterileri yaptı.

Türk Metal'in, MESS ile yaptığı yüzde 43-60 oranındaki sözleşme, otomotiv işçisini ayağa kaldırdı. Renault'ta çalışan işçiler, işbaşı yapmayıp, TOFAŞ'ta görev yapan bine yakın işçi, tepkilerini, yolu trafiğe kesip, yürüyüş yaparak dile getirdi.

Yıl 2012…

Renault’un Bursa’daki fabrikasında çalışan 1500 kadar işçi fabrikayı işgal etti. Üretimi durduran işçiler toplu iş sözleşmesi sürecine tepki gösteriyor.

İşçiler fabrikaya noter getirilerek Türk Metal’den istifalarının alınmasını talep ediyor.

Renault işçilerine destek olmak üzere fabrikaya gitmek isteyen Bosch işçileri de Türk Metal üyelerinin saldırısına uğradı.

Renault işçileri, bir süre önce Türk Metal'den DİSK’e bağlı Brleşik Metal-İş Sendikası (BMİS)'e geçen Bosch işçilerine direnişe destek olma çağrısı yapmış, Bosch işçileri de bunun üzerine fabrikaya doğru yola çıkmışlardı.

Ben bu süreçte fiili olarak olayları takip edemedim. Basından takipte bulundum.

Yıl 2015…

Bosch’ta imzalanan TİS’in ardından Türk Metal’in MESS ile yaptığı sözleşmeyi değiştirmesini talep ederek eylemlere başlayan metal işçisinin öfkesi büyüyor.

Bursa Renault işçileri üretimi durdurdu.

Binlerce metal işçisi Renault önünde direnişe geçerken Tofaş ve Coşkunöz’de de işçiler üretimi durdurup direnişe geçti.

Şimdi yine bir tepki, yine bir işi bırakma.

Aslında şurada yaptığım özet bile olayların nasıl buralara geldiğini, bunların neden yaşandığını gösteriyor aslında.

Şu da bir gerçek ki, bazı şeyler değişmeden, bu olaylar aralıklarla böyle sürecek.

Hakkının peşinde koşan emekçilere her zaman saygım var.

Ama olayı işçiler tarafından değil, üretim, ülke ve kent tarafından değerlendirmek istiyorum.

Yaşanan her eylemde, her tepkide ülke ekonomisi ne kadar zarara giriyor?

Hak arayışı güzel de, şimdi Bosch fabrikası neden bu durumda ve diğer metal işçileri bu durumda?

Ben olaylar bu kadar sıcakken aslında çok ya yorumda bulunmak istemiyorum.

Ama dediğim gibi bu kadar olay yaşanıyorken, hem işçi, hem de işveren de şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekiyor.

Burada kim kazanır, kim kaybeder birlikte göreceğiz.

Fakat gerçek kaybeden ülke ve kentin ekonomisi…