Karagöz Bursalı mıydı?


Halk dilinde Karagöz oyunu olarak adlandırılan gölge oyunu, Türk kültür yaşamında önemli bir yer almaktadır.



Karagöz oyununun kökeni konusunda yapılan araştırmalar da ise bu oyunun Bursa ile yakın ilintisi nedeniyle, Bursa'da uluslararası düzeyde bir gölge oyunu festivali düzenlenmiştir.

Karagöz oyununun ülkemizde ortaya çıkışı konusunda, konunun uzmanları tarafından sürekli tartışılmasına karşın bugüne değin bu konu ne yazık ki aydınlatılamamıştır. Karagöz ile Hacıvat, gerçekten yaşamış kişiler mi idi? Bu kişiler hakkında anlatılan söylenceler doğru mudur? İşte, biz bu tartışmalara, yeni bulduğumuz belgeler ışığında bir ölçüde katkıda bulunmak istiyoruz.

GÖLGE OYUNUNUN KÖKENİ

Gölge oyununun kökeni olarak genellikle Java, Çin veya Endonozya olarak gösterilir. Berthold Laufer ve Hermman Reich gibi araştırmacılar gölge oyunun kökenini Akdeniz ülkelerine bağlarlar. Ancak Sayın Metin And'ın belirttiği gibi, Antik Yunan ve Bizans'ta gölge oyunun varlığının belirlenmediği gerekçesi ile bu görüş kabul görmemiştir.[1]

Herşeyden önce bir bu konuda da bir katkıda bulunmak istiyoruz. Dayandığı kaynakların sağlamlığı tartışılmayan ünlü şarkiyatçı Hammer, Osmanlı Tarihi adlı ünlü kitabının bir dipnotunda bu konuda çok önemli bir bilgi verir. Hammer, Hacı İvaz bahsinde, bu kişinin Hacıvat olduğunu savunup, şu cümleyi yazmıştır; "Bizanslılar Karagöz'ü "Harahus" olarak bilirlerdi"[2] Görüldüğü gibi Sayın Hammer, Bizanslılar döneminde gölge oyunun varlığını belirtmekle birlikte Karagöz'e fonetik olarak çok benzeyen Harahus olarak anıldığını söylemektedir. Karagöz araştırmacılarının dikkatini çekmediği bu bilgiyi aktararak tartışmaya açmak istiyorum. Bu bilgiye göre; gölge oyunun Anadolu'da binlerce yıl önceden beri oynandığını ve Türk gölge oyununda da Anadolu gölge oyunundan etkilendiği görüşünü kabul edebiliriz. M. Z. Pakalın, 1950'li yıllarda kaleme aldığı Tarih Deyimler ve Terimleri Sözlüğünde; Hitit kabartmalarındaki figürlerin Karagöz ve Hacıvat'a, en ufak ayrıtlarına kadar benzediğini, ayrıca bu figürlerde yer alan küçük adamların Karagöz oyununda yüzyıllardır Beberühi olarak varlığını belirterek, Anadolu'da gölge oyunun yüzyıllardır sürdüğünü yazar. [3] Alman yazar Jacop ile Rus araştırmacılardan Samayloiç, Orta Asya Türklerinin Kolkorçan adıyla bir gölge oyunu oynatıldığını yazmaktadır. Jacop'a göre Türkler Anadolu'ya gelmezden önce gölge oyununu tanıyorlardı.

Arap toplumlarında da 1184 yıllarında yaşamış Selahaddin Eyyübi döneminden bu yana hayal-i zil denilen gölge oyununu tanıdıklarını kaynaklardan öğreniyoruz. Bu tarihte yazılan Metali-ül-budur fi Menazil-üs-sürur ile 1204 yılında yaşamış ünlu Arap filozu Muhiddin Arabi'nin el-Fütuhat-ı el-Mekkiyye[4] adlı kitaplarda gölge oyunu ile ilgili bilgiler yer alır. 1310 yılında ölen Muhammed Şemseddin ebu Abdullah bin Danyal'ın Tayf-ül hayal[5] adlı kitaplarda da gölge oyunu hakkında bilgi bulunur. Bursalı İsmail Hakkı'nın kitaplarında da gölge oyunu hakkında bilgi verilmiştir. [6] Görüldüğü gibi gölge oyunun varlığı Osmanlılardan çok önce biliniyordu. Bu nedenle Şeyh Küşteri'nin gölge oyunun mücidi sayılır.

ŞEYH KÜŞTERİ KİMDİR?

Karagöz oyununun mucidi, Türk kaynaklarınca Bursa'da gömütü bulunan Şeyh Mahmud Küşteri olarak gösterilmiştir. Bu görüş öylesine yaygındır ki; son iki-üç yüzyıldır bu görüş adeta tarşılmaz durumdadır. En azından Türk gölge oynunun kurucusu olarak kabul görmüştür. Perde gazellerinde bile, bu Bursalı Şeyh Küşteri'den söz edilerek oyuna başlanırdı.

Acaba Bursa'da gömütü bulunan Şeyh Küşteri gerçekten gölge oyunun mücidi mi idi? Şeyh Küşteri konusunda kaynaklarda çelişkili bilgiler bulunmaktadır. XV. yüzyılda yazılan Aşıkpaşaoğlu Tarihi  (7)[7] ile XVI. yüzyılda yazılan Şakaik-i Numaniye'yi çevirip ek yazmış olan Mecdi Mehmed Efendi'nin Hadaiku'ş Şekaik[8] adlı kitabında, bu kişinin gölge oyununu mücidi olduğuna dair bir bilgi verilmemiştir. Türk gölge oyunu olan Karagöz'den ilk kez sözeden yazar, Evliya Çelebi'dir. Çelebi, Seyahatnamesinde de Şeyh Mahmud Küşteri'den sözetmeden Karagöz hakkında oldukça fazla bilgi verir. Bursalı Beliğ Efendi'nin Güldeste-i Riyaz-ı İrfan, Mustakimzade Süleyman Sadettin Efendi'nin Mecellet-ün Nisap ve Bursalı Baldırzade'nin Revza-i Evliya adlı kitaplarında Şeyh Küşteri'den söz etmektedir. Bursa'da gömütü bulunan Şeyh Mahmud Küşteri'nin, Türk gölge oyunu ve Karagöz'ün mucidi olduğuna dair eski kaynaklarda fazla bir bilgi yer almazken, bu konuda en önemli kanıt gömüt taşındaki yazıdır. Bugün bulunmayan ancak 1961 yılına kadar Büyük Şehir Belediye Bahçesi'nin karşısında bulunan bu gömüt taşı, 1961 yılında Bursa Müzesi'ne teslim edilmiştir. Bu gömüt taşı bugün bulunmamasına karşın taşın fotoğrafları bulunup ve üzerinde ne yazıldığı bilinmektedir. Bu taşta şu ifadeler yer almaktadır;

"Kutb-ül- arifin Gavs-ül vasılin cennetmekan firdevs aşiyan sahib-i hayal Şeyh Mahmud Küşteri, 802"

Görüldüğü gibi bu gömüt taşında, Şeyh'in "sahib-i hayal" ifadesiyle gölge oyunun mucidi olarak nitelendirilmiştir. Ancak bu gömüt taşına karşın özellikle biyografilerde şeyhin gölge oyununun yaratıcısı olarak yazılmamış olması araştırmacılarca dikkat çekmektedir. Bu nedenle Karagöz ile Şeyh Küşteri'nin bir ilgisi bulunmadığı belirtilmektedir. Ayrıca, Şakaik, Aşıkpaşaoğlu ve Güldeste'de; I. Murad devri bilim adamlarından gösterilen Şeyh, gömüt taşına göre ise, Yıldırım Bayezıt döneminden sonra ölmüştür. Pakalın da, Küşteri'nin gömüttaşının XIV. yüzyıldan kalma olmadığını belirtir. Bu taşın değiştirildiği belirtilmektedir. Gerçekten, 1923 yılında yayınlanan Yeni Mecmua Dergisinde; gömütün 1917 yılında tahrip edildiği ve sonradan onarıldığı yazılmaktadır. [9] Ancak bu tarihten 12 yıl önce yayınlanan bir kitapta da aynı yazıtın bulunduğu anlaşılmıştır. 1905 yılında yayınlanan Hasan Taib Efendi'nin Hatıra Yahut Mirat-ı Bursa[10] ve 1910 yılında yayınlanan Mehmed Ziya'nın Bursa'dan Konya'ya Seyahat[11] adlı kitabında Küşteri'nin mezar taşındaki yazı, Yunanlılarca tahrip gören taştır. Yani 'hayal sahibi' olarak nitelenen yazıdır. Bu nedenle bu mezar taşının, bu tarihte yenilenmesi söz konusu değildir.

Bu çalışmamızı hazırlarken ilginç bir belge bulduk. Bu belge Şeyh Küşteri konusunu daha da karmaşık duruma sokmaktadır. Bir dünya tarihi yazan Şemdanizade'nin Meri-ül tevarih'inde; Hicri 283 yılına, Miladi 896 yılına ait olmak üzere Şeyh Abdullah Küşteri adlı bir kişiden söz etmektedir. İşte bu Şeyh Küşteri için şu açıklama yapılmış:

 "Şeyh, aydınlatacağı kişilere gece perde kurup arkasına ışık yakıp hay- huy ettikten sonra ışığı söndürerek zulmetin bu dünyadan yok olacağını. Sonra alış-veriş, savaş, katliamlar, zevk ve sefa, ilim ve gam. . . ortaya çıkınca gölge oyununa benzer, diye temsiller etmiştir. Sonra gölge oyununu icat edip düğün ve helva geceleri oynatılır. . . "[12]

Şeyh Mahmud Küşteri ile Şeyh Abdullah Küşteri, acaba farklı kişiler midir? Yoksa aynı kişiler mi? Bu konuda bugün bir şey diyemiyoruz. Ancak, Bursa'da gömülü bulunan Şeyh Küşteri'nin en azından Ülkemizde ilk gölge oyunun yaratıcı olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda en somut kanıt ta kuşkusuz gömüt taşıdır.

Bursa Kadı Sicilerinde H. 927  (M. 1521) yılına ait bir belgede, bugünkü Büyükşehir Belediye binasının yanında, Şeyh Küşteri'nin gömütünün bulunduğu mahalleye Küşteri Mahallesi adıyla anıldığı görülmektedir. [13] Bu alan aynı zamanda Küşteri Alanı olarak da anılmıştır.

Evliya Çelebi'ye göre Hacıvat ve Karagöz Bursa'da yaşamış kişilerdir. Şeyh Mahmud Küşteri'nin gölge oyununun mucidi olmasından söz edilmezken, Şeyh Tüsteri'nin (ki gerçekte de Küşteri değil Tüsteri olması gerekir) gölge oyunu için sazdan bir çalgı aleti icat ettiğini yazar. Ayrıca söylencelerde ve Karagöz perde gazellerinde uzun yıllar Karargöz'ün mucidi olarak Şeyh Küşteri gösterilmiştir. Nitekim, Evliya Çelebi ile hemem hemen aynı yüzyılda yaşamış olan ve Manisa'da gömülü bulunan Birri'nin bir gazelinde;

"Vahdet-ü kesret nedir gösterdi Şeyh Küşteri

Birri'ya seyret hayal-i zilli andan ibret al" (?)

dizelerinde Şeyh Küşteri'nin gölge oyunun mucidi olarak gösterilmiştir. Bu çelişkilerin bir kısmı, Karagöz araştırmacılarınca fark edilmesine karşın bunun nedeni çözülememişti.

Bursa eski milletvekillerinden ünlü biyografi yazarı Bursalı Mehmed Tahir'in, 1917 yılında, Şeyh Küşteri'nin Bursa'daki gömütünün tahrip olması üzerine bir araştırma yaptığını ve bu araştırmada şeyhin türbesinin vakfiyesinin bulunduğunu yazar. Bu vakfiyeyi ne yazık ki bulamadık. Ancak bu vakfiyeye göre bu türbenin bir türbedarı ve vakıfları olduğu belirtilmektedir. Şeyh'in bu vakfiyesi, bu konuda daha somut bilgiler vereceğini sanıyorum.

Çağımızda gölge oyunun kökeni Uzakdoğu veya Çin olarak gösterilir. Ancak bu oyun, belki basitçe olmak üzere birçok yerde ortaya çıkabilir veya bu toplulukların ilişkileri ile bu oyunlar birbirine benzeyebilir. Aslında bugün dünyada oynatılan gölge oyunları, her ülkede çok temelli ayrılıkları olabilen farklılıklar da vardır. Biz, bu oyunun ilk kez nerede icat edildiğini değil de Türk topluluklarında ilk kez ne zaman ortaya çıkmıştır, Karagöz ile Hacıvat gerçek kişiler mi? Bu soruların yanıtını arayacağız.

KARAGÖZ İLE HACIVAT GERÇEKTEN YAŞADILAR MI?

Yazılı belgelerde ilk kez Osmanlı dönemine ait gölge oyunundan Ahmed ibn Iyas'ın Bedi-uz Zuhur fi Vakayi ud Duhur, adlı Mısır tarihinde yer alır.[14] Bu kaynağa göre; Mısır'ın fethine giden Sultan Selim Cize'de gölge oyunu izlemiştir. Bir çok araştırmacı, işte bu bilgi nedeniyle Türklere gölge oyunun bu tarihte Mısır'dan geldiğini savunur.

Oysa, Türk gölge oyunu olan Karagöz hakkında en geniş bilgiyi veren Evliya Çelebi, bu yazardan bir asır sonra yaşamış olmasına karşın böyle bir bilgi sahibi olmaması olası değildir. Çünkü Çelebi, Karagözcüleri sayarken, Yıldırım Bayezıd döneminde yaşayan Karagözcüler hakkında bile bilgi vermektedir. Yukarıdaki düşünce, genellikle yabancı yazarların Türk kaynaklara başvurmadan kabullendikleri bir görüştür.

Çelebi, edebiyatımızda lub-u hayal, zilli hayal, şabbazi olarak, halk dilinde de Karagöz olarak anılan Türk gölge oyunun iki ünlü kahramanı olan Hacıvat ve Karagöz'ün yaşanan kişiler olup, Bursalı olduklarını yazar. Hatta bu kişiler hakkında ayrıntılı bilgi verir. Yazara göre Hacı İvaz  (Hacıvat) Selçuklular zamanında Yorkça Halil adıyla anılan bu kişidir. 70 yıl, Bursa ile Mekke arasında ticaret yapmış. Ailesi Efelioğulları adıyla anılırmış. Bu Hacı İvaz, bu yolculukların birinde Arap eşkıyaları tarafından öldürülüp Bedir hanında gömülmüş. Hacıvat'ın Bursa ile ilgisini gösteren bir başka kanıt ise Hacıvat Hanı'dır. Bursa yakınlarında bulunan Hacıvat Hanı'nın kim tarafından yaptırıldığı bilinmese de bu hanın Hacıvat ile ilgili olduğu kuşkusuzdur.

Karagöz ise, İstanbul tekfuru Konstantin'in seyisi imiş. Kırıkkaleli bir kipti aileden geliyormuş. Adına ise Sofyozlu Karagöz Bali Çelebi derlermiş. Tekfur, Karagöz'ü yılda bir kez Selçuklu Sultanı'na gönderip Hacıvat ile konuşurlarmış. Bu konuşmaları o zamanın pehlivanları hayali zile koyup oynatırlardı, demektedir.

Çelebi, ünlü gölge oyuncularını sayarken de, Kör Hasan adlı Karagözcünün Yıldırım devrinde oyun oynattığını yazmaktadır.[15]

KARAGÖZ KÖLE MİYDİ?

Bursa Kadı Sicilleri'nde yaptığımız araştırmada, Karagöz adı oldukça sık geçer. Ancak, bu Karagöz adlarının tümü kölelere veya kölelikten azat edilmiş 'Abdullah oğlu' olması dikkat çekicidir.[16] Kadı sicillerinde bir tek Türk ve İslam Karagöz adına rastlayamadık. Karagöz adı, adeta kölelere özgü bir ad görünümündeydi. Bu nedenle Karagöz yaşamış bir kişi ise bu kişi mutlaka köle veya kölelikten azad edilmiş bir kimse idi.

Eğer Evliya Çelebi'nin söylencelerini düşünürsek İstanbul'un hizmetinde bir Hıristiyan kişinin Bursalı bir tüccar olan Hacıvat ile yılda bir konuşmasının bu söylencenin mantığını uymayacağını düşünüyoruz. Ancak, Bizans'ın hizmetinde bulunan Soyfozlu Bali Çelebi'nin Türklerce tutsak edilmesi ile birlikte köle olmuş olabilir. Daha sonra bu kişi azad edilerek Bursa'da sanatkar ve iş sahibi olabilir. Nitekim Bursa Kadı Sicillerinde yaptığımız bir araştırmada, bir yıl içinde 50 kadar kölenin azad edildiği ve çok sayıda Abdullah oğlu olan azad edilmiş kişilerin mal mülk ve sanat sahibi olduklarını öğrenmekteyiz.

XVIII-XIX. yüzyıllarda ülkemizi ziyaret eden gezginlerin gözlemlerine göre, o tarihteki Karagöz oyununun konu olarak günümüzden çok farklı olduğu gözlenir. 1655 yılında J. Thevanot,[17] XVIII. yüzyılda D'Ohsson,[18] 1840 G. de Nerval,[19] 1855 yılında Ubucini[20] gibi oyunu izleyen tüm gezginler, Karagöz'ü kaba ve açık-saçık ifadelerin yeraldığı bir oyun olarak nitelerler.

Daha da önemlisi oyunu izleyen bu gezginler, Karagöz tipini Avrupa'da bulunan çeşitli tiplerle özleştirirler. Örneğin De Nerval, D'Ohsson ve Hammer; Karagöz tipini İngilizlerin Harlequinade, Fransızların Arlequinade dedikleri tiple özleştirirler ki bu tip bir hizmetçi, köledir. Yine Ubucini'nin benzettiği Pasquino de, İtalyan komedisinde bir uşak tipidir. Hammer'in örnek verdiği ikinci bir tip olan Piyero (Pierrot) da Fransız tiyatrosunun bir uşak tipidir.[21] Görüldüğü gibi Karargöz'ün eski oyunlarında Karargöz bir uşak veya hizmetli tipini çizmektedir. Bu da bizim Karagöz'ün köle kökenli olduğuna ilişkin savımızı oldukça doğrulamaktadır.

KARAGÖZ HAKKINDA BİR BELGE!...

Başbakanlık Arşivi ile Bursa Kadı Sicilerinde uzun yıllar araştırma yapan Kamil Kepecioğlu, Bursa Kadı Sicilerinde Karagöz ile ilgili ilginç bir belgeye tesadüf etmiştir.[22] 1507 tarihlerinde düzenlenen bu belgede, Abdullah oğlu Karagöz adlı bir kişinin Pirinç Hanı'nın tuğla ve kiremitleri sağlamakla görevli olup bu işi teslim etmeden öldüğü yazılıdır. Sayın Kepecioğlu, XIX. yüzyılın sonlarında Bursa'daki halk arasında Karagöz ile Hacıvat'ın Bursa'daki Pirinç Hanı'nın yapımı sırasında öldüğü inancının yaygın olduğunu yazarak, bu belgede geçen Karagöz'ün gölge oyununa mülhem olan Karagöz olabileceğini savunur.[23] Bu belge, Karagöz'ün varlığını söylenceler ile yazılı belgelerin uyumlu kılıyor. Ancak, Bursa Kadı Sicillerinin Fatih döneminden önceki defterleri ne yazık ki bulunmuyor. Bu nedenle daha önceki yıllara ait defterlerde söylencelere uyan başka bir Karagöz adlı kişinin ne yazık ki varlığını belirlememiz mümkün olamamaktadır. Fakat, XIV. yüzyılda Bursa'da yaşamış ünlü bir Karagöz adlı kişinin yaşadığını sanıyoruz. Bursa Kadı Sicillerinde H. 867  (M. 1463) yıllarında Karagöz adlı bir mahallenin varlığını belirledik. Bu mahallenin adı 1573 tarihli tahrirat defterinde bile gelmektedir.[24] Bu deftere göre bu mahalle 46 hane, 20 mücerret yaşmaktadır. Ancak XVII. yüzyıldan sonra adı kayıtlardan çıkan bu mahallenin Bursa'nın hangi semtinde olduğunu bilemiyoruz. XV. yüzyılda Bursa'da bir mahalleye adı verilen kişinin en azından bir asır önce yaşamış olması kabul edile bilinir. Ayrıca bu kişinin adının bir mahalleye verilmesi, o kişinin ünlü bir kişi olduğunu gösteriyor. Tüm bu bilgilerden. Türk gölge oyununun önemli karakteri olan Karagöz'ün, XIV. yüzyıllarda Bursa'da yaşamış olabileceği açıkça görülmektedir.

[1] M. And, Karagöz. s. 24

[2] J. von Hammer, Osmanlı Devleti Tarihi,  (Üçdal) İst. C. I, s. 595

[3] M. Z. Pakalın, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İst. 1983, C. 2, s. 190

[4] Beyrut, ts. III, 65-68

[5] Pakalın, a. g. k. s. 192

[6] Ruhu'l-Mesnevi, II, 533, Kenz-i Mahfi, s. 98

[7]  (Atsız) İst. 1970, s. 220

[8] İst. 1269, s. 45

[9] Yeni Mecmua İst. 1923, Şeyh Küşteri ve Karagöz, İst. 1923, s. 195196

[10] Hatıra Yahut Mira-ı Bursa Bursa H. 1323, s. 25

[11] Bursa'dan Konya'ya Seyahat, İst. 1328, s. 68

[12] Meri-ül Tevarih, İst. 1338, C. 1, s. 260, 261

[13] Bursa Kadı Sicilleri A/81, s. 80

[14] Bulak 1311 (M. 1893)C. 3, s. 125-134

[15] Evliya Çelebi Mehmed Zilli bin Dervişi, Seyahatname, C. 1, İst. H. 1314, s. 649-656

[16] Bursa Kadı Sicilleri, B-146/361 s. 37-B-4; 146/361, s. 105-A-1;98-B-1; 266-128; 11-2, 66; 19-141; 20-20; 37-482; 21-179 vb.

[17] Jean Thevenot, 1655-1656'da Türkiye, İst. 1978 (N. Yıldız), s. 95

[18] XVIII. Yüzyılda Türkiye'de Örf ve Adetler (Z. Yüksel)s. 237

[19] Doğuya Seyahat,  (1840) (M. Taşçıoğlu), Ank. 1984, s. 57-68

[20] İst. 1977,  (A. Düz)C. II, s. 71-73

[21] J. von Hammer Purgstall, Osmanlı Devleti Tarihi (Üçdal) C. II, s. 595

[22] K Kepecioğlu, Hanlar, Bursa. 1935, s.

[23] Bursa Kadı Sicilleri, 21, -179; K. Kepecioğlu, Bursa Kütüğü, E. E. ktp, no. C. s. 54

[24] Bursa Kadı Sicilleri, A/31, s. 62; A/1, s. 23, A/199, s. 247; Başbakanlık Arşivi Tapu Tahrir Def. 117/1 ypr. 146; (Akt. Hüd. Tahrir Def. s. 146)