İnternetin riskli yüzü:"Bağımlılık"


Günde on saatinizi internette geçirdiğinizi düşünün.



Kimi zaman bilgisayar başındasınız, kimi zaman elinizde tablet ya da telefon var. Uyku sürenizi ve yemeyi azaltıyorsunuz, insanlarla çevirimdışı alanda iletişiminizi mümkün olduğunca kısıtlıyor ve hatta çevirimdışı olduğunuz zamanlarda çevirimiçi olmayı özlüyorsunuz. Giderek yalnızlaşan dünyanıza internet üzerinden tanıştığınız ve yine internet üzerinden sohbet edip, mesajlaştığınız insanlar alıyorsunuz. Onlarla iletişim kurup, sosyalleşmeye çalışırken nasıl da yalnızlığınızı artırdığınızı fark etmiyorsunuz. Fikirlerinizi beyan etmek çevirimiçi alanda daha kolay geldiği ve üstelik bazı zamanlarda kimliğinizi de saklayabildiğiniz için burada kurduğunuz bağlar sizi daha rahat hissettiriyor. Tüm bunlara rağmen bir bakıyorsunuz hayat yavan gelmeye başlıyor. Gelecekle ilgili bir planınızın olmadığını fark ediyor, umutsuzluğa kapılıyorsunuz.
Sizin bu durumunuzu nedeni ile tedirgin olan ve bir şeyler yapmaya çalışan aile bireylerine karşı öfkeleniyor, onları dinlemiyorsunuz. Oysaki depresyon kapıda bağımlılıkla beraber duruyor, yardım gerekiyor…
Çağımızda internet kullanımının bize sunduğu faydalar inkâr edilemez. Özellikle bilgiye ulaşma konusunda kullanıldığı zaman bize pek çok olanak sağlar. Bununla beraber son yıllarda internet kullanımının bireyler üzerinde psikolojik ve fizyolojik olarak zararlı etkilerinin olabildiğini görüyoruz. Bunların en önemlilerinden biri “internet bağımlılığı” dır. Bireyin internet bağımlılığının olup olmadığını internet kullanım süresi ve interneti kullanım amacının belirliyor. Günlük aktivitelerin kısıtlanması, iş ve eğitim performansını aksaması, arkadaş ve aile arasındaki ilişkilerini bozulması ve fiziksel olarak bireye zarar verecek düzeyde internet kullanımının olması durumunda yaşam kalitesinin de bozulduğunu anlıyor, bağımlılıktan söz ediyoruz. İnterneti, bilgi ve haber alma amaçlı kullananlara göre özellikle kumar, sohbet, oyun ve pornografi gibi etkileşim alanlarında kullananlarda bağımlılık riskinin arttığını görüyoruz. Bununla beraber internet kullanımının patolojik seviyelere gelmesindeki ihtiyacın aynı zamanda sosyalleşme ihtiyacı ile paralel olduğunu söyleyebiliriz.
Çevirimiçi alanda bireyin asıl kimliğini saklayıp istediği herşeyi ifade edebiliyor olması, bireyi sözde yalnız olmadığı ortamlara sokarak sosyalleşme ihtiyacına hizmet etmesi beklenirken yalnızlaştırdığını görüyoruz. Patolojik seviyede internet kullanımı olan bireyler bize depresif yakınmalarla başvurabiliyorlar. Özellikle isteksizlik, ilgi kaybı ve değersizlik fikirleri ön planda olabiliyor. Ayrıca depresif yakınmaları olan hastalar da internet kullanımını patolojik düzeylere taşıyabiliyorlar. Yani depresyonun internet bağımlılığının hem nedenlerinden biri hem de sonucu olduğunu görüyoruz.
Bağımlılığı anlamak için bireyin kişisel özelliklerini, kişiler arası iletişim becerilerini, sosyal desteğinin yeterli düzeyde olup olmadığını anlamak gerekiyor. Özellikle fobik, anksiyete düzeyleri yoğun, depresif olan kişilerde bağımlılık riski yüksek görülüyor. Bu kişilerde kusurlu olduklarına dair temel inanç, dürtü denetim problemleri ve düşük özsaygıya rastlayabiliyoruz. Sosyal desteği daha güçlü olan bireylerin bağımlılık riskleri düşüyor. İnternet bağımlılığı ile mücadele ederken bağımlılığın temellerini anlamak önemlidir. Eğer sorunlu bir aile yapılanması varsa aile terapileri uygulanır. Bununla beraber bireyin iletişim becerilerine odaklanıp, varsa eğer depresif yakınmaların tedavisini gerekmektedir.
İnternet bağımlılığı toplumsal bir sorundur. Kişilerin gerekli ve gerçek duygusal bağlar kurmalarını engelleyen bu rahatsızlığın yanıbaşımıza getirdiği kaçınılmaz sonun yalnızlık olduğunu unutmayalım.
Bağımlılık gelişmeden önlem alalım…