İnsan dediğin neyle yaşar?


İster yoksul olalım ister zengin, şu hayatta en çok ihtiyacımız olan şey MORAL'dir.



İstediğimiz çoğu şey gerçekleşebilir. Harika bir ev, lüks eşyalar, kocaman bir havuz, son model bir otomobil, iyi bir mevki, bankada gelecek teminatı para ve konfor bizim olabilir. Ama tüm bunlar bile mutluluk getirmeyebilir, mutluluğu sürekli kılmayabilir, içteki o kocaman ve nereden geldiği meçhul olan boşluğu kapatamayabilir.

Mutluluk çok ama çok başka bir şeydir.

Nereden geldiği belli olmayan, illaki bir sebebe dayanmayan, gözle görülebilecek kadar somut ve elzem olan servettir o.

Ve mutlu olduğumuzda moralimiz yerinde olur.

Moralimiz yerinde olursa, ruhumuz ve bedenimiz sağlıklı olur.

Biz mutlu olursak, etrafımızı da mutlu ederiz.

Mutluluk da bulaşıcıdır.

Tıpkı keder gibi...

 

Hayatta kim olursak olalım, en çok ihtiyaç duyduğumuz şey moraldir.

Tam her şeyi yoluna koyduğunuzda, tam acıların, yorgunlukların, yoğunlukların içinden doğrulduğunuzda, Bismillah deyip yeni bir sayfa açmaya hazırlandığınızda, biri çıkar bir cümle kurar, gözlerinizin içine baka baka, sizi kıra kıra, kasıtlı ve isteyerek, kalbinize o "cümle bıçağını" sokuverir.

Negatif, kötü, acıtan, acıtması için özellikle hazırlanan bir cümle...

Ve başarır.

Canınız yanmıştır.

Ama cümlenin içeriğinden ziyade, şunu sorgularsınız:

"Neden yaptı ki şimdi bunu? Ne gerek vardı, arkadaş olduğumuzu sanıyordum???"

Evet, hayatın içinde debelenip dururken, uzun saatlerimizi birlikte geçirdiğimiz ve güvendiğimiz kimi insanlar, bilerek ve isteyerek canımızı yakarlar.

Ve bunu yaparken, gözlerinin ta içinde yanıp sönen kötü ışıltıyı görürsünüz.

Sizi üzmekten, yaralamaktan keyif alarak, enerji depolayarak, hız kazanarak mutlu olurlar.

Aslında söylediği şeyin zerreyi miskal değeri yoktur.

Asıl mesele, bunu neden yaptığıdır.

Buna neden ihtiyaç duymuştur?

Başkasını üzerek elde edilen mutluluk helal bir mutluluk mudur?

Bu ne çeşit bir ruhsal bozukluktur?

 

Sabah işe gelirken yolda gözgöze geldiğiniz çöpçüye kolay gelsin dediğinizde, bindiğiniz otobüsün şoförüne günaydın dediğinizde, sizden genç bile olsa hamile bir kadına yer verdiğinizde, sarsılan otobüste düşmek üzere olan bir insanı kolundan yakaladığınızda, hiç tanımadığınız bir kadın mağazada ayna karşısında kıyafet dener ve kararsızlıktan bitap düşmüşken yanına yaklaşıp "Bence alın harika durdu" dediğinizde, o insanların gözlerindeki mutluluk, minnet ve sevinç sizi o kadar farklı bir yere taşır ki..

Bırakın herkes mutlu olsun..

Mutlu insanlardan zarar gelmez...

 

İnsan denen varlık, umut, inanç ve moralle hayata tutunur.

Zaten ölüme doğru giden bir sınav yolunun zor koşullarında yürürken, neden kimileri, birlikte yürüdükleri insanı acıtmaya çalışır?

Bu neyin intikamıdır?

Bu nasıl bir mutlu olma seçeneğidir?

Bu nasıl bir zavallılıktır?

İmalı cümleler, laf sokuşturmalar, negatif beden dili ve samimiyetsiz olduğu son derece aşikar olan tavırlar...

Sizi bu cümlelerle yaralayanların yanında olup, her şeyi duyup, görüp, sessiz kalanlar vardır bir de..

Müdahale etmeyenler...

Dilsiz şeytanlar..

Susanlar...

Onlar daha da kötüdür..

Susmak güzeldir, ama bazı durumlarda cehennemlik puan taşır susmak denen eylem..

Dante, "Cehennemin en karanlık yerleri, buhran zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır" der.

Gözünüzün önünde dönen haksızlığa, laf sokmaya, kedere tarafsız kalmanız, sizi haksızlığı yapanın safına dahil eder..

 

Mideniz bulanır, her şey altüst olur, dizdiğiniz tüm taşlar birbirine karışır ve hayata sarılmak için gerekli olan enerjiyi, yeniden moral bulmak için çabalama yolunda harcamak zorunda kalırsınız.

Silah gibi, nükleer madde gibi, bomba gibi yaralayıcı bir şeydir sivri dil..

Göründüğü gibi olmayanlar, bundan zarar gelmez dedikleriniz, iyi insan zannettikleriniz, tam tersi çıktığında, yeni bir mücadele bekler sizi.

 

Şu hayatın keşmekeşinde ne gerek var bütün bunlara..

Yıkıcı olmaktansa yapıcı olmak, keder ve üzüntü vermektense neşe ve mutluluk vermek en güzeli..

Bunu neden anlamazlar?

 

İnsanların kalıcı yahut geçici kusurlarını görmezden gelin.

Kilo almışsın, yüzün şişmiş, sivilce çıkmış, kötü görünüyorsun demeyin.

Bir kadına "Git yüzüne makyaj yap" demek bile gizli hakaret içerir.

Olumsuzluk içerir.

Bazı cümleler sanki karşıdakinin iyiliği için söyleniyormuş süsü verilip aslında tam tersi amaç için kullanılır.

Ve bunu zekası en vasat insan bile anlar.

İnsanların nasıl gözüktüğü ile ilgilenmeyin.

Hayat zaten bıktırıcı ve ağır, bir de siz üstüne tuz biber olmayın.

İnsanların özel hayatlarını sorgulamayın.

Üstünüze vazife olmayan sorular sormayın.

Çorabı kaçmışsa, fermuarı açıksa, saçları çok karışıksa; özetle, toplum içinde tuhaf karşılanacak bir durumdaysa, kenara çekip UYGUN BİR DİLLE uyarın.

O kadar...

Çocuğu başarısız bir annenin yanında, kendi çocuğunuzun başarısını anlatmayın, sorulsa bile geçiştirin gitsin.

O annenin kalbini kırmayın.

Hasta birinin yanında ne kadar sağlıklı olduğunuzdan bahsetmeyin.

Siz kız çocuğunun bambaşka olduğunu, kız olsun da çamurdan olsun lafını her tekrarladığınızda, kız evlat istediği halde 3 tane oğlu olan bir kadını ne kadar kırıp burktuğunuzu biliyor musunuz?

Ya da tam tersi, 4 kızdan sonra bir tanecik de oğlum olsun diye dua eden bir kadını, "Oğul bambaşka, erkek evlat gibisi yok" lafınızla yıktığınızı biliyor musunuz?

Bazı sevinçler gizli yaşanmalı.

Şükür, dua, ibadet gizli olmalı.

Bazen sizin belli bir konuda uluorta ettiğiniz şükür, başka canları incitir.

Kör insana bakıp, görebildiğine dua etmek gibi.

Bırakın herkes istediği gibi yaşasın ve davransın.

Etrafa zarar vermediği sürece herkes istediği gibi yaşamakta özgür.

Ne olur anlayın artık...

Bir insana en çok yakışan elbise NEZAKETTİR..

 

Ve yapabiliyorsanız insanları övün, moral verin, güç verin.

Makyajsız da güzelsin deyin,

Bugün harika görünüyorsun deyin,

Bluzün çok yakışmış deyin,

Bravo iyi iş çıkardın deyin,

Hatta o gün kötü görünen birine bile güzel göründüğünü söyleyin.

Hayattaki tek yasal ve sevap kazandıran yalandır bu, emin olun.

Bazen “yalanlar” insanları hayata bağlar.

 

Mutsuzlukla, karanlıkla beslenmeyin. Başkalarını mutsuz ederek mutlu olmaya çalıştığnızda hem o insanı kaybedersiniz, hem de kendi ruhunuzda acısı sonradan çıkacak yaralar açarsınız.

Yalnız kalırsınız.

Yapmayın.

 

İyi bir şeyler söyleyemiyorsanız eğer, hiçbir şey söylemeyin.

O da bir şeydir.

 

Kötü niyetliyseniz bu anlaşılır.

Hayatta en kolay anlaşılan şeylerden biri İNSAN SAMİMİYETSİZLİĞİDİR.

Hayat çok uzun değil ve bu hayatta dik kalabilmek için tüm canlıların morale ihtiyacı var...

Çiçeklerin, ağaçların, hayvanların, denizlerin, suların ve biz insanların morale ihtiyacı var.

Negatif olmayın, laf sokmayın, kötü şeyler söylemeyin, bilerek kalp kırmayın, başkalarının mutsuzluğu ile mutlu olmayın.

Allah kimseyi, başkalarının mutsuzluğundan, kederinden beslenenlerden etmesin.

Ben hep susan, hiç tepki vermeyen, hiç hesap sormayan, hiç kırılmayan insanı affedersiniz ama bir parça samimiyetsiz bulurum.

 

 

Ve lütfen yazılı olmayan kuralları öğrenmeye çalışın.

Adab-ı muaşeret dedikleri, görgü dedikleri, insanlık dedikleri, nezaket dedikleri şey çok mühim.

Ve içi dışı bir olan, samimi olan, göründüğü gibi davranan insanları dost edinin ve asla kaybetmeyin.

 

İnsanlar sizden uzaklaşıyorsa, lütfen önce kendinizi sorgulayın.

Mutlu, hazımlı, samimi ve dürüst olmaya çalışın.

Ve moral verin.

 

Moral verin...

 

Moral verin...

Bu bir insana verebileceğiniz en güzel şeydir.

 

Unutmayın, yaptığımız, söylediğimiz, hissettiğimiz her şey bize geri döner.

Hiç sektirmeden...