ankara escort

izmir escort porno seyret porno seyret üvey anne porno reklamsız porno







Hiç sevmez misin kendini?


Diyorlar ki; hastalıkların sebebi sevgisizliktir ve hatta en çok da kendini sevmemektir.



Kendimi sevdiğimi sanırdım öyle ki bu konunun lafı açılınca sorardım karşımdakilere: “İnsan kendini sevmez mi hiç?”. Bana göre kendini sevmek, insanın mutlu ve iyi hissedeceği şeyleri yapmasıydı. Yani hedeflerime ulaşıyor, başarıyı yakalıyor ve bu yolda yanımda bana destek olacak insanlara sahipsem kendimi seviyor, dahası seviliyorumdur. Peki bunca mutlu ve huzurlu hissetme çabası içerisinde sırt ağrılarım da nereden çıkmıştı? Ara ara gelen bu ağrılarla nefesim kesiliyor, soluğu acil serviste alıyordum. Özellikle akşamları çekilmez hale geliyordu. O sıralar benim için hayat memat meselesi olan sınava çalışıyor, yeterli kapasiteyi gösteremediğim zamanlarda kendimi cezalandırıyordum. En
sevdiğim çikolataları masama koyup, denemeden istediğim sonucu elde edememişsem yememe asla izin vermiyordum. Bu yol kendimi kamçılama yolumdu. Ne de olsa beni mutluluğa, başarıya götürecekti. Sonunda sınav umduğum gibi geçmeyince öfkelendim. Önce kendime öfkelendim çünkü daha iyi çalışabilirdim. Sonra sırt ve karın ağrılarıma, sivilce dolan yanaklarıma, yenmemiş çikolatalara, adaletsiz olan bu dünyaya öfkelendim. İtiraf ediyorum: “Herkesten, her şeyden ve kendimden nefret ediyorum” …

Sahi nasıl olur kendini sevmek?

Kendini cezalandıran insanlar tanıdım. Çamaşırlarını makinede yanlış programda yıkayıp “ne kadar aptal” oldukları hakkında söyleniyorlardı. Kendi ihtiyaçlarını hiçe sayıp, başkalarının ihtiyaçlarını çırpınarak karşılamaya çalışan insanlar gördüm. Öfke patlamaları yaşıyorlardı. Ben merkezciliği yaşam biçimi haline getirdiği için, arkadaşlarının onlardan bucak bucak kaçtığı kişilere gelince, onlar da özsevgiden nasiplerini alamamışlardı. Genç bir kadınla tanıştım mükemmeli arayan. Ne yapsa yetmiyordu, başarılarını görmezden geliyor, bunların zaten hayatta yapılması gereken hamleler olduğunu düşünüyor, beş yıldır tatil yapmıyordu. Kendini başkaları ile kıyaslayan, diğerinin başarısını alkışlayamayan insanlar ne yapmalı peki? Nasıl çıkmalı bu çemberin içinden?
Oysa ki yargılanacak bu kadar önemli mesele varken sıra kolay kolay özsevgiye gelmiyor. Atılacak çok adım, aşılacak mesafeler var. Bir bakıyorum sağduyunun yerini yeller almış, ortalığı bencillik sarmış. Kendimizle baş başa kalmak bir yana, ondan kaçmak için fırsatlar kolluyoruz. Aman biri kusurumuzu(!) görmeyiversin, değersizlik duygusu utançla beraber kapıda bekliyor. Boynumuzu büküyoruz. Kusur saydıklarımızı telafi etmek için savaşıyor, saldırıyor, bazen de kaçıyoruz. Özsevgi ; sadece kendine yönelmek, bencillik demek değildir. Diğerlerine zarar yerine fayda sağlayacak bir sevgidir.

İnsanın kendini bilmesi, her şeyiyle kabul etmesi, dallarında merhamet, şefkat gibi değerleri barındıran bir yoldur özsevgiye giden yol. Hızlandığımızda yavaşlar, bir soluk alırız sayesinde. Kendimizle yüzleşir, özümüzü görürüz. Ben kimim sorusunun cevabı diğerlerinin onayında değil burada saklıdır.
İhtiyaçlarımıza kulak verdiğimizde kendimizi severiz, terk edilmemek için boyun eğdiğimizde değil. Bu sayede insanlara, doğaya, dünyaya olan sevgimiz, güvenimiz ve saygımız da artar, kendimizden pay biçeriz. Kendini sevmek, sadeleşmek, özgürleşmek, güvenmek, iyileşmek demektir. Sağduyunuzu kullanıp toplumla bütünleşebilmek, diğerlerinin sorunlarına bakabilmek, onları anlayabilmek, rahat iletişim kurabilmektir. Kendini sevmeyen başkasını nasıl sevebilir, kendine yabancı olan başkasına nasıl yakın olabilir?

Kendinizi anlarken hoşnut olacağınız veya olmayacağınız noktalarla karşılaşacaksınız. Tüm bu yanlarınıza merhamet ve şefkat göstermeyi ihmal etmeyin. Bedeninizin ve zihninizin rahatladığınız fark edeceksiniz. Unutmayın, siz olmazsanız yaşam olmaz, geriye konuşacak bir şey kalmaz. Sevgiler…