Gümrük ve tıcaret bakanı görev kusuru ışlemıştır (2)


Gümrük ve Ticaret Bakanı görev kusuru işlemiştir (2)



Gecen haftadan devam
Her şeyden önce şunu söyleyebiliriz ki, ilgili bakanın eylem ve işlemi cezai neticeler de doğurmakta ise kusurun kişisel olduğundan tereddüt edilemez. Sadece hukuki sorunun mevcut olduğu hallerde ise kusurlu fiil hizmetin normal icaplarından ayrılamazsa kusur hizmete aittir ve sorumluluk idareye yükletilir. Eğer fiil hizmetin icaplarından ayrılacak bir mahiyette ise, kusur şahsidir ve ilgili bakan bizzat sorumludur. Nitekim Yargıtay bir kararında “şekil ve maksat bakımından idari tasarruf mevhumu ile telif kabul etmeyen kanunsuz bir hareketi şahsi kusur olarak telakki etmek suretiyle aynı sonuca varmıştır. Fakat bir hareketin hangi hallerde şekil ve maksat bakımından idari tasarruf mevhumu ile telif kabul etmez olduğunu önceden belirtmeye imkan yoktur. Durumu her hadiseyle ayrı ayrı incelemek gerekir. Bu konuda şunu söyleyebiliriz ki, idari tasarrufta bulunan ilgili bakanın kötü niyeti şahsi kusuruna delil olabilir. Bu ayrımdan yola çıkarak, bakanların şu tür eylem ve işlemlerini kişisel kusur oluşturduğunu söyleyebiliriz.”


1-İlgili bakanın, kişisel nedenlerle örneğin kişisel menfaat temin etme sebebiyle yapmış olduğu eylem ve işlemler kişisel kusur sayılır. Çünkü burada ilgili bakanın kötü niyeti söz konusudur.


2-İlgili bakanın suç niteliğindeki davranışlarında da kişisel kusuru söz konusudur. Örneğin bir bakanın görevi esnasında ve göreviyle ilgili bir iş nedeniyle bir kişiyi dövmesi durumunda kişisel kusuru vardır.


3-İlgili bakanın yargı kararlarına uymaması, yargı kararlarını uygulamaması durumunda da kişisel kusuru söz konusudur.


4-İlgili bakanın hatası çok ağır ve bariz ise yine kişisel kusuru söz konusudur. Bakanın kendisini yetkilendiren kanun hükmünü çok bariz ve ağır bir biçimde aşması da kişisel kusur oluşturmaktadır.


Yargıtay 4.Hukuk Dairesi E.69/5644, K4549, 15.05.1970 tarihli kararında, yargı kararını yerine getirmemeyi bu hususa aykırı davranmayı “ağır bir kişisel kusur” kabul etmiştir. Bakanların, siyasi şahsiyetleri ve fonksiyonları ile geniş yetkileri ve üst idari amir olan vasıfları mukabilinde, şahsi kusurlarından dolayı adli yargı mahkemeleri önünde hesap vermeye mecbur tutulabilmeleri, vatandaşlar için bir güvence ve Anayasadaki kanun önündeki eşitlik prensibinin bir tatbiki, bakanlar açısında ise, yetkilerini kullanırken ve görevlerini yerine getirirlerken dikkatli davranmaları sonucunu meydana getirecektir.


Üçüncü kişilere verdikleri zararlardan birinci derecede ve doğrudan doğruya ancak idarenin sorumlu olabileceğini ifade etmektedir. Anayasamızın 40. maddesinin ikinci fıkrasında «resmi görevlilerden bahsedilirken Anayasamızın maddesinin beşinci fıkrasında «memurlar ve diğer kamu görevlileri ibaresine yer verilmiştir. Dolayısıyla, bakanları Anayasanın 129/5 hükmü açısından kamu görevlisi ve 40/2 hükmü açısından da resmi görevli kabul ettiğimize göre, bakanların kusurlu davranışlarıyla verdikleri zararlardan bu hükümlere göre devletin sorumlu olması ve açılacak tazminat davalarında tazminata mahkum olan ve bunu ödeyen bakanlık, genel hükümler gereğince şahsi kusurunun varlığı sebebiyle ve kusur nispetinde ilgili bakana rücu edebilir mi? Bu takdirde idare, zarar görene ödediği tazminat için idare hukuku esaslarına göre sorumlu bakana, kusuru oranında payına düşeni isteyebilir. Teorik olarak mümkün olmasına rağmen, usul olarak bu mümkün değildir. Bakanın, bakanlığını temsilen kendisi aleyhine dava açması gerekir ki, bu da pek mümkün görünmemektedir.


Sonuç olarak;
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 1979 tarihli kararından örnek;
“Bir idari işlemin, yetkili yargı organlarınca iptal edilmesi, bu işlemin yasalarca öngörülen koşulları taşımadığının saptanması demektir. Bu nitelikteki kararlara, Anayasa`nın 132. maddesi hükmünce yasama, yürütme ve idare organlarının uyması zorunludur. Bu itibarla anılan organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiç bir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. Kuşku yoktur ki, bir idare işleminin Danıştayca konu, sebep, şekil, yetki ve amaç yönünden yasaca öngörülen koşulları taşımadığı saptanınca, o işlem sakat demektir. Sakatlığı, yargı organı tarafından saptanmış olan bir işlemin ise, artık hukuk düzeninde yeri olamaz. O halde, sakatlığı bir kararla tescil edilmiş bir idari işlemin ortadan kaldırılması, sonuçlarının olabildiği ölçüde silinmesi, eski halin iadesi gerekli ve zorunludur. Çünkü uyuşmazlıklar yargısal yollarla bir kez çözülünce, artık o çözümün tartışılmaması, aynı sorunun tekrar yargı organı önüne getirilmemesi için bu çözümlere (hukuksal gerçeklik), yani (kesin hüküm) gücü tanınmıştır.


Bu kararlara göre bakan kişisel olarak sorumluluk altındadır. Çünkü yargı, bu konuda iki kez iptal kararı vermiş. Bakanın düzenlemesinin sakat olduğu mahkeme kararı ile tescillenmiştir. Bakana düşen hukuka uymaktır. Hukukun sonucunu kabullenmek ona saygı göstermektir. Yoksa her sabah yeni bir düzenleme ile hukukun arkasından dolanmak değildir. Adama sorarlar geldiğinden bu yana sen ne yaptın diye. Hangi olumlu işe milletin hayrına olacak hangi düzenlemeye imza attın diye. Bu kararınızda öbür sakat düzenlemeniz gibi yargıdan dönecektir. Ama bu mesleğin mensupları sizi hiç unutmayacaktır.


(Bakanların sorumluluğuna ilişkin kaynak: Selçuk Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı Anayasa Hukuku Bilim dalı/Bakanların SORUMLULUĞU/Yüksek Lisans Tezi/ FAİK BİRİŞİK)
(Görevin kötüye kullanılmasına ilişkin kaynak:Görevi Kötüye Kullanma/ TBB Dergisi, Sayı 82 Güneş OKUYUCU-ERGÜN)

EKOHABER