Feda ederken veda edenlere...


Hayatının çoğunu başkalarına adamış bir kadınım ben.



Önceleri çocuk olamadım çünkü babamın işinde yardıma ihtiyacı vardı. Tulumları giyip marangozhaneye girdiğimde henüz on bir yaşımdaydım. Annemse hep hastaydı, başı ağrıyordu. O sırada kardeşlerim ve ablam ne yapıyordu, neden ben seçilmiştim bilmiyorum ancak bedenen çalışmakta zorlandığımı hatırlıyorum. Sonra genç kız olamadım çünkü babam son nefesini verirken annemi ve diğerlerini bana emanet etmişti. Bu yüzden üniversiteye de gidemedim. Sonra evlendim ancak kadın olamadım. Çalışmayı ve sorumluluk almayı sevmeyen bir eşim oldu. Evimizin ve oğlumuzun geleceği için çalıştım, didindim. Eşimin beni ne kadar önemsediğini ve sevdiğini bilmiyordum ama ne de olsa ben onun yerine de seviyordum. Sonunda anne olduğumda kadın olurum sandım ama olamadım. Oğlum için ek işlerde çalıştım. Onu mutlaka okutacaktım. Üniversiteye gittiğinde onu rahat ettirmek için elimden geleni yaptım. Her hafta sonu evini temizledim, yemek yaptım. Sonra bir gün “anne ben evleniyorum” dedi. İstemediği halde bin bir borca girerek düğün yaptım. Yaptığım onca şeyden sonra oğlumdan ve gelinimden hak ettiğim saygıyı göremeyince “depresyon” denilen rahatsızlığa yakalanmıştım. Artık hayattan zevk almıyor, bir şey yemek istemiyordum. Geceleri uyuyamıyor, tüm vücudumun ağrıdığını hissediyordum. Kısa süre içinde yirmi beş kilo verdim. Pek çok arkadaşım vardı etrafımda, eşim, dostum… Öfkemi yenmeme yardım edemeyeceklerini anlayınca içlerinden birinin desteği ile bir psikiyatriste başvurdum. Tedavi süreci başladığında umutsuzdum ancak sonunda bunca yıl kendim için bir şey yapmadığımı ve isteklerimi yok saydığımı fark ettiğimde, her şey değişti. İşte o an “kadın oldum” …

Fedakârlık, hayatımızın bir parçası olup birey kendini aşırı feda etmediği takdirde kişiler arası ilişkilerin düzenlenmesi noktasında bize olumlu katkıları olacağını biliyoruz. Bununla beraber aşırı fedakarlığın sonuçlarının kendini feda eden birey açısından pek de olumlu olmadığını görüyoruz. Burada birey kendini feda ederken diğerlerinin ihtiyaçlarını karşılamak uğruna kendi ihtiyaçlarını görmezden gelir. Yaşadığı sorunlardan bahsetmek yerine diğerlerinin sorunlarını dinlemeyi tercih eder. Üstlendiği aşırı sorumluluk duygusu ile diğerlerinin sözde mahrumiyetini gidermeye çalışır. Aşırı fedakarlıkta kişi bunu kendi gönül rızası ile yapar. Diğerlerinin korunmaya ihtiyacı olduğuna inanır ve onlara aşırı ilgi gösterip zor duruma düşmelerini engellemek için elinden geleni yapar. Bunu yaparken kendi ihtiyaçlarının önemi yokmuş, hatta kendini feda ettikleri kişilerden bir şey beklemiyormuş gibi görünse de karşılık göremediği zaman yoğun öfke patlaması yaşayabilir. Bunun sebeplerinden biri kendini feda eden kişilerin duygusal yoksunluğa sahip olmalarıdır. Feda ettikçe bir yandan etraflarında pek çok arkadaşın, yakınlarının toplandığını görürken bir yandan da duygusal ihtiyaçlarının nasıl da önemsenmediğini hissedip rahatsız olurlar. Öyle ki, bu rahatsızlık sonucunda fedakarlığı kesip karşısındakini cezalandırmak isteyebilirler. Aşırı fedakâr olan kişilerde zamanla bir takım ruhsal ve bedensel rahatsızlık belirtileri oluşur. Yorgunluk, vücut ağrıları, uyku problemleri, depresif yakınmalar bu kişilerde ortaya çıkabilecek belirtilerdir. Aşırı fedakarlığın böylesi olumsuz sonuçları olduğunu fark ettiğimizde bunu nasıl kontrol edebiliriz? Öncelikle kendi ihtiyaçlarınızın da etrafınızdaki diğer insanların ihtiyaçları kadar önemli olduğunu fark edin. Hayatınız boyunca kendiniz için gerçek anlamda ne yaptığınızı düşünün. Diğerlerinin mahrumiyetlerine olan inancınızı tekrar gözden geçirin. Acaba sizin bakımınıza ve yardımınıza ne kadar muhtaçlar? Bazı konularda aşırı sorumluluk alıyor  olabilir misiniz? Aşırı kendini fedanın sağlığınıza, ihtiyaçlarınıza ve diğer insanlarla olan ilişkinize zarar vereceğini unutmayın. Feda ederken veda edenlerden olmayın…