Evreka! Buldum!


Evreka! Buldum!



Hepimiz hayatta özgül ağırlığımız kadar yer kaplıyoruz. Kalıbımızın bir önemi yok.


Ne kadar "saf" insanız, ne kadar içinde katkı maddeleri olan başka bir şeyiz, dışarıdan bakınca anlamak zor.


Syracuse kralı Hiero, bir zafer sonrası krallığını yeniden ilan etmek için büyük bir tapınak ve burada giymek üzere altın defne yapraklarından oluşan bir taç yaptırmak istemişti. Bu isteğini yerine getirmesi için bir altın ustası tuttu. Ona som altın verdi. Fakat, kısa zamanda içine bir kurt düştü; ya usta tacı saf altından yapmazsa? Bunu öğrenmek için kuzeni Arşimet'i görevlendirdi.


Arşimet düşünürken, hayat da devam ediyor. Yiyor, içiyor, devir o devir, hamam sefası yapıyor...


Bir gün yine suya girdiğinde, bu kez bir başka düşünmektedir Arşimet, gözlemektedir. İçine girdiği havuzdaki suyun taşması, ona başka türlü görünür. Evreka! Buldum! diye çığlık atar. Ve rivayete göre çırılçıplak dışarı fırlar.


Bulduğu şey, maddelerin öz kütlesini ölçmek için suyun kaldırma kuvvetinden faydalanabilecek olmasıdır. Arşimet, altının gümüşten yoğun olduğunu biliyordu. Aynı kütledeki altının, gümüşten daha az hacimde olması gerektiğini düşündü. Taç yapılırken içinde gümüş kullanılmışsa, saf altına göre daha çok hacimli olmalıydı.


Kral Hiero'nun ustaya verdiği miktarda altınla, ustanın yaptığı tacı suya atarak taşırdığı su üzerinden hacmi hesapladı. Bu sayede altın ustasının hile yaptığını ortaya çıkardı.


Evreka coşkusu, günümüzde İngilizcede A-ha moment (A-ha anı) olarak ifade ediliyor. Türkçede A-ha buldum! da denebilir.


Bazen, hayatımızda yer kaplayan tecrübelerin de özgül ağırlığını geç fark ediyoruz. Hiç de göründüğü gibi olmayabiliyor. O zaman bir türlü anlamıyoruz.


Bu iki türlü de mümkün elbette. Bazen yanımızda olan bitenin kıymetini bilmiyoruz. Aslında ne istiyorsak var. Seven birini mi istedik, var. Gözümüz onu görmüyor, aklımız o anda değil, uzaklarda bir yerlerde.


Veya, oturtmuşuz bir şeyleri başımıza, taç etmişiz. Tıpkı Kral Hiero gibi. Ama verdiğimiz sevginin, som altının yerini binbir türlü şey almış.


Ve yıllar sonra fark ediyoruz ki bir arpa boyu bile ilerleyememişiz, çünkü ölçme yöntemimiz de göstergelerimiz de gerçeği yansıtmıyor.


Kokuşuyor, paslanıyor sırtımızda taşıdıklarımız...


Ama Allah büyük, habire fırsatlar çıkarıyor karşımıza. Görene dek. Bu dünyada, olmadı belki öbür dünyada.


A-ha!... dediğimiz anda tüm dalgalar duruluyor, fırtınalar diniyor, karışımlar ayıklanıyor. Gözümüz, gönlümüz açık oldukça ve yaşanılan her şeyde bir ders olduğuna  güvendikçe... 


Sevgiyle kalın.


Yüksel Çilingir