Etiketten Ötekine..."Damgalamak"


Çok değil bundan altı ay öncesine kadar kim olduğumu biliyor, etrafımdakileri yeterince tanıdığımı düşünüyor, hayatıma tüm zorluklarına rağmen devam etmeye çalışıyordum.



Ara ara depresif dönemlerim oluyordu ancak ailemin yardımı ile kısa süreli tedaviler görerek bu dönemleri atlatıyordum. Sonra bir sabah uyandığımda her şey değişti. Düşüncelerim hızlanmıştı, ben bile takip edemez oldum onları. Kimsenin haberi olmadan yüklü miktarda kredi çektim, yeni bir iş kurmayı planlamıştım birkaç gün içerisinde. Benim bu halime herkes şaşırıyordu. Çok konuşuyordum, günlerce uyumadım ama yorulmadım da. Aşırı enerji artışı ile geçen günlerin sonunda kendimi psikiyatri kliniğinde yatarken bulduğumda zihnim bulanık haldeydi. Olanlara anlam veremiyordum.
Doktorumdan aldığım bilgiye göre hastalığımın ismi “bipolar bozukluk” tu. İsmini tam olarak bildiğim, kafamda netleşen psikiyatrik bir rahatsızlığım vardı. Ben de onlardandım artık, diğerlerinden, ötekilerden… Sanırım ilk ben yaptım bunu kendime. Günlerce yas tuttum, acınacak halde olduğuma inandım. Hakkımda söylenenler geldi kulağıma. Mahallede, apartmanda akıl hastanesine yattığım konuşuluyordu. Ben kimdim bundan sonra?
Psikiyatri uzmanlığı eğitimi almaya başladıktan sonra fark ettiğim, belki de adını koyabildiğim, çoğumuzun başına gelen, bizi diğerlerinden ayıran, ötekileştiren bir eylem damgalamak…
Damgalamak, bireyi “normal” kavramının dışına taşırken, küçültücü, saygınlığı azaltıcı içerikler barındırır. Uzmanlık eğitimim sırasında bunu anlamam şaşırtıcı değildi çünkü psikiyatrik rahatsızlığa sahip olan hastaların damgalandığını görmemek başınızı çevirmekle mümkün olabilirdi ancak. Ne de olsa psikiyatristlere başvuranlar “deliydi”, psikiyatristler ise “deli doktoru… Yani bu damgalanmadan hem hastalar nasibini alır hem de doktorlar… Sadece psikiyatrik hastalıkların değil, başka hastalıkların da damgalandığını görüyoruz. Üstelik bu kadarla da kalmaz, kadın boşanınca “dul” denilir damgalanır, cinsel istismara uğrayanlar “kuyruk salladı” denilir damgalanır, azınlık gruplar farklı özellikleri öne sürülerek damgalanır. Yani her zaman bir sebep vardır. Önyargılar damgalamanın en önemli sebeplerinden biridir. Damgalayan bireyler, tehlikeli ya da rahatsız edici olduğunu düşündükleri durumun varlığında, bu duruma sebep olduklarını düşündükleri kişileri dışlayıp, ötekileştirerek, ayrımcılığı ortaya çıkarırlar. Bu ötekileştirme saygınlığı azaltarak kusurluluk fikrini artırmaya yöneliktir.
Damgalayan birey aynı zamanda kontrol odağı dışarıda olan bireydir. Yani başkalarının düşüncelerinin kendi düşüncelerinden önemli olduğuna inanan bireydir. “El, gün ne der?” inancı damgalayan bireylere hakimdir. Asıl tuzak ise bu damgalanmanın içselleştirilmesi ile karşımıza çıkar. Yani birey, halkın inandığı önyargıların, yetersizlik, kusurluluk gibi fikirlerin kendisi için geçerli olduğunu düşünüyorsa kendi kendini damgalamaya başlar, içselleştirir. İçselleşme sonucunda umutsuzluk, içerisinde bulunduğu durumun asla düzelmeyeceği, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı, iyiye gitmeyeceği gibi olumsuz inanışlar ortaya çıkabilir. Bu inanışlar ve duygular sonrasında bireylerde günlük hayatı sürdürmekte güçlük, işlevsellikte bozulmalar olur. Damgalama ile pozitif yönde ilerleyebilecek durumlar negatif yönde ilerleyebilir.
Bugün fark ettiğim şeylerden biri ruhsal şikayetleri olan insanların psikiyatri hekimlerine başvurmayışları ya da gecikmiş olmaları. Önce kendimize soruyoruz: “Deli miyim ben, ne işim var psikiyatride?” sorusunu. Önyargımızı kırmaya çalışalım. Kendimizden başlayalım işe. Yakınlarımızdan destek isteyelim. Başkalarının düşünceleri yerine kendi düşüncelerimize odaklanmaya çalışalım. “El, gün ne der?” sorusunun işimize yaramadığını unutmayalım. Ruh sağlığımıza sahip çıkalım.