Esnaf lokantalarının klasikleri


En doyurucu, en lezzetli, en baba yemekler hep oralardadır. Kuru fasulyenin rayihası, pilavın demi, patlıcan oturtmanın kıvamı ama ille de tavuk çorbasının tadı... Bir samimiyet, bir içtenlik, tatlı bir gülümseyiş vardır esnaf lokantalarında...



Su bardakları alışılagelmiş boydur.. 200 gramlık, düz, sade, iddiasız bardaklar. Yüzeyi yivlidir, yahut düz, dümdüz… Ortalama 5 yudumda içindeki suyu bitirebilirsiniz. Göze girmeye, ön plana çıkmaya çalışmayan, rahat, kaygısız, kendini de etrafını da strese sokmayan mülayim insanlara benzeyen bardaklar… Lokanta bardakları…

İçine genelde pembe renkli incecik bir kağıt koyarlar… Sanırım bardağı silmek için.. Üzerinde çeşme suyu ile yıkanmaktan mütevellit kireç lekeleri olan, donuklaşmış, alçakgönüllü bardaklar… Mütevazı lokantaların, mütevazı masalarında, başaşağı çevrilmiş duran, içi pembe kağıtlı, üzeri su lekeli su bardakları…

Ve bu lokantaların, içi ağzına kadar ekmek dolu plastikten, ağzı kapaklı ekmek leğenleri… Tazedir içindeki ekmek, kalın dilimli ve sıradan bir fırından alınmış, sıradan, en bildiğimiz tür sade, süssüz, gösterişsiz, ama dünyanın en lezzetli ekmeği…

Yemeyenin bile gözünü doyuracak kadar sıcak, samimi, cömert, anaç, bol kepçe ekmekler; basit, sıradan ama gözü doyuran kocaman plastik kovaların içindeki… Gözü de gönlü de doyuran, esnaf lokantası ekmekleri…

Kaşıklar, çatallar, bıçaklar hep sade. Afilli değil, dolambaçsız, düz, abartısız, “dürüst insanlar” kadar gerçek… Sıradan, biraz sıksan bükülecek kadar zavallı ama dik duruşlu. “Ben buyum, bu kadarım, yalanım yok, beğenirsen” der gibi tavizsiz, eyvallahsız, müdanasız çatallar, bıçaklar, kaşıklar…

Tabaklar, melaminden, plastikten yahut defolu mal satan porselencilerden alınmış düz, beyaz, bembeyaz tenli… Abartı yok, iddia yok, sembol yok, hava yok… Düzlüğünde bile bir zenginlik var ama… İçini rahatlatıyor insanın… Ruha hitap ediyor… Gözü yormuyor, korkutmuyor, kaygı yaşatmıyor, huzursuz etmiyor… Mahalleden, ahbaptan, tanıştan biri gibi… Güvenilir…

Masalar, sandalyeler aynı tip… İddiasız ama asla özensiz değil… Söğüş edilen domatesler, sivri biberler, yeşillikler hep taze, hep renkli, hep mis gibi tarla kokulu… Tuzlukta, biberlikte, baharatlıkta her şey bol… Kase içinde cin biber turşusu, limitsiz… İnsanı sıkmayan, daraltmayan, boğmayan anne babalar gibi… Onun asla ilgisizlik sayılmayacak serbestliğinde, kendini huzurlu hisseden küçük bir çocuk gibi, şen, mesut ve mutlu yemek yemenin zevkini yaşatır hep bu ayrıntılar…

İnsan bilir ki, temiz, özenli, lezzetli yemekler yiyecek ve bilecek ki, bu lokantada aslolan şey, gelen müşteriyi doyurmak…

Servis yapan garsonlar, eline çabuk, gözleri ve algılayışları keskin, iş bitiren, ilgili ama asla vıcık vıcık değil… Her şey doğal akışında…

Karın doyar, gönül coşar, tenezzülsüz, komplekssiz, düzlüğünden ve basitliğinden gocunmayan malzemelerle donanmış, salaş, küçük, gösterişsiz esnaf lokantaları…

Benim sevdiğim, kıymet verdiğim mekanlar, bilinen, popüler olan, herkesin gittiği yerler olmamalı…

Herkesin sevdiği lokantaları sevmem…

Bu yüzdendir ki ben alengirli tabakları, çatal kaşıkları olan, duvarları, koltukları, masaları janjanlı, süslü mü süslü; garsonları pek bi havalı, değişik isimli yemekleri olan, masa örtülerine salça dökülecek diye diken üstü oturduğunuz, peçetelerine ağız silmeye kıyamadağınız, şıllık avizeleri olan, kapıları, kapı tokmakları, döşemeleri hep pahalı malzemeyle örülmüş; ancak ne yazık ki, bir devri, bir gelenekler bütününü, bir tarihi, bir görmüş geçirmişliği yansıtamayan, “dışı hoş, içi boş kadınlara” benzeyen, pahalı olmayı kaliteli olmakla eşdeğer tutan, köksüz, görgüsüz, özenti lokantaları hiç sevmedim… Hep babadan oğıla geçmiş, bir alfabesi, bir birikmişliği olan, görgülü ve nazik insanlara has sadeliğe haiz lokantalar ise canımın içi oldu hep… Benim gittiğim lokantayı herkes beğenmemeli, popüler olmamalı… Sadece belli bir kesimin bildiği ve kıymet verdiği, saklı, korunaklı, gözden uzak ama kemikleşmiş bir kitlesi olan, yadigar, değerli, kişilikli lokantalardır onlar… Asla vazgeçmem. Orada yediğim yemeklerin hazzını ise, dünyanın en pahalı ama en kimliksiz lokantasında bulamam… Huzursuzlanırım… Herkesin ilgi gösterdiği, herkesin beğendiği, herkesin gittiği lokantaları sevmem işte… Sevemem… Öyküsü, sadece kadirşinas insanlara hitap eden, herkesin göremeyeceği incelikteki lokantalar…Buralar, mazinin de, istikbalin de nigahbanıdır hiç kuşkusuz…

Bilseniz, sizi, pahalı malzemeyle döşenmiş, gösterişli, çarpıcı ama ruhsuz lokantalardan daha çok severim…

Esnaf lokantalarını çok severim…