Eski Bursalı Hanımlar


Kökten yedi kuşak Bursalı, bugün 88 yaşında olan Sevgi Hanım teyze anlatmıştı, ben sadece yorumlayarak sizlere aktarıyorum.



Biz eski Bursalı hanımlar Osmanlı terbiyesi almış tembel ve ehli keyif hatunlar idik. Doğru düzgün mutfak marifetimiz yoktu, ev işlerinde de göze görünür bir cabbarlığımızın olduğu söylenemezdi. Hanımdık biz, bildiğin hanım!

Giyinip süslenir, hamam takımlarını kuşanıp Servinaz hamamında kurna başı keyifleri yapardık bol bol. Tabi herkesin ayak alışkanlığı olan hamam başkaydı. Kimi mahallesindeki en yakın mahalle hamamına gider, kimi de Çekirge’nin şifalı sularına dalmadan işi rast gitmezdi!  Her hafta özellikle Perşembeleri fayton tutup hamam bohçalarımızı da yükleyip Çekirge’ye revan olurduk. Sonraları, ellili altmışlı yıllarda damalı taksilerle, seksenlerden sonra da kendi otomobillerimizle gider olduk hamama. Öyle Belediye otobüsüne filan da binilmezdi, sadece muhacirler binerdi otobüslere eskiden!

Neyse, eski Bursalı hanımlar hamam sefasına önem verirlerdi ve sıkça gitmeye çalışırlardı. Hamam ziyaretleri bir koca günü kapsayan gezmelik bir eğlenceydi biz kadınlar arasında. Kükürtlü, Eski Kaplıca, Kaynarca, Kara Mustafa Paşa hamamlarını birer hafta arayla dönüşümlü dolaştığımızı hatırlıyorum. Lâf aramızda canı hamam isteyen “Kaynarca’nın Sarı Kızı çağırıyor, hadi gidelim” derdi. Sarı Kız,  Kaynarca Hamamı’nın sarı upuzun saçlı perisiydi, hoşlanmadığı kadınların başına hamam tası sabun filan vurmasıyla meşhurdu. O yüzden hiç kimse hamamda yıkanırken en sona yalnız kalmak istemezdi. Aslında bu Sarı Kız ile ilgili çok hikâye var da, buralara sığmaz!

Haftada bir değilse de hiç olmadı on beş günde bir mutlaka hamama gidilirdi eskiden, evlerdeki kızma banyoları yakmak ve tüm aileyi aynı gün sıraya sokup yıkanması için ikna etmek canımızdan bezdiriciydi, zavallı annem “hadi kızım, hadi oğlum” diye diye helâk olurdu.

Türlü cin fikirleri heybesine atan Bursalı hanımların yıkanmaktan öte başka emelleri olurdu ki, bunlar saymakla bitmez, türlü türlüydü. Kimi evlilik yaşına gelmiş oğluna gelin bulma derdindeydi, kimi en iyi dedikoduların hamam kurnalarından taştığını bildiğinden en taze Bursa dedikoduları için hamamın kurna başlarını sabahın köründe tutar, göbek taşından peştamalını eksik etmezdi… Kimi de kapalı çarşıda esnaflık yapan kocasının gözü dışarı kaymasın diye, akşam eve gelen kocasını buhuru üstünde akça pakça hamam kaçkını kokusuyla karşılamak isterdi, öyle ya kadınsa kadın işte, dışarıdakilerden daha endamlı daha temiz daha helâl!

Ah bir de çocuğu olmayan tazeler vardı ki evlere şenlik! Vah ki ne vah o taze gelinlere, gün sekiz hafta dokuz kayınvalide kaptığı gibi gelini Çekirge Sultan Hamamı’nın aslanağzına sokardı, Allahtan umut kesilmezdi, şifalı sıcak sularda aranırdı torun umudu! Kimsenin de oğluşunu bir doktora göstermek aklına gelmez, ha bire gelinde aranırdı kısırlığın kusuru! 

Gelinlerle bebekler kırklanır, yaşlılar şartlanır, çocuklar şerbetlenirdi eski hamamlarda... Ay bu kadar hamam muhabbeti yeter!   

Eski Bursa evlerinde yardımcı “bacı” dediğimiz Arap Bacı kıvamında eteği belinde hatunlarımız vardı. Bu hatunlar genellikle aile dışı yabancılardan seçilirdi. Bazen de köylerde yetim öksüz ve kalmış kızlar şehirdeki tanıdık bir eve boğaz tokluğuna verilmiş olup, o evde büyüyüp gelin olarak ömür boyu halayıklık görevi üstlenirlerdi.  

İş yapmayı sevmezdi Bursalı hanımlar, pencere önünde oturup geleni gideni gözlesin, dedikodu yapıp ona buna burun kıvırsın pek hoşlarına giderdi. Öyle herkesi, her şeyi de beğenmezlerdi. Osmanlı saray adabının tüm huysuzlukları bir şekilde üstlerine bulaşmıştı. Her birinin olmazsa olmaz kesin çizgileri vardı;

Yoğurt, et, sebze Tahtakale’den, taze fasulye ve salatalık Çongara’dan, şeftali ve armut Bursa Ovası’ndaki Armutköy’den, soğan Karacabey’den, enginar Engürücük’den gelmeliydi. Havlu ve çarşaf takımları kendi ipek dokuma tezgâhlarının ürünü olup özel nakışçılarda işletilmiş olmalıydı. Her ailenin terzisi vardı. Terzi hanım haftanın belirli günleri yanına bir miktar pahalı kumaş topu da alarak gelirdi iş yaptığı evlere. O gün tam gün dikiş, prova işleriyle geçer, terzi hanıma ve yanındaki çırağına öğle yemeğinde varlık göstergesi soğanlı et yahnisi ve süt helvası ikram edilirdi.

Bursalı eşraf hanımları için Ulucami’den aşağısı uygunsuz yerlerdi. Ulucami ile Tahtakale arasındaki bildiğimiz Atatürk (Osmangazi) Caddesi’ne sadece “yol” derdik biz eskiden.

Yolun altı ve üstü vardı.

Yolun altına gitmek, orada oturanlarla görüşüp gelim gidip yapmak eski Bursalıların hoşlanmadıkları bir şeydi. Yolun altı ile sıkı fıkı olanlar dışlanır, sıra gezmelerine davet edilmezdi.

Yolun altına sıkça gidip gelenlere mesmursuz denirdi.

Çok değil 50 - 60 yıl öncesine kadar yerli anneler çocuklarına “sakın yolun altına gitme” diye öğütlerlerdi. Hele pazara kapalıçarşıya çıkmak mı, ooo Allah korusun, evin erzakını illa ki hamallar küfelerle taşımalı. Neymiş öyle çarşı pazara çıkıp yük taşımak! Mefruşatçılara gidilecekse de, gelin kayınvalide, görümce, elti ve komşu erkânı üç beş kadın birlikte gider hanım hanımcık alışverişini yapar ve dönerlerdi evlerine. Yiyecek bir şey satın almak gerekiyorsa da illâ ki Tahtakale’den sadece bilinen tanıdık esnaftan alınırdı ki, zaten evin erzakını satın almak erkeklerin işiydi. Esnaf da, filancaların hanımları geçiyor diye bu ekâbir hatunları etrafa karşı göz hapsinde tutar, Tahtakale yokuşundan çıkana kadar uzaktan korur kollardı. 

Eskiden, köklü aile hanımlarının iş yapması hoş karşılanmazdı! Becerikliliğin özellikleri çok farklıydı o devirlerde. Eteği belinde hamaratlık halayıkların işiydi. Gelin ve kızlar birer süslü çiçek gibi giyinir süslenir öylece salınırlardı misafirliklerde. Güzellikleri, hanım hanımcık duruşları, soy sop ve ağırbaşlılıkları önemli erdem sayılırdı. Filanca eşraftan, feşmancaların kızı gelini diye başlanırdı lâkırdıya...

Osmanlı adabını sürdüren güngörmüş cumbalı evlerin cenneti Tophane, Muradiye, Pınarbaşı gibi Bursa semtlerinde günlük yaşam ağır aksak tüm sakinliğini korurken, cilveli dişi kuş muhabbetleri serin arka odaların kapıları arkasında kalır, sokak cumbalarına taşınmaz, çeşme başına zinhar ulaşmazdı. Ama ne hikmetse, kadın kokusunun başlı başına bir uyarıcı olduğu Hisar’ın daracık çıkmazlarında sıcak basması gencecik dişi bedenler hemen fark edilirdi.

Neden sonra, Bursa Kapalı Çarşı yangınından epeyce sonraları her şey değişti tabi. Bursa göçmen akınına uğradı. Batıdan gelenler medeniyet getirmekten öte kendi çalışkanlıklarını da getirdiler yanlarında. Bursalı kadınlar pek çok şeyi göçmenlerden öğrendi. Ne konserve turşu, ne de salça filan yapmayı bilirlerdi, boya badana yapıp, bahçe çift çubuk işine de yabancıydılar...

Yaşamın gereği bahçecilik, yeme içme ve erkeğiyle elele verip yaşama işini ve daha pek çok yaşama dair elzem ihtiyacın giderilmesini Bursalılar muhacirlerden öğrendi!

Bulgaristan ve Romanya muhacirleri çok çalışkan insanlardı, hele kadınları yok mu en yaşlıları bile hiç boş durmazdı. Evden çıkamayan ihtiyar kocakarılar bile evde çocuk bakardı ki gençler işe gidebilsin. Gecekondularının terasında domates, biber, patlıcan yetiştirip kışlık turşularını kurarlardı.

Sonraki yıllarda Bursalılar konserve yapmayı, bahçe ile uğraşmayı muhacirlerden öğrendiler de elleri iş gördü biraz.

Önceleri muhacir kadınları hor gören yerliler, uzun süre onlarla gelim gidim yapmadılar, sadece uzaktan şaşkınlıkla izlediler yaşlılarının bile yük ve eşya taşımalarını, sokakları süpürmelerini, kırk günde ev inşa etmelerini!

Eski Bursalı hanımlar tembeldiler diyorum ya, bir bildikleri otoriter hanımlık ve karşısındakine yüksekten bakıp hâkir görmeleriydi, bir de ev içinde gizli süslenmeleriydi… Ev içi olsa yine iyi, kayınpederli ve kayınvalideli geniş ailelerin gelinleri sadece kendi odalarında süslü dolaşabilirlerdi;  mutfağa girerken bile yüzündeki allığı ruju silmeleri gerekirdi zira süslenmeleri evin içindeki diğer erkeklere namahrem sayılırdı. Sadece kocası içindi o işler…

Bir sakınma vardı kadınlar arasında. Özellikle kadınefendi denilen her evin büyük hanımlarının astığı astık kestiği kestik idi. Halı kilim yıkayıcıyı hangi gün çağırmalı, yorganlar ne zaman hallaça teslim edilmeli, badanacı ne zaman gelmeli hepsi onun kararından geçerdi. Gelin ve kızların gün içinde yapması gerekenleri, çocukların sünnet ve diş çıkarma, kız görme, mevlüt okutma, kına yakma, hayır için fakirlere yardım gibi işler hep büyük hanımın gözetimindeydi.

Adab-ı muaşeret ve usûl erkân diye ölüp dirilen bir nesildi onlarınki. Bir yığın kurallar ile yaşarken, bugünün mahalle baskısı denilen şey o neslin en doğal gerçeğiydi.

Eski hanedan uzantısı Bursalı hanımların iyi bildikleri pek çok kıymetli alan vardı var olmasına da o başka bir anlatının konusu olsun.

Muhabbeti tadında bırakmalı!