Ekran trollerine 19 Mayıs kapak olsun!


Ekran trollerine 19 Mayıs kapak olsun!




Bugün 19 Mayıs ya...

Önce şu dili uzun olan aymazlara bir kaç kelime etmem lazım.

Hani Ulu Önder Atatürk'e tv ekranında hakaret edenlere.

Sözde tarihçiler.

Sözde yayınlarda içlerindeki kini kusuyor.

Ne vahimki bu simsarlar öyle ulu orta 'bir bilen' gibi dolaşabiliyor.

Bunlara ne oldukları bile bile ekran yollara açılabiliyor.

Bunların...

Ne 19 Mayıs'ları...

Ne 30 Ağustos'ları

Ne 29 Ekim'leri.

Ne 10 Kasım'ları anlamaları mümkün değil.

Hep diyorum ya..

Öküzün dünyası gördüğüyle sınırlı...

Yıllardır içlerinde beslediklerini fırsat bu fırsat deyip kusuyorlar.

Oysa...

Bal gibide biliyorlar ki..

Bu halk bu tarz insanları yeri ve zamanı geldiğinde aynı kusmukta boğar. Boğmuşturda.

Aslında çıkıp ahkam kesenlerin kimlere hizmet ettiğine bakmalı.

Geçenlerde önemli düşündüren bir yazı okudum.

Belki çoğunuzun gözünden kaçtı. Bunu odatv paylaştı.

Ben elbet şairi gençliği 'müslüman- hristiyan o bu şu' diye ayırmam.

Ancak burada özel bir tespit var. Gelenin ekol ve çıkış noktasında ki uyarı.

Aktarım aynen aşağıda satırlarda şöyle.

"Müslüman şair Cahit Zarifoğlu Mustafa Armağan’ın ne olacağını 38 yıl önce yazmıştı"

Detaylarına indikçe Bursa'dan yollanan özel satırları öğreniyorsunuz...

Türk edebiyat tarihinde “Mavera” dergisi önemli bir yer tutar.

Kurucularından biri de, Müslümanların “ağabeyi” şair Cahit Zarifoğlu’dur.

Zarifoğlu Mavera’da “Okuyucularla” adı altında çok ilgi toplayan sohbet köşeleri hazırlamıştı.

O köşede, okurlardan gelen mektuplara ve yazılara dair değerlendirmelerini kaleme alıyordu.

Müslüman gençlik için “Okuyucularla” köşesi bir nevi mektep gibiydi.

İşte… Odatv “Mavera” arşivine girdi.

Ve derginin 28’inci sayısında yani Mart 1979’da, Cahit Zarifoğlu’nun bir okur mektubuna verdiği yanıtı buldu. O kişi…

Dönemin Bursa’da yaşayan lise öğrencisi Mustafa Armağan’dı.

Yani, bugünün çakma tarihçisi, takıntılı Atatürk düşmanı Mustafa Armağan’dı.

Cahit Zarifoğlu, kendisine iki yazı gönderen Armağan’ı değerlendirirken, şu satırları kaleme aldı Mavera’da:

“Düşünce yazılarında fikr-i sabitlerin hissedilmesi, onları yenmez, içilmez hale getirir. Birtakım bağnaz yanlılardan başkasında ilgi uyandırmaz.”

Ne diyelim… Yetenek ve yeteneksizlik keşfinde “ustalardan” biri olan Zarifoğlu, bu günleri 38 yıl önceden görmüş; Mustafa Armağan’ın nasıl bir kalem olduğunu o günlerde tespit etmiş.

Velhasıl bu örneklerden biri.

Allahaşkına Türkiye bu insanlarla mı ileriye gidecek?

Dün Fetö'yü yalıyorlardı, bugün ekranlarda at koşturuyorlar. Yarın kime hizmet edecekler?

Tam dilimin ucuna geldi... Susayım..

Bazen sövüyorlar banada.. 'Niye yazarken sokak dili kullanıyorsun' diye....

Zarttt diye geçiriyorlar böbreklere kadar... Peki bu tarihçi bozmalarını ne yapacağız.

Sövmeyip öpelim mi? Neyse bugün Samsun'dan alırlar derslerini...