izmir escort gaziantep escort porno escort izmir porno izle rus porno porno porno seyret film izle beylikdüzü evden eve nakliyatBuraya bir mesaj yazın
bayan escort bursa bayan escort escort bursa bursa escort elit escort bursa escort bayan bursa escort
escort bayan istanbul escort vip escort şişli escort kadıköy escort beylikdüzü escort
sakarya escort kocaeli escort escort bayan bodrum bodrum bayan escort
illegal bahis
porno indir porno hd sex türkçe porno türbanlı porno






Dört mevsim Uludağ (3)


Dört mevsim Uludağ (3)



İki haftadır, Doğa Hazinemiz Uludağ'ı, dünyanın yaz turizm pazarına nasıl sunmamız gerektiği yolundaki görüşlerimi, sizlerle paylaşmaya çalıştım.
ANCAK;
Turizm pazarına sunmayı önerdiğim bu paha biçilmez doğa varlığımız, sadece bizim değil, dünyanın hassasiyetle korunması gereken değerlerini üzerinde yaşatıyor. Bu korumayı hedefleyen, Avrupa Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarını Koruma Sözleşmesi, Bern Sözleşmesivar. Bu sözleşmede Türkiye'deki nadir ve tehlike altındaki türler listelenmiş, korunması gereken habitatlar olarak yer almıştır. Uludağ'ı dört mevsim turizme açalım derken, bizim de ''KORUMA''kavramını, önce kendimiz, sonra da ziyaretçilerimiz karşısında, çok hassas ölçüde canlı tutmamızgerekiyor.
Önce kendimiz derken de, eğitim sistemlerimizle, medyamızla, sorumlu kurumlarımızla kol kola girip, bu paha biçilmez hazinemizin içeriğini ve değerlerini öğrenip, 7'den 70'e, toplum olarak farkında olmalıyız, bu hazine içinde atacağımız her adımda, onlara zarar vermemeliyiz, onları nasıl koruyacağımızı öğrenmeliyiz.
Gelin, OLAY Gazetesi muhabiri Rabia Deniz'in 2017 yılında Prof. Dr. Gönül Kaynak ile yaptığı söyleşide yer alan, bu doğa hazinemize ait önemli bilgileri, yeniden önümüze açalım, dikkatli okuyalım, beyinlerimizi derinliklerine, hiç unutmamak üzere yerleştirelim;
'…Bugün Avrupa kıtasında 12 bin bitki türü var, Türkiye florası da 12 bine yakın, dolayısıyla ülkemiz bitkisel çeşitlilik adına inanılmaz zengin, ayrıca bunlar içinde, sadece Türkiye'de olan ve endemik tür dediğimiz türlere de sahibiz. Uludağ'da 172 tane endemik tür var, bunların 32 tanesi sadece Uludağ'a özgüdür, yani Türkiye'de sadece Uludağ'da yaşıyorlar.
Uludağ'a çıkarken 200 metrelerden 2545 metreye yükseliyorsunuz. İşte bu yükseklik farkı, hem iklim türlerini oluşturuyor, hem de farklı habitatların yaşam alanlarının oluşmasını sağlıyor. Türkiye'de bu özelliklere sahip dağ sayısı çok az. İşte bu iklim farklılıkları paralelinde Uludağ'da vejetasyon katları oluşmuştur, 350 metreye kadar maki dediğimiz kısa boylu çalılar, aralarında yer yer meşeler yer alır, ama ne yazık ki bu katmanı yerleşimlerle yok ettik. 350 metreden sonra kestane, gürgen, ıhlamur, meşe ve dişbudakların katıldığı geniş yapraklı orman kuşağı geliyor, 700 metreye doğru biraz kayın karışıyor. 700 - 1000 metre aralığında kayın kuşağı yer alıyor. Sonra karaçam 1200 metreye kadar görülüyor. Ardındanköknar kuşağı başlıyor ve yer yer kayın ve çamlarla karışık orman oluşturuyor. 1900 metreden başlayan Sup Alpin kuşağının bitkileri 2200 metrelere kadar devam ediyor. Bu bölgede bodur artış dediğimiz bitkiler büyük yer kaplıyor. İşte bu bodur artış alanı, birçok endemik türe de ev sahipliği yapıyor. Bodur artışların bitiminden sonra Alpin dediğimiz bölgeye doğru, özellikle yem verici bitkilerin örttüğü çayırlar yer alıyor. Bu çayırlar birçok su kaynaklarıyla beslenir ve birçok endemik bitkinin de yaşam alanıdır.
Alpin dediğimiz bu bölgede,
aynı zamanda taşlık alanlar, dik kayalık yamaçlar vardır ve her biri farklı yaşam alanlarını oluşturur, hepsinin ekolojik özellikleri farklıdır ve kendilerine özgü bitki, hayvan türlerini taşırlar. Uludağ gibi Türkiye'de başka dağ söz konusu değildir, başka bir dağda Uludağ'daki kuşakları göremezsiniz, bu nedenle Uludağ, hem Türkiye hem de Avrupa için son derece değerli bir dağdır.
Endemik türlerin çoğunluğu, başta oteller bölgesi olmak üzere, Sup Alpin, Alpin bölgelerinde yerleşiktir ve de en fazla tahribatın yapıldığı alanlardır.Bu bölgelere göz atarsak, Oteller Bölgesi, 1. ve 2. Turizm Bölgeleri, Kirazlıyayla, Bakacak, Sarıalan, Çobankaya, Volfram madeni çevresi, Kuşaklıkaya, Pınarcık üstleri, Soğukpınar çevresi ve Sorgun, endemik türlerin yoğun olarak bulundukları yerlerdir. Ayrıca Alaçam üstü, Göller Bölgesi, Aras Vadisi de endemik türlerin en fazla bulunduğu alanlardır.
Uludağ, dünya ölçeğinde nesli tükenmekte olan 3 bitki türünün de yaşam alanıdır. Avrupa ölçeğinde nesli tehlike altında olan 54 bitki türünü debarındırıyor.
Ayrıca,
Sakallı Akbaba ve Kaya Kartalı üreme gruplarını bulundurmasından dolayı, çok önemli kuş yaşam alanıdır. Bu türlerin dışında Türkiye'de nadir bulunan türlerden 16'sı da Uludağ'da yaşar. Korunması gereken habitatlar listesinde yer alan, zengin tür çeşitliliği içeren genel habitatlar ve tehlike altındaki habitatları barındırıyor olması nedeniyle, Uludağ dünya tarafından da takip ediliyor. Tüm bu değerleriyle Uludağ çok hassas korunması gereken bir alan, ne yazık ki hiçbir koruma statüsü yok.''
Evet, koruma statüsü yok, gerçek anlamda korumaya pek niyetimiz de yok, çünkü bu hazinemizin ne değerler içerdiğini bile bilmiyoruz, farkında değiliz ve bilinçsizce yok ediyoruz.
Değerli hocamızın açıklamalarını okumaya devam edersek;
'Bu alanlarda turizm yapabilirsiniz, ama doğanın bu paha biçilmez değerlerine zarar vermeden. Kayak pisti açmak için kayalar tıraşlanıyor, oysa o kayalıklar Apollon Kelebeğinin üreme alanı ve bu kayalarda yetişen bir bitkiyle besleniyor, onların besin kaynağı, tıraşlama ile doğanın bu nadide varlığını, Apollon Kelebeğini de, yok ediyorsunuz…''
Üç haftadır önünüze yaydığım, değerlendirmenize sunduğum,
'DÖRT MEVSİM ULUDAĞ'' oluşumu için, başta uygulamacılar ve karar vericiler olmak üzere, tüm Uludağ sevenlere, Prof. Dr. Gönül Kaynak'ın verdiği bu bilgileri ve ikazlarını çok dikkatli okumalarını, Uludağ'da atılacak her adımda, önce bu bilgileri ve ikazları önlerine sermelerini öneriyorum.