Derdi nedir bu sonbaharın?...


Sonbahar…



Adımız da Bahar ya, ilkini de sonunu da çok severiz. Biraz adaşlıktan biraz yorgunluktan…

Sıcaktır sonu da olsa yazın. Meyvesi kokusu her şeyi değişir. Doğa göz alıcı; makyaj yapmış bir kadın gibidir adeta.

Salkım üzümdür sonbahar…

Belki biraz hüzün, az biraz solan yeşildir. Bulutların ardında ara sıra yitip giden güneştir, hüznü yağmurla yıkanmış ruhlara dokunan…

Kırık ışıklarla solgunlaşan renklerdir sonbahar. Ilık günlerin serin geceleridir mesela. Açınca pencereyi tatlı bir ürpertidir vücudu saran.

Daha az telaşlıdır insanlar, daha az kavgacı, daha az gürültülü…

Parklarda bahçelerdeki neşeli çığlıkların azalmaya başladığı günlerdir.

Okullarına giden çocuklar yerlerini almıştır artık. Sabah akşam gazetelerini okuyan yaşlı amcalar, banktan banka sohbet eden teyzeler.

Rüzgar daha serin, deniz daha hırçın, hayat daha ılımlıdır ama o solgun ağaçların hüznü dokunur işte yüreğimizin bir yerlerine…

Bilsek de birkaç ay sonra yeşereceğini dokunur bir defa.

Ay ışığı güzeldir, sonbahar gecesi sessizliğinde. Kışında yazında aynıdır belki ama sonbahar ay ışığı  bir başka güzeldir, hafif titreyerek bakınca…

Kimine göre aşk, ilham, sevgi, umut; kimine göre ise hüzün, üzüntü ve kırgınlık…

Son olması nihayet değil, gelecek yine gelecek.

Hayat devam ettikçe, eksilmedikçe, yürekte umutlar her yarın bir başka baharı getirecek. Giden göçmen kuşlar için buruklaşsa da içim bir başkasının geleceğini bilmek bile güzel.

Bitmez baharın baharları. Sevgi ve umutla karşılayalım sonbaharları. Halil Sezai’nin şarkısındaki tek cümle anlatıyor aslında tüm hissedilenleri; Derdi nedir bu sonbaharın?...