Dayanıksız mısınız?


Son birkaç aydır gergin hissediyorsunuz. Sağlığınız iyiye gitmiyor. Kötü bir şey olacak biliyorsunuz ancak kimseyi inandıramadınız.



Doktora gitmek çare değil çünkü onların söylediği olumlu cümleler sizi kapıdan çıkana dek rahatlatıyor. Vücudunuzdan gelen en ufak sinyali tartıp tedirgin oluyorsunuz. İki hafta önce, ailecek otururken bir anda çarpıntınız başladı. Ardından boğulur gibi oldunuz ve nefes alamadığınızı hissettiniz.Öyle sıkıntılı bir andı ki, kalp krizi geçirdiğinizi düşündünüz. Eşiniz ve çocuğunuz da telaşlandılar. Kendinizi dakikalar içinde acil serviste buldunuz. Korkacak bir şey yoktu, doktorlar kalp krizi geçirmediğinizi söylediler. Yapılan tetkiklerinizde herhangi bir anormallik olmadığı da anlaşıldı ancak bu da yetmedi. Sonrasında iki kere kardiyoloji hekimine gittiniz. Yine tekrarlanan birtakım tetkikler sonucunda “psikiyatri hekimine” başvurmanız önerildi. Acaba bir psikiyatri hekimine mi başvurmalısınız? Yoksa başka bir kardiyoloji hekimine mi?

Sağlığınızla ilgili kaygılı düşüncelere sahipseniz bu tablo tam da sizi anlatıyor. Kaygılı düşüncelerinizin oluşma sebeplerinden biri “dayanıksızlık” şeması…Başınıza bir felaket gelecek ve siz bu durumla başa çıkabilecek kadar dayanıklı değilsiniz. Dayanıksızlık şemasındaki temel inanç budur. Bu şemaya ait öncelikli duygu ise kaygıdır. Yaşama iyi uyum sağlayan yetişkinler olabilmemiz için çocukluğumuzun kusursuz geçmesi gerekmiyor ancak “yeteri kadar iyi” olduğunda olumlu etkilerin açığa çıktığını görüyoruz. Bir çocuğun gelişimi için neye ihtiyacı vardır sorusunun cevabında, aslında her insanın karşılanmasına muhtaç olduğu bir takım evrensel ihtiyaçlar yatıyor. Bir çocuğun öncelikle güvende ve başkaları ile bağlılık hissetmeye, özerkliğe, özsaygıya, kendini ifade etmeye, gerçekçi sınırlar ve istikrara ihtiyacı vardır. Eğer bunlar karşılanırsa çocuğun psikolojisi sağlıklı ilerler. Eksik kalırsa, karşılanmamış bu ihtiyaçların zedeleyici etkisi ile oluşan erken dönem uyumsuz şemalar yaşam boyu gelişirler. Kendimizle ilgili değiştirilmesi zor çekirdek inançlarımızdır.

Çocuklukta başlayan ve yaşam boyu tekrar eden özyıkıcı kalıplardır. İşte bunlardan biri de “dayanıksızlık” şeması… Dayanıksızlık farklı şekillerde yaşanabilir. Adli, sağlık ve hastalık, parasal, akli kontrolü kaybetme, tehlikeye maruz kalma konularında dayanıksızlık deneyimini yaşıyor olabilirsiniz. Panik atak geçirdiğiniz sırada kontrolünüzü kaybedeceğiniz ve rezil olacağınız düşüncelerine sahip olmak, başınız ağrıdığında beyin tümörü olasılığını öncelikli olarak düşünmek, kaza yapma riskinizden ötürü araba kullanmayı reddetmek ve sevdiklerinizin de kullanmasını engellemeye çalışmak, bir gün parasız kalıp zor durumda kalabileceğinizi gerçekçi olmayan şekilde abartılı düşünerek ilişkilerinizi zor duruma sokmak pahasına para harcama konusunda kısıtlamaya gitmek dayanıksızlık deneyimlerine örnek olarak verilebilir. Şemadaki temel nokta; kişinin bu konularda abartılı zarar görme düşüncesi ve kendi başa çıkma kapasitesini küçümsemesidir. Neden korktuğunuz fark etmez. Dayanıksızlığın her aşamasında felaketleştirmeyi kullanırsınız. En kötü ne olabilir? Onu düşünürsünüz. Bir sonraki aşama kaçma ve kaçınma davranışlarıdır. Arabaya binmemeye başlarsınız. Hatta arabaya binmediğiniz için kaza yapmadığınızı ve bu kaçınmaların sizi koruduğunu düşünürsünüz. Döngüyü kısırlaştıran ve şemanın güçlenerek sürmesine sebep olan bu davranışlardır. Oysa ki kaçınmalar nedeni ile hayatınız aksamaya, kişiler arası ilişkileriniz bozulmaya başlamıştır. Yaşam kalitesini böylesi bozan dayanıksızlık şemasının kökenlerinden biri mizaçtır. Ayrıca dayanıksızlığı, aynı şemayı taşıyan ebeveyninizi gözlemleyerek ve onunla aynı deneyimleri yaşayarak öğrenmiş olabilirsiniz. Dayanıksızlık şeması kuşaklar boyu aktarılabilen bir şemadır. Bir ebeveyn olarak çocuğunuzu tehlike ve hastalıklara karşı aşırı uyarır ve korumacı davranırsanız, dayanıksızlığın oluşumuna zemin hazırlarsınız. Tam tersi de olabilir. Eğer çocuğunuzu fiziksel, duygusal ve maddi olarak yeterince koruyamazsanız da bu şemanın oluşumuna sebep olabilirsiniz. Şema ile başa çıkmak için kökenini anlamaya çalışmak faydalıdır. İnandığınız risklerle gerçekler arasındaki farka odaklanmak, hayatınızdaki kısıtlamaları ve kaçınmaları engellemeye çalışmak şema ile başa çıkmaya yardımcı olur. Eğer bir ebeveyn iseniz, çocuğunuza karşı aşırı korumacı olmayıp gereken güveni sağlayıp, olaylarla baş edebileceği konusunda onu cesaretlendirerek şemanın oluşumunu engelleyebilirsiniz.

Doktora gitmek çare değil çünkü onların söylediği olumlu cümleler sizi kapıdan çıkana dek rahatlatıyor. Vücudunuzdan gelen en ufak sinyali tartıp tedirgin oluyorsunuz. İki hafta önce, ailecek otururken bir anda çarpıntınız başladı. Ardından boğulur gibi oldunuz ve nefes alamadığınızı hissettiniz. Öyle sıkıntılı bir andı ki, kalp krizi geçirdiğinizi düşündünüz. Eşiniz ve çocuğunuz da telaşlandılar. Kendinizi dakikalar içinde acil serviste buldunuz. Korkacak bir şey yoktu, doktorlar kalp krizi geçirmediğinizi söylediler. Yapılan tetkiklerinizde herhangi bir anormallik olmadığı da anlaşıldı ancak bu da yetmedi. Sonrasında iki kere kardiyoloji hekimine gittiniz. Yine tekrarlanan birtakım tetkikler sonucunda “psikiyatri hekimine” başvurmanız önerildi. Acaba bir psikiyatri hekimine mi başvurmalısınız? Yoksa başka bir kardiyoloji hekimine mi?

Sağlığınızla ilgili kaygılı düşüncelere sahipseniz bu tablo tam da sizi anlatıyor. Kaygılı düşüncelerinizin oluşma sebeplerinden biri “dayanıksızlık” şeması…Başınıza bir felaket gelecek ve siz bu durumla başa çıkabilecek kadar dayanıklı değilsiniz. Dayanıksızlık şemasındaki temel inanç budur. Bu şemaya ait öncelikli duygu ise kaygıdır. Yaşama iyi uyum sağlayan yetişkinler olabilmemiz için çocukluğumuzun kusursuz geçmesi gerekmiyor ancak “yeteri kadar iyi” olduğunda olumlu etkilerin açığa çıktığını görüyoruz. Bir çocuğun gelişimi için neye ihtiyacı vardır sorusunun cevabında, aslında her insanın karşılanmasına muhtaç olduğu bir takım evrensel ihtiyaçlar yatıyor. Bir çocuğun öncelikle güvende ve başkaları ile bağlılık hissetmeye, özerkliğe, özsaygıya, kendini ifade etmeye, gerçekçi sınırlar ve istikrara ihtiyacı vardır. Eğer bunlar karşılanırsa çocuğun psikolojisi sağlıklı ilerler. Eksik kalırsa, karşılanmamış bu ihtiyaçların zedeleyici etkisi ile oluşan erken dönem uyumsuz şemalar yaşam boyu gelişirler. Kendimizle ilgili değiştirilmesi zor çekirdek inançlarımızdır.

Çocuklukta başlayan ve yaşam boyu tekrar eden özyıkıcı kalıplardır. İşte bunlardan biri de “dayanıksızlık” şeması… Dayanıksızlık farklı şekillerde yaşanabilir. Adli, sağlık ve hastalık, parasal, akli kontrolü kaybetme, tehlikeye maruz kalma konularında dayanıksızlık deneyimini yaşıyor olabilirsiniz. Panik atak geçirdiğiniz sırada kontrolünüzü kaybedeceğiniz ve rezil olacağınız düşüncelerine sahip olmak, başınız ağrıdığında beyin tümörü olasılığını öncelikli olarak düşünmek, kaza yapma riskinizden ötürü araba kullanmayı reddetmek ve sevdiklerinizin de kullanmasını engellemeye çalışmak, bir gün parasız kalıp zor durumda kalabileceğinizi gerçekçi olmayan şekilde abartılı düşünerek ilişkilerinizi zor duruma sokmak pahasına para harcama konusunda kısıtlamaya gitmek dayanıksızlık deneyimlerine örnek olarak verilebilir. Şemadaki temel nokta; kişinin bu konularda abartılı zarar görme düşüncesi ve kendi başa çıkma kapasitesini küçümsemesidir. Neden korktuğunuz fark etmez. Dayanıksızlığın her aşamasında felaketleştirmeyi kullanırsınız. En kötü ne olabilir? Onu düşünürsünüz.

Bir sonraki aşama kaçma ve kaçınma davranışlarıdır. Arabaya binmemeye başlarsınız. Hatta arabaya binmediğiniz için kaza yapmadığınızı ve bu kaçınmaların sizi koruduğunu düşünürsünüz. Döngüyü kısırlaştıran ve şemanın güçlenerek sürmesine sebep olan bu davranışlardır. Oysa ki kaçınmalar nedeni ile hayatınız aksamaya, kişiler arası ilişkileriniz bozulmaya başlamıştır. Yaşam kalitesini böylesi bozan dayanıksızlık şemasının kökenlerinden biri mizaçtır. Ayrıca dayanıksızlığı, aynı şemayı taşıyan ebeveyninizi gözlemleyerek ve onunla aynı deneyimleri yaşayarak öğrenmiş olabilirsiniz. Dayanıksızlık şeması kuşaklar boyu aktarılabilen bir şemadır. Bir ebeveyn olarak çocuğunuzu tehlike ve hastalıklara karşı aşırı uyarır ve korumacı davranırsanız, dayanıksızlığın oluşumuna zemin hazırlarsınız. Tam tersi de olabilir. Eğer çocuğunuzu fiziksel, duygusal ve maddi olarak yeterince koruyamazsanız da bu şemanın oluşumuna sebep olabilirsiniz. Şema ile başa çıkmak için kökenini anlamaya çalışmak faydalıdır. İnandığınız risklerle gerçekler arasındaki farka odaklanmak, hayatınızdaki kısıtlamaları ve kaçınmaları engellemeye çalışmak şema ile başa çıkmaya yardımcı olur.

Eğer bir ebeveyn iseniz, çocuğunuza karşı aşırı korumacı olmayıp gereken güveni sağlayıp, olaylarla baş edebileceği konusunda onu cesaretlendirerek şemanın oluşumunu engelleyebilirsiniz.