Büyükbaş!..


Zordur büyükbaş olmak. Ardında hep birileri vardır, fiyatı fazladır ama önünde de birileri vardır muhtemel. Ya güdülendir sürüsünde veya güdenin esiridir kesilinceye değin.



Eti, sütü, derisi hatta pisliği bile değerlidir. Otlaktan sofraya süreci de bellidir, ne eksik, ne fazla. Geldi mi günü, uzatıverir kafasını celladının kucağına, sonrası yok işte.

Grip bile olmaya hakkı yoktur kesiverirler oracıkta murdar gitmesin diye. Farkında değildir ama yine de hastalanmaz.

Ne uzay araştırmaları umurundadır, ne de tıpta nükleer gelişmelerden haberi vardır. Yaşar gider sessiz sedasız otlakla ağıl arasında. Mutludur muhakkak karnı ağrımadıkça. Hatta statüko sorunu da yoktur diğer sığırlarla arasında. Daha iyi bir arabası olsun istemez veya başka lüks bir ağıl için krediye başvurup günlerce heyecan içinde beklemez. Kredi ve vergi borcu da yoktur kurumlara.

Hatta koalisyon için bile fikri yoktur zannımca. Böğürür ara sıra kendince, en doğal hakkı kanımca.

Kendisini ilgilendirmese de vardır elbet az da olsa zararı. Yedikçe taze otları salıyor gazları. Ozonu deliyormuş her gaz salması, hiç yormaz aklını ve kafasını. Zaten kontrol edebileceği bir durum değil, dedik ya taze ot yedikçe sorun. Nasa düşünsün ona ne!

Tatil matil de düşünmez, emrinde birçok adam onun semirmesi için ter döker. Ağıl-otlak-ağıl-otlak, mesaisi belli, ne tatili var ne saati. Varsa sütü ne ala, yoksa doğru mezbaha, çokluk üremek için ana veya koskoca bir boğa. Tek mesaisi...

Neyse fazla derine inmemeli. Üredikçe uzayan ömür, üredikçe çoğalan mal sonuçta.  Mal işte hepsi aynı, alan razı satan razı. Onun fikri yok, olsa da zaten soran yok. Ara sıra mesaj verir mi birilerine bilinmez. Mutlu diye düşünülür akla bile gelmez.

Bir büyükbaş hikayesi anlatayım dedim, sonunda baktım ki kendimi söyledim. Kimsecikler alınmasın üstüne.

İhsan Bölük çatlasın, manilerine cevap yazayım derken ortaya çıktı manzume…