Balıkesir escort İstanbul masaj salonu



Bursasporlu olmak


İstanbul’un popüler semt takımları şimdi sizin başınızı bunların sahip oldukları kupalar, dünyada isim yapmış futbolcular misafir çocuğun fiyakalı arabadan, gıcır gıcır elbiselerle iniş anındaki gibi döndürebilir.



Bir Bursaspor taraftarı olarak kendi adıma hiçbir zaman kupalar olmazsa olmazım olmadı. Bursasporluluk babadan genetik miras, doğduğun ülkenin vatandaşı olmak gibi doğduğum şehir üzerinden bana verilmiş bir unvan. Bursasporluluk; ailemin bir ferdi yada birlikte büyüdüğüm arkadaşım gibi kendimi bildim bileli hep var olan bir olgudur.

Ne tanıştığım tarihi bilirim, ne de sevmek için sebep ararım. Babamın ilk elimden tutup maça götürdüğü zamanlardan beri şehrimizin takımı olduğu için sevmek bilinci yerleştirildi.

Kupalara tapmamayı babamın “oğlum ben göremem belki ama inşallah bir gün şampiyon olacak bu takım” deyişleriyle işledim kalbime. Bursasporluluk bu bağlamda güzel günlere dair bir umuttur, her türlü başarısızlığa rağmen kopamamaktır.

Cefakar taraftarımızın haykırışıyla “Feda olsun“ dur,  “göğüs germek derdine senelerce“ dir, yada bir pankart üzerinde yazdığı gibi “Adı aşk bu eziyetin”dir , “Seni annem gibi sevdim“ dir.

 

Çocukluk yıllarımıza gidelim. Hangimiz babamızı sahip olduklarına göre değerlendirdi ki? Babası fakir olan evlat, babası zengin olan evlattan daha mı az sevdi? Hani mahallemize zengin çocuğu gelirdi, kıyafetler gıcır gıcır, fiyakalı bir arabadan inerek. İmrenirdik, keşke bizde de olsa diye iç çekerdik ama 5 dakika sonra hayatımızın gerçeklerine dönüp yine mutlu olmayı başarırdık. Misafirliğe gelen zengin çocuğu iç çekerdi bu sefer kaldırım üzerine oturmuş halde. Dizlerinin üzerine dayadığı kolları, iki elinin arasında koyduğu başı ile gözlerini kırpmadan size bakar oynarken. İçinde bir “acaba“ vardır hep “beni de aralarına alırlar mı?“ diye. Bir müddet sonra üzerinize dikilen gözler rahatsız eder sizi. “ Sende oynamaz mısın?” diye dışa vurur içimizdeki vicdanın sesi. Bu soru karşısında mutlulukla parlayan bir çift göz  ve ok gibi fırlayan bir çocuk. Sonra tanışma faslı derken oyuna başlardık. Sonra bir anne belirirdi akşam ezanına doğru. Misafir çocuk için gitme vakti. Gıcır gıcır kıyafetler seninkilere benzemiş hafiften kirlenince, sırılsıklam olmuş terden. Annesi tutup kolundan sürükler “oğlum bu ne hal?” diye söylenerek, dinlemez bile çocuk. Yürür fiyakalı arabalarına arkasına dönüp dönüp, mahzun mahzun bakarak ve yine ileride bir gün aramıza katılmayı ümit ederek. Dedim ya sen hayatının gerçeklerine dönüp mutlu olmaya devam edersin ama o çocuğun bir yerlerde babasının parasının kapatamayacağı bir boşluk oluşmuştur bile.

 

Sevgili genç Bursasporlu kardeşlerim. Yukarıdaki hikayenin kahramanlarını değiştirin. Biz Bursasporlular fakir babanın evlatları, misafir zengin çocuğu ise İstanbul’un popüler semt takımları. Şimdi sizin başınızı bunların sahip oldukları kupalar, dünyada isim yapmış futbolcular misafir çocuğun fiyakalı arabadan, gıcır gıcır elbiselerle iniş anındaki gibi döndürebilir. Ama bizler ağabeyleriniz olarak diyoruz ki; siz  onların aslında hep gıpta ettikleri, asla ve asla sahip olamayacakları, aranıza girmeyi arzulayacakları, girip gittiklerinde ise hep içlerinde ukde bırakacak bir çok şeye sahipsiniz. Belki şu an farkında değilsiniz. Bursaspor belki bir gün 10 sezonun 8-9’unu şampiyon olarak bitiren, Türkiye denince akla ilk gelen kulüp haline gelecek. Belki hep böyle sadece ümit ederek devam edecek her sezon. Ama sizde gerçeklerinize dönüp mutlu olmayı başarırsanız, Bursaspor’un ne halde olduğu sizin sevginizin ölçüsünü belirlemeyecek.  Sonunda hep imrenilen siz olacaksınız. Sahip olduklarınızın kıymetini bilin!

Bursa’da doğmak, Bursasporlu olmak herkese nasip olmaz. Bu yüzden kardeşlerim siz; başarılarıyla yer edinen takımların taraftarları arasında, sevdamızla, duruşumuzla  yer edindirdiğimiz  takımın taraftarları olarak her daim sivrileceksiniz.