Bursa’nın delileri


Bakırköy Akıl Hastanesi bahçesindeki bir deli, parmaklıklar ardında yolda gezinen binlerce insanı görünce "İçerde ne kadar da fazla insan var” demiş. Aslında kimin içerde, kimin dışarıda, kimler deli, kimler sağlıklı ancak tanrı bilir.



Bursa gönüllüsü Ayşe Yandayan, tüm dinamizmini, enerjisini kentin tarihi ve kültürel mirasına harcayan biri... Bursa’yla yatıp Bursa’yla kalkıyor. İlgili ilgisiz herkesten Bursa’nın tarihi mirasının korunması için yardım istiyor… Deyim yerindeyse tam bir “Bursa delisi”…

Günlerden bir gün Ayşe Hanım, merhum Büyükşehir Belediye Başkanı Hikmet Şahin’i bir ara sıkıştırıp, ayak üstü ve hızlıca Balabancık Kalesi ve Çobanbey bölgesindeki gelişmelerle ilgili bilgiler veriyor, ondan yardım istiyor. Başkan Şahin de, haklı olarak kendisiyle konuşma çabası içinde olan kişinin kim olduğunu öğrenmek üzere yakınındaki yetkililere soruyor… Yanındaki belediye görevlisi de, Başkan’ın, bu tür kentin kültürel ve tarihi sorunlarından sıkıldığı endişesiyle sanırım, işgüzarlık yapıp Ayşe Hanımı “deli” diye tanıtıyor… Belki de Başkan’ın zamanının boşa harcandığı için böyle bir tanımlama yapılıyor… Çünkü bazılarına göre “Halının tozu, delinin sözü bitmez.” Oysa bilmiyorlar ki “Akıllı köprü arayıncaya kadar, deli suyu geçer.” “Akıllı düşününceye kadar, deli oğlunu everir.”

Böyle bir sözü, bir Belediye yetkilisinin söylenip söylemediğini araştırmadım, belki de Ayşe Hanım yanlış algıladı. Ama Ayşe Hanım’ı bu sıfattan hiç de rahatsız olmuş görmedim… Çünkü bazen “deli” sıfatı kişilere bazı avantajlar sağlıyor. Türk toplumunda deliliğin tanrısal bir kut olarak görüldüğü için hep korkulmuştur. Rahmetli Çemşit Suvar da deli sıfatı arkasında Bursa’daki tüm yöneticileri korkutmuştu. O’nun korkusundan belediye yetkilileri tarihi eserlere zarar vermekten çekinirdi. Böyle durumlarda Türk halkı “Baktın deli, dön geri” der…

Her mahallenin bir delisi var

Nedense her köyün, her mahallenin bir delisi vardır. Bazen köylü veya mahalleli de bu mecnunları yaratırdı. Köydeki mahallede gerçekten deli bir kişi yoksa, en zayıf, en saf kişinin üzerine gider, onu mahallenin delisi yapardı.

Hamzabey’deki Kafa Rafet kızdığı kişilere kafa vururdu. Yine aynı mahalleden Karabela Nihat da kavgacı biridir. Yılan Osman da, sürekli yanında yılan taşır. Her yanında yılan vardı. Bazen yılanla adam döverdi.

İvazpaşalı Dağlı Halil İbrahim kendisini kızdıranları taş ve toprakla kovalardı.

Deli Hasan Temenyeri’nde haraç alır, şarkı söylermiş. Deli Petro da güleç yüzlü bir kişi olup, Setbaşı civarında dolaşır, zararsız biridir.

Deli Nuri Tophane bahçesinin önünde mekik ile yün eğirir. Elinde de bir kamçısı vardı. Bazen İstanbul’u fetheder bazen de Çanakkale gazisi olup sokaklarda bağırırdı. Deli Nuri, Çakırhamam civarında nutuk atardı. Şemsiyesini yaz kış taşır. Bazen iki-üç şemsiyesi taşırdı.

Muradiyeli Muhammed de, yolda giderken aniden durur, hayalinde gördüğü birilerine bir şeyler anlatır, yada bir yerden başka bir yere bir şeyler boşaltır gibi yapardı. Mahalle kadınları, “Vah yavrum adını taşıyamadı” diye zavallıya acırlardı.

Tankut (Sözeri) da çocukluk yıllarında adını anımsayamadığı bir delinin çarşıdaki dükkanlara koşarak gelip takvimleri değiştirdiğini, saat sorulduğunda ise aklından atarak: “Beşi beş dakika 10 saniye geçiyor” dermiş…

Ayrıca Babasultanlı Hüseyin ile Hisar altındaki mağarada vurulan Deli Erdal diğer mecnunlar. Keçi Enver de Hisarlı olup amigo idi. Kel Kâmil, Yeni Mahallede eski bir çete imiş. Şapka giymemek için idam edilirken ipten dönmüş. Mollafenari’de ise Japon adlı deli de kendisini kızdıranları kovalardı.

Ulacami delileri çekermiş

Öteden beri halk arasında “Ulucami delileri çekermiş” derler. Gerçekten de delilerin çoğu Ulucami ve Kapalıçarşı bölgesinde gezinirler. Çarşı esnafı mecnun olarak ve zavallı olarak gördüğü bu insanları hem kızdırırlar, hem de himaye ederler. Bu kişileri aileden birisi sayılırdı. Bayramda, Ramazan’da alıp bu mecnunları yıkayıp paklaşarak yedirip içirirlerdi. Bir güzel de giydirirlerdi. Ancak kısa süre sonra yeniden giysileri kayış gibi kirlenirdi. Ölünce masraflarını da çarşı esnafı karşılardı.

Aslında delilerin çoğu üretkendir. Örneğin Deli İsmail ise sütsal ve rozet satar, Ulucami mecnunlarından zararsız biridir.

Badırmalı Nihat (Küsmez) de Ulucami  mecnunlarından biri. Çocuklar onu “Köprü altı 25” deyince kızar, kovalardı. Belli ki, çocuklar, Nihat’ın hatırlamak istemediği bir kötü anısını hatırlatmak istiyordu. Bandırmalı deyip de kızdırırlırdı.

Deli Hafız Ulucami civarında bağırırdı. Yüzlerce rekat namaz kılar, birisini arkasından tak der. Bazen de donlarına kadar soyunurdu.

Kiremitlik mahallesinde Deli Raif, cami önünde kendi kendisine konuşur. İleri- geri sürekli bir noktada gezer.

Deli Şaban Kapalıçarşı’da gezer, herkese selam verir. Oturup dua eder. Bazen de anadan doğma da gezmiştir.

Hasan adlı deli de rozet satıp, insanların ensesine aniden vururmuş.

Komiser Tahir de, apaletleri silah takarak gezinir. Bazen de silah çeker düdük çalar.

Deli Seniye de Ulucami delilerinden. Sürekli Deli Nihat’la çekişirdi. Bir otel yangınında yaşamını yitirdi. Sakızcı Ayşe de Ulucami mecnunlarından.

Gemlikli Çayırağası (Gençağa Önal) da Çarşının müdavimlerindendi. Türkmen kıyafetiyle gezer, körüklü çizmeler giyerdi.

Delilerin en güzeli Deli Ayten

Bursa’da Deli Ayten’i görmek, çocukluk yıllarımda ünlü bir artisti veya futbolcuyu görmek kadar, belki de daha fazla etkilerdi. Bursa'nın cadde ve sokaklarında uzun yıllar avare dolaşarak, giyimi, cümbüşü, davuluyla ilgi çekmiş, kimsesiz bu kadın Bursa’nın adeta sembolü olmuştu.

Delilerin en güzeli Deli Ayten(Şenaşık)’dir. Nitekim 14 Mart 1992 tarihinde Kızyakup mahallesindeki kulübesinde yaşamını yitirdiğinde Osmangazi Belediyesi anlı-şanlı bir mezar yaptırdı ona. Üzerine de güzel bir fotoğrafı konuldu. Aslında her deli yada mecnunun bir hikayesi vardır. Ayten’in hikayesi ise çok dramatik. Aşkından deliye döndüğü söylenir. 1935 yılında Bursa’da doğan Ayten’in hikayesi, genç kızlığa adım attığı 13–14 yaşlarında başlar. Aynı mahallede oturan ve kendisinden beş yaş büyük Cümbüş Hasan'a (Bayındırlıoğlu) aşık olur. Ancak ailesi, Ayten’in tüm ısrarlarına karşın Cümbüş Hasan'la evlenmesine izin verilmediği için delirdiği söylenir. Alkolik olduğu belirtilen sevgilisiyle evlenemeyen Ayten'in aklî dengesi yavaş yavaş bozulmuş. Ailesi kapı kapı derman ararken, bir doktor ancak sevdiği kişiyle evlenirse düzeleceğini söyler. Bunun üzerine ailesi de Ayten’i sevdiğiyle evlendirmek zorunda kalır.

Ne var ki, dillere destan bir düğünle Cümbüş Hasan'la dünya evine giren Ayten, artık düzelemez. Aradan 1-2 yıl geçtikten sonra genç damat Cümbüş Hasan evi terkeder ve kendini içkiye verir, bir süre sonra da ölür. Eşinin ölümüyle daha da yıkılan Ayten de, avare avare Bursa sokaklarda dolaşmaya başlar. Adı ’Deli'ye çıkar.

Hep merak ederdim, Deli Ayten’in elinden düşürmediği cümbüşün nedenini… Sevdiğini anımsattığı için sanırım sürekli cümbüş çalardı Ayten…

Doktorlara göre ise aşkın yarattığı delilik bir yakıştırma. Üç yaşındayken geçirdiği menenjit hastalığı nedeniyle aklî dengesini yitirmişti.

Kimlere deli denir?

Kimlere deli, kimlere akıllı denir? Gerçekten güç bir soru. Ayşe Yandayan gibiler neden deli olarak görülür? Bugün bir Belediye görevlisine göre, her gün Belediye’den ihale kapmak için kapılarda bekleşen müteahhitlerin, fırıldak çevirmek isteyen düzenbazların, kaçak konut veya kat yapmak için belediye önünde takla atan partililerin ya da hemşehriler saygıdeğer kişiler olarak görülürken, sadece yaşadığı kentin sorunlarıyla ilgilenen Ayşe Yandayan gibilere deli gözüyle bakılabilir… Bazıları için, çok okumak bile delilik nedeni…

Bakırköy Akıl Hastanesi bahçesindeki bir deli, parmaklıklar ardındaki yolda gezinen binlerce insanı görüp ve onları kastederek: “İçerde ne kadar de fazla insan var” demiş. Aslında kimin içerde, kimin dışarıda, kimler deli, kimler sağlıklı olduğunu tanrı bilir…

Bazen kendim için de düşünürüm, acaba parmaklıkların içinde mi dışında mıyım? Akıllı olduğumu söyleyemem ama, Ayşa Hanım kadar, kişisel çıkarlarımı bir yana bırakıp aklımı fikrimi toplumsal sorunlara bozacak kadar deli de değilim doğrusu…